Hiperaktif bir çocuktum, sandığın üzerine çıkıp boy gösterisi yapıyordum anneme. Ayağım kayınca yere düştüm. O esnada babam geldi işten. Kükreyip anneme saldırdı. Sahip çıkamıyor musun çocuğa oralarda ne geziyor deyip üzerine saldırdı. Korkudan annemin eteğine saklandım. Ve ben o gün babamdan nefret ettim sürekli korktum. Sabırsızlıkla gelmesini beklediğim anlarımı yok etti. 8 yaşındaydım Adana'ya tatile gittik. Sabah kahvaltısı yapacaktık, deli gibi acıkmıştım. Daha ilk lokmam da başladı konuşmaya babam. İkizim için diyordu ki; Onun için her şeyimi veririm, istesin arabamı, evimi, hatta kullandığım telefonu bile veririm dedi. O esnada amcam sordu, benim hiçbir şeyde hakkım neden yok diye. Cevap olarak;"Hayır hiçbir şeye hakkı yok" dedi babam. Dayanamayıp dedim ki;"Ben senin için hiçbir zaman olmadım ki, şimdi mi olacağım" dedim. Keşke hiç olmasaydın dedi babam. Hala sesi kulaklarımdan gitmiyor. Üstelik kalabalık çoktu, yemek yiyemeden sofradan kalkıp, yan odaya geçip saatlerce ağladığımı biliyorum. 9 yaşındayım, yine Adanadayız. Dışarıda oynamaktan çok acıkmıştım. Koşa koşa eve gelip yemeğe oturdum. Daha ilk lokmam da babam başladı konuşmaya "şişman olacaksın yemek yeme, teyzen (çocukken geçirdiği trafik kazasında ilaçların etkisiyle aşırı kilo almış teyzem obez olarak kaldı) gibi mi olacaksın deyip herkesin içinde azarladı. Yiyemeden kalkıp gittim. Saatlerce bunun için ağladım. Neden bana böyle davrandığını sorgulayıp durdum. 12 yaşındayım, ikizime göre olgun, yapı olarak da iri biriydim. Her gün okuldan gelip bulaşıkları yıkardım, temizlik yapardım. Dışarı da ikizim oyun oynarken ben evde yemek yapıyordum. Yaşıtlarım hatta ikizim yumurta bile kıramazken ben yaprak sarması yapıyordum. İşimi bitirir balkona geçer, ikizimi izleyerek elimi yüzüme koyar, saatlerce bunun için ağlardım. O da kız çocuktu ben de. Tek fark ona göre iri yapıya sahip olmamdı. Çok erken büyüdüm, çocukluğumu yaşamadan. Liseye başladım, halamgil bize geldi, o hafta. Mutlu oluyorum onlarla, akşam oldu odamı gösterdim ablalara. Çilem abla sorular sordu, kitap okuduğunu sevdiğini biliyorum dedi çantasından 2 tane kitap çıkardı, hediye etti bana. Şaşırmış bir o kadar da mutlu olmuştum. Ve sonra dedi ki bana:sen çok şey yaşadın dedi, anlamadım dedim, dayım yengem birgün olsun yanında olmadılar abilerin desen kendi hallerinde umursamıyorlar. Birsen ben seni tanıyorum, sen acıyla büyüdün, kendin mücadele ettin. Ve sonra hata yapıp gülen yüzünle kapattın. Bunu görmemek için kör olmak gerekir dedi. Neye uğradığımı şaşırdım o an. Gülerek, alakası yok, nerede çıkarıyorsun bunları ben çok mutluyum abla dedim. Yapma işte bunu lütfen dedi ve odayı terketti. Sabaha kadar bunun için ağladım, işime bir şeyler oturdu. O an ölmeyi çok istedim, gözlerimi açamayacak duruma geldim. Lise son sınıftayım dershaneye yazıldım. Tabi bu esnada okullar arası öykü, şiir yarışmalara katıldım. İlk 3'e girmiştim. Buna aileme hiçbir zaman belirtmedim. Sürekli birşeyler yazdığımda git ders çalış bunlarla oyalanacağına diyen bir annem vardı. Eroinle dans kitabını okuyorum diye elimden alıp yırtan, 3 üniversite mezunu olan abim yapmıştı. Okulun dergisinde yazım çıktı, asla söylemedim aileme, bilmesinler istedim. Lise bitti iyi bir bölüm kazanamamıştım. Abime çok destek oldular bana da olurlar sandım. Her gün daha çok yıkıldım. Ben dershane beklerken, babam abimi yazdırdı. Ben dershane beklerken babam arabasını değiştirdi. Ben dershane beklerken babam abimi evlendirdi. Susma payı olarak belediyenin ücretsiz kurslarına gönderdi beni babam. Ekstra bir katkısı olmadı bana. Daha kötüye gittim her defasında. İyi bir bölüm tutturduğum için yerleşmesi bir yere, eve hapis oldum. Ailemin yapamadığı ne varsa sürekli arkadaşlarım, öğretmenlerim yaptılar, haklarını ödeyemem. Şu an tek gayem okuyup iyi yerlere gelmek ve asla "keşke"lere izin vermek istemiyorum. Babama babalar günün de yazdığım yazıyı paylaşmak istiyorum;
Affet kızım!
Bu gün babalar günü ama ben bunu haketmiyorum. Çünkü oğullarım seni döverken seyrettim sesimi dahi çıkarmadım. Ortada suçun yoktu bile. Ben hep seni küçüklüğünden beri dışladım, hor gördüm, hiç olmasaydın, hiç doğmasaydın dedim yüzüne gülen gözlerine bakarken. Herkes seviyor seni bir ben sevmedim. Hakaret ettim, küfür ettim, dövdüm bir gün olsun sesini çıkarmadın. Annen sana beddualar ederken dinledim duymadım sandınız hep. Sen yıkıldın acıyan yerlerine ben hep üstüne bastım. Her şeye rağmen ayakta durmasını bildin! Herkese bir şekilde yardım ediyorum ama birgün olsun sana yardım etmedim. Sen hep kendi başına acıyla kıvranarak büyüdün. Bunu hissediyordum buna rağmen hiçbirşey yapmadım. Birgün olsun saçlarını okşayıp 'kızım!' demedim. Sımsıkı sarılmadım öpmedim. Bütün herşey de kısıtladım, sık boğaz ettim, burnundan getirdim yine birşey demedin. 21 yaşındasın bir telefonun bile yok dışarıya hasret ettim. Dershaneye göndermedim okumayı çok istediğin halde benim arabam benim evlerim hep ön plandaydı. Sana hakettiğin ne varsa yaşatmadım senden alıyordum bütün hıncımı. 26 yaşındasın, sen hâlâ deli gibi üniversite okumanı bilmeme rağmen, okutmadım. Çünkü senin hayallerin önemli değil. Dışarı çıkınca sürekli aradım, sorguladım. Dürüst oldunuz ne kadar şüpheyle yaklaştıysam doğrusunu söyledin. Ama o gün öfkeme yenik düştüm, üstelik suçun bile yokken bela okudum, anneni, kızlarımı dövdüm. Hem de bir hiç uğruna, sabaha kadar ağlattım sizi. Affet kızım bugün benim günüm değil!
"Anne" deyince burnumun direği sızlıyor.
Belediyenin verdiği ücretsiz ingilizce kursuna gidiyordum. Sınıfa girdik, öğretmen geldi, tanışma faslına geçildi. İnsanlar buz gibi birbirlerine bakıyorlardı. Sıra bana geldi. Tebessüm ederek tanıttım kendimi, öğretmen de güler yüzlü olmama sevinmişti. O an espri yaptım, herkes güldü. Ortam bir nebze de olsa değişti. Derse başladık, arkamda oturan kadın yanında 3-4 yaşlarında kızını öpüp, kokluyordu. Her iltifat ettikçe kızını öpüyordu. O an defalarca ölmeyi diledim. İçimde kanadı. Biraz önce tebessümümle herkesi mutlu eden ben, gözyaşlarıma hakim olamadan sınıftan ayrıldım. Herkes şok oldu, tabi ben de. Gözlerimi açamayacak kadar ağlamıştım. Hiç kimseye de bir şey diyemedim. O anı hiçbir zaman unutamıyorum.
"Abi" deyince kötü oluyorum her defasında. Akla hep sarar sarmalar, büyük olur, arkanı kollar diye hayal ederiz ya hiçbirini yaşatmadılar. Adı 2 abim var, hiç bir zaman bunu demedim, dedirtmediler bana. Çocukken takı takmayı çok severdim, sırf dikkat çekiyor diye zorla abim tarafından çıkarıldı. Günlerden perşembe ve ben 19 yaşındayım.
Bir gün spor merkezinden eve dönüyorum, bir abi bana adres sordu. Tarif ettim o an babam geldi. Bağırıp çağırıp beni dövmeye kalkıştı. Adam panikle ayrıldı. Ben korkudan titriyordum ağlayarak eve geldim. Evde de komşu var, korktular. Babam bağırdı çağırdı, üzerime saldırmaya başladı. O esnada kapı çaldı büyük abim işte geldi. Kapıyı kapattı, benden uzak durun ne yapıyorsanız yapın dedi. O an defalarca ölmek istedim, haftalarca bunun için ağladım, yemek yemedim mahvoldum. Aradan birkaç ay geçti balkonda oturuyoruz, bana dedi ki. Arkadaşlarım sizi soruyor bi 2 yıllık üniversite kazanamadılar diyemedim, dedi. Çok zoruma gitti bu laf, hiç unutmam. Küçük abimle çarşıya çıktık alışverişe, arkadaşıyla karşılaştık. Şok oldu beni ve ikizimi görünce. Kız kardeşin mi varmış senin dedi. Evet dedi. Peki ne okuyorlar şimdi dedi. Cevabı;ne üniversitesi bir kitap bile okumuyor dedi. Ve bunu diyen abim 3 üniversite mezunu.
Hayaller hayatlar arasında bu kadar uçurum olacağını düşünmemiştim en azından. Çocukluğumdan beridir hep bir tarafım eksik olarak büyüdü, onu ne yaptıysam tamamlayamadım. Ve bunu büyüyünce daha iyi anladım. Ne kadar dipte olduğumu , bir o kadar da tek başıma mücadele etmeyi öğrendim. Çocukken bile öyleydim, kendi yaramı kendim sarardım. Arkamda duran dağ gibi babam olsun istedim, beni sarıp sarmalayan annem, iyi kötü kontrolümü sağlayan abilerim olsun istedim. Çok iyi arkadaşlara sahip oldum, birgün olsun tek bir kişi bile incitmedi beni. Çünkü artık yaşam kaynağım arkadaşlarım olmuştu, beni güldüren mutlu etmek için çabalayan yalnızca onlar vardı. Canım sıkıldığında beni hem anne hem baba hem dost gibi dinleyen bir öğretmenim vardı. Ona hayallerimden bahsediyordum, mesela diyordum ben harika bir öğretmen olacağım. Hobi olarak da edebiyat okuyacağım. Bunun umudunu yeşertti bana, içime aşıladı. Yeri geldi bana sımsıkı sarılacak anne, başımı koyacak omuz oldu, yeri geldi sırdaş oldu. Ama ben bunları ailemle yapamadım. Herkes için çok şanslı biriydim, ama ailem için değildim. Kilom için, vücudumdaki tüyler için yemediğim hakaret kalmadı. Ben hepsine sustum. Hep diyordum ki;bir ablam olsaydı beni anlar mıydı acaba, abim olmasaydı mesela. Beni dinler miydi, yanlışlarımı söyleyip doğruları gösterir miydi? Ben bunun hayaliyle büyüdüm. Sonra dedim bir umut;abim evlenirse evlendikleri eşleri ablam gibi olur, yapmak istediğim ne varsa onlarla yaparım. İnşallah yenge değil de ablam olur dedim. Yenge her zaman yabancı kelime gibi geldi bana. Abim evlenecek ama nasıl mutluyum hayallerim gerçekleşecek sonunda diyorum. Yere göğe sığamıyorum. Akraba olduğumuz için, ortamı garipsemedim. İstemeye gideceğiz yazın günü çiçekler solmasın diye kucağıma aldım. 2,5 saat yol sürdü. Eve geldik karşıladılar bizi. Tebrik etmek için yanına gittim gelinin. Çok kalabalık akrabalar, komşular doluydu. Bana herkesin için ya getire getire bu çiçeği mi getirdiniz, benim istediğim çiçek bu değildi ama neyse dedi o an dondum. Neye uğradığımı şaşırdım, başımdan kaynar sular döküldü. Kimseye belli etmedim tek kelime söylemedim. Gözlerim alev gibiydi canımın sıkıntısından. Nasıl geçti hatırlamıyorum bile. Kınayı, düğünü hatırlamak bile istemiyorum o derece rezillikti. Beraber kuaföre gittik, sürekli bizi başından atmaya çalıştı. Bulunduğumuz için sürekli rahatsız oldu. Gözlerini dikti durdu. Derken evlendiler davete çağırdılar. Ben de ilk defa yenge dedim toplumda. Oradan genç biri, Antepiayı sordu bana, ben de adını duydum ama görmedim dedim. Hemen cevap verdi "ya bu fukaranın bir yer gördüğü mü var ki soruyorsun" diyen abimin eşi. 2. defa yenge dediğim de ise, komşudayız ilk defa o eve misafir oluyor. Antep'i kötüledi yetmedi, aileme geçti sıra. Yok kültür farklıymış, yok her şeye çok önemsiyormuşuz. Buradaki insanlar çok kaba alışmak büyük mesele. Sesimizi çıkarmadan dinledik durduk. Birgün abimle kavga etmiş ama nasıl hıncını alıyor bizden anlatamam. Ya canım aile uyumu çok önemli, kültür farkı çok önemli. Ah ah beni ne komiserler, kimler kimler istemedi ki. Ben memur olacaktım Mustafayla mı evlenecektim. Ne hediyeler ne çiçekler geliyordu bana. Şimdiki halime bak rezalet. Yine ses çıkarmadık. Üstüne kahve yaptım, meyve tabağı da süsledim önüne getirdim. Önemli olduğunu hissetsin istedim, çünkü empati kuruyordum, yarın birgün ben de gelin olacağım. Böyle hissetmek istemezdim dedim hep. Yemeğe davet ederiz ayak ayak üstüne atar telefonla oynar, sofra hazır olunca ben hazırladım diye defalarca yaptı yine ses çıkarmadık. Aman abim üzülmesin, ama şöyle olmasın dedik. Arkadaşlarım gelir yanımıza oturur, ayak ayak üstüne atar. Canım evlilik her şey değil, gezin tozun hayatınızı yaşayın. Benim kadar rezil olmazsınız, ben bekarken özgür kızdım. Bana öyle derlerdi, canım sıkıldıkça şehir turu yapardım deyip sürekli küçümserdi. Yine kahve yapar ikram ederdim, bizimle otursun diye de ısrar ederdim. Biz kendisinin komşularıyla karşılaştığımız da bizi tanıştırma tenezülünde bile bulunmazdı. Biz ne yaptıysak birgün olsun teşekkür etmedi. Sürekli açığımı aradı. Evlendiği ilk sıralar telefonumdan bir şey bakacağını söylerdi, meğer mesajlarıma aramama ne yaptıysa her şeyi inceler öyle verirdi. Ben bunu yine tek kişiye bile söylemedim. Biz ne yaptıysak memnun edemedik, sürekli toplumda bizi küçümsedi, hor gördü. Herkes de dinledi, şahit oldu. Kendi ailesi ne yaptıysa ne aldıysa hiç birşey gözümde bırakmadı aldı diyordu. Üstelik babam bir dediğini iki yapmazken. Ve birgün olsun ileri bile git demedik. Haftalar boyunca sabah kahvaltıya gelir yediği yemeği toplamadan, omzuna çantayı alır çocuğu da bize bırakır akşam 6 gibi gelirdi. Ve bunu birgün olsun olay yaratmadık. En son olaya gelince yengem fıstık için teşekkür etti, ardından annem devam etti düşğncelidir bize de gönderir sağ olun. Devamını kendi getirdi. Teyzem de işte akıl yok değene de veriyor değmeyene de veriyor dedi yüzüme baka baka. Ben de bunu duyunca patladım. Çünkü artık sabır da yoruluyormuş bunu anladım o an. Hayatımın baharındayken, her gözlerimi açtığımda uçurumda gibi hissediyorum, ve ne zaman kendimi atacağım diye başlıyorum güne. Aynaya her bakınca tanımayacak hale geldiğimin farkındayım, çürüdüğümü artık yaşamadığımı biliyorum. Gün be gün saçlarımdaki çoğalan beyazlara bakarak ağlayıp durdum. Ne biliyor musun insanı en çok acıtan da. Sürekli birileri mutlu olsun diye çabaladım, saygıda kusur etmedim. Sürekli fedakar olan benmişim, onlar benim için ne yapmışlardı? Babam desen ruh hastası, annem desen varlığından haberdar bile değilim. Ama abilerim yanımda olsun sarsın sarmalasın istedim. Birkaç ay önce kardeşimle evdeydik, akşama kadar değil kapı pencereyi dahi açmadık. Babam saat başı arayıp kontrol etti. Eve geldi, kardeşim anneme bağırdı çağırdı. Ne bu zırt pırt arıyorsunuz, diye. O an çay doldurmaya gitti Babam sese geldi, ne olduğunu sordu. Annem başladı senin yüzünden bana bağırıp çağırıyorlar. Sesimi dahi çıkarmamıştım. Kaç defa aramışım dedi cevap vermedim. Kardeşim girdi araya, defalarca aradın dedi. Biz evde ne yapmış olarabiliriz dedi tartışmaya girdiler. Önce annemi, sonra kardeşimi, sonra da beni dövdü. Yemediğimiz beddua, hakaret, küfür kalmadı. O an öldü benim için babam, hiç olmamıştı ki varlığından haberdar bile değilim. Aylarca yüzüne bakmadım, biliyorum yine tekrarlanacaktı değişen bir şey olmayacaktı. Hayat yine devam edecekti Bunu izleyen abilerim, sebep olan annem olduğu sürece biz her gün öleceğiz. Toprağa girenler mi sadece ölü olduğunu sanıyorsunuz. Kimseye ihtiyaç duymayayım istedim. Bir arayış içinde olmayayım diye nefsime hakim oldum. Şükürler olsun en ufak hata bile yapmadım. En dibi görsem de duâ ettim. Çünkü yalnız değildim, beni duyan bilen gören tek kişi Rabbim. Evet çok pişmanlıklarım var, mesela beni desteklemesini beklediğim ailem için fedakar olmasaydım. Aklımı kullanıp, iyi bir üniversite okusaydım. Her şeye oturup ağlamasaydım, herkesi kendimden fazla düşünmeseydim. Biraz ya biraz kendim için çabalasaydım. Evet geç de olsa aklım başına geldi. Şimdi de gücüm kalmadı, en ufak bir şeye dayanamıyorum patlamak kıyameti koparmak istiyorum. Psikolojik olarak çöktüm, kendimi uçurumda gibi hissediyorum. Ben ne zaman buradan atlayacağım diyerek gözümü açtım. Ve üstelik hayatımın baharındayken düşünüyorum bunları. Eski fotoğraflarıma bakıp saatlerce ağladığımı biliyorum. İçimde yaşama sevinci denilen bir şey kalmadığı için ağlıyorum. Çok isterdim, gözyaşlarımla her şeyi silip unutmayı. Daha iyi bir başlangıç yapıp geçmişi unutmayı, her şeyden çok isterdim çoook.
Uzmanın Cevabı: Merhabalar uzuncu ozetlemıssınız ...Geçmişe dönük hareket edemeyiz şuanı ve geleceği kullanmalıyız .Sizde ricam randevu alırsanız bunu seansımızda değerlendirebiliriz
Hiperaktif bir çocuktum, sandığın üzerine çıkıp boy gösterisi yapıyordum anneme. Ayağım kayınca yere düştüm. O esnada babam geldi işten. Kükreyip anneme saldırdı. Sahip çıkamıyor musun çocuğa oralarda ne geziyor deyip üzerine saldırdı. Korkudan annemin eteğine saklandım. Ve ben o gün babamdan nefret ettim sürekli korktum. Sabırsızlıkla gelmesini beklediğim anlarımı yok etti. 8 yaşındaydım Adana'ya tatile gittik. Sabah kahvaltısı yapacaktık, deli gibi acıkmıştım. Daha ilk lokmam da başladı konuşmaya babam. İkizim için diyordu ki; Onun için her şeyimi veririm, istesin arabamı, evimi, hatta kullandığım telefonu bile veririm dedi. O esnada amcam sordu, benim hiçbir şeyde hakkım neden yok diye. Cevap olarak;"Hayır hiçbir şeye hakkı yok" dedi babam. Dayanamayıp dedim ki;"Ben senin için hiçbir zaman olmadım ki, şimdi mi olacağım" dedim. Keşke hiç olmasaydın dedi babam. Hala sesi kulaklarımdan gitmiyor. Üstelik kalabalık çoktu, yemek yiyemeden sofradan kalkıp, yan odaya geçip saatlerce ağladığımı biliyorum. 9 yaşındayım, yine Adanadayız. Dışarıda oynamaktan çok acıkmıştım. Koşa koşa eve gelip yemeğe oturdum. Daha ilk lokmam da babam başladı konuşmaya "şişman olacaksın yemek yeme, teyzen (çocukken geçirdiği trafik kazasında ilaçların etkisiyle aşırı kilo almış teyzem obez olarak kaldı) gibi mi olacaksın deyip herkesin içinde azarladı. Yiyemeden kalkıp gittim. Saatlerce bunun için ağladım. Neden bana böyle davrandığını sorgulayıp durdum. 12 yaşındayım, ikizime göre olgun, yapı olarak da iri biriydim. Her gün okuldan gelip bulaşıkları yıkardım, temizlik yapardım. Dışarı da ikizim oyun oynarken ben evde yemek yapıyordum. Yaşıtlarım hatta ikizim yumurta bile kıramazken ben yaprak sarması yapıyordum. İşimi bitirir balkona geçer, ikizimi izleyerek elimi yüzüme koyar, saatlerce bunun için ağlardım. O da kız çocuktu ben de. Tek fark ona göre iri yapıya sahip olmamdı. Çok erken büyüdüm, çocukluğumu yaşamadan. Liseye başladım, halamgil bize geldi, o hafta. Mutlu oluyorum onlarla, akşam oldu odamı gösterdim ablalara. Çilem abla sorular sordu, kitap okuduğunu sevdiğini biliyorum dedi çantasından 2 tane kitap çıkardı, hediye etti bana. Şaşırmış bir o kadar da mutlu olmuştum. Ve sonra dedi ki bana:sen çok şey yaşadın dedi, anlamadım dedim, dayım yengem birgün olsun yanında olmadılar abilerin desen kendi hallerinde umursamıyorlar. Birsen ben seni tanıyorum, sen acıyla büyüdün, kendin mücadele ettin. Ve sonra hata yapıp gülen yüzünle kapattın. Bunu görmemek için kör olmak gerekir dedi. Neye uğradığımı şaşırdım o an. Gülerek, alakası yok, nerede çıkarıyorsun bunları ben çok mutluyum abla dedim. Yapma işte bunu lütfen dedi ve odayı terketti. Sabaha kadar bunun için ağladım, işime bir şeyler oturdu. O an ölmeyi çok istedim, gözlerimi açamayacak duruma geldim. Lise son sınıftayım dershaneye yazıldım. Tabi bu esnada okullar arası öykü, şiir yarışmalara katıldım. İlk 3'e girmiştim. Buna aileme hiçbir zaman belirtmedim. Sürekli birşeyler yazdığımda git ders çalış bunlarla oyalanacağına diyen bir annem vardı. Eroinle dans kitabını okuyorum diye elimden alıp yırtan, 3 üniversite mezunu olan abim yapmıştı. Okulun dergisinde yazım çıktı, asla söylemedim aileme, bilmesinler istedim. Lise bitti iyi bir bölüm kazanamamıştım. Abime çok destek oldular bana da olurlar sandım. Her gün daha çok yıkıldım. Ben dershane beklerken, babam abimi yazdırdı. Ben dershane beklerken babam arabasını değiştirdi. Ben dershane beklerken babam abimi evlendirdi. Susma payı olarak belediyenin ücretsiz kurslarına gönderdi beni babam. Ekstra bir katkısı olmadı bana. Daha kötüye gittim her defasında. İyi bir bölüm tutturduğum için yerleşmesi bir yere, eve hapis oldum. Ailemin yapamadığı ne varsa sürekli arkadaşlarım, öğretmenlerim yaptılar, haklarını ödeyemem. Şu an tek gayem okuyup iyi yerlere gelmek ve asla "keşke"lere izin vermek istemiyorum. Babama babalar günün de yazdığım yazıyı paylaşmak istiyorum;
Affet kızım!
Bu gün babalar günü ama ben bunu haketmiyorum. Çünkü oğullarım seni döverken seyrettim sesimi dahi çıkarmadım. Ortada suçun yoktu bile. Ben hep seni küçüklüğünden beri dışladım, hor gördüm, hiç olmasaydın, hiç doğmasaydın dedim yüzüne gülen gözlerine bakarken. Herkes seviyor seni bir ben sevmedim. Hakaret ettim, küfür ettim, dövdüm bir gün olsun sesini çıkarmadın. Annen sana beddualar ederken dinledim duymadım sandınız hep. Sen yıkıldın acıyan yerlerine ben hep üstüne bastım. Her şeye rağmen ayakta durmasını bildin! Herkese bir şekilde yardım ediyorum ama birgün olsun sana yardım etmedim. Sen hep kendi başına acıyla kıvranarak büyüdün. Bunu hissediyordum buna rağmen hiçbirşey yapmadım. Birgün olsun saçlarını okşayıp 'kızım!' demedim. Sımsıkı sarılmadım öpmedim. Bütün herşey de kısıtladım, sık boğaz ettim, burnundan getirdim yine birşey demedin. 21 yaşındasın bir telefonun bile yok dışarıya hasret ettim. Dershaneye göndermedim okumayı çok istediğin halde benim arabam benim evlerim hep ön plandaydı. Sana hakettiğin ne varsa yaşatmadım senden alıyordum bütün hıncımı. 26 yaşındasın, sen hâlâ deli gibi üniversite okumanı bilmeme rağmen, okutmadım. Çünkü senin hayallerin önemli değil. Dışarı çıkınca sürekli aradım, sorguladım. Dürüst oldunuz ne kadar şüpheyle yaklaştıysam doğrusunu söyledin. Ama o gün öfkeme yenik düştüm, üstelik suçun bile yokken bela okudum, anneni, kızlarımı dövdüm. Hem de bir hiç uğruna, sabaha kadar ağlattım sizi. Affet kızım bugün benim günüm değil!
"Anne" deyince burnumun direği sızlıyor.
Belediyenin verdiği ücretsiz ingilizce kursuna gidiyordum. Sınıfa girdik, öğretmen geldi, tanışma faslına geçildi. İnsanlar buz gibi birbirlerine bakıyorlardı. Sıra bana geldi. Tebessüm ederek tanıttım kendimi, öğretmen de güler yüzlü olmama sevinmişti. O an espri yaptım, herkes güldü. Ortam bir nebze de olsa değişti. Derse başladık, arkamda oturan kadın yanında 3-4 yaşlarında kızını öpüp, kokluyordu. Her iltifat ettikçe kızını öpüyordu. O an defalarca ölmeyi diledim. İçimde kanadı. Biraz önce tebessümümle herkesi mutlu eden ben, gözyaşlarıma hakim olamadan sınıftan ayrıldım. Herkes şok oldu, tabi ben de. Gözlerimi açamayacak kadar ağlamıştım. Hiç kimseye de bir şey diyemedim. O anı hiçbir zaman unutamıyorum.
"Abi" deyince kötü oluyorum her defasında. Akla hep sarar sarmalar, büyük olur, arkanı kollar diye hayal ederiz ya hiçbirini yaşatmadılar. Adı 2 abim var, hiç bir zaman bunu demedim, dedirtmediler bana. Çocukken takı takmayı çok severdim, sırf dikkat çekiyor diye zorla abim tarafından çıkarıldı. Günlerden perşembe ve ben 19 yaşındayım.
Bir gün spor merkezinden eve dönüyorum, bir abi bana adres sordu. Tarif ettim o an babam geldi. Bağırıp çağırıp beni dövmeye kalkıştı. Adam panikle ayrıldı. Ben korkudan titriyordum ağlayarak eve geldim. Evde de komşu var, korktular. Babam bağırdı çağırdı, üzerime saldırmaya başladı. O esnada kapı çaldı büyük abim işte geldi. Kapıyı kapattı, benden uzak durun ne yapıyorsanız yapın dedi. O an defalarca ölmek istedim, haftalarca bunun için ağladım, yemek yemedim mahvoldum. Aradan birkaç ay geçti balkonda oturuyoruz, bana dedi ki. Arkadaşlarım sizi soruyor bi 2 yıllık üniversite kazanamadılar diyemedim, dedi. Çok zoruma gitti bu laf, hiç unutmam. Küçük abimle çarşıya çıktık alışverişe, arkadaşıyla karşılaştık. Şok oldu beni ve ikizimi görünce. Kız kardeşin mi varmış senin dedi. Evet dedi. Peki ne okuyorlar şimdi dedi. Cevabı;ne üniversitesi bir kitap bile okumuyor dedi. Ve bunu diyen abim 3 üniversite mezunu.
Hayaller hayatlar arasında bu kadar uçurum olacağını düşünmemiştim en azından. Çocukluğumdan beridir hep bir tarafım eksik olarak büyüdü, onu ne yaptıysam tamamlayamadım. Ve bunu büyüyünce daha iyi anladım. Ne kadar dipte olduğumu , bir o kadar da tek başıma mücadele etmeyi öğrendim. Çocukken bile öyleydim, kendi yaramı kendim sarardım. Arkamda duran dağ gibi babam olsun istedim, beni sarıp sarmalayan annem, iyi kötü kontrolümü sağlayan abilerim olsun istedim. Çok iyi arkadaşlara sahip oldum, birgün olsun tek bir kişi bile incitmedi beni. Çünkü artık yaşam kaynağım arkadaşlarım olmuştu, beni güldüren mutlu etmek için çabalayan yalnızca onlar vardı. Canım sıkıldığında beni hem anne hem baba hem dost gibi dinleyen bir öğretmenim vardı. Ona hayallerimden bahsediyordum, mesela diyordum ben harika bir öğretmen olacağım. Hobi olarak da edebiyat okuyacağım. Bunun umudunu yeşertti bana, içime aşıladı. Yeri geldi bana sımsıkı sarılacak anne, başımı koyacak omuz oldu, yeri geldi sırdaş oldu. Ama ben bunları ailemle yapamadım. Herkes için çok şanslı biriydim, ama ailem için değildim. Kilom için, vücudumdaki tüyler için yemediğim hakaret kalmadı. Ben hepsine sustum. Hep diyordum ki;bir ablam olsaydı beni anlar mıydı acaba, abim olmasaydı mesela. Beni dinler miydi, yanlışlarımı söyleyip doğruları gösterir miydi? Ben bunun hayaliyle büyüdüm. Sonra dedim bir umut;abim evlenirse evlendikleri eşleri ablam gibi olur, yapmak istediğim ne varsa onlarla yaparım. İnşallah yenge değil de ablam olur dedim. Yenge her zaman yabancı kelime gibi geldi bana. Abim evlenecek ama nasıl mutluyum hayallerim gerçekleşecek sonunda diyorum. Yere göğe sığamıyorum. Akraba olduğumuz için, ortamı garipsemedim. İstemeye gideceğiz yazın günü çiçekler solmasın diye kucağıma aldım. 2,5 saat yol sürdü. Eve geldik karşıladılar bizi. Tebrik etmek için yanına gittim gelinin. Çok kalabalık akrabalar, komşular doluydu. Bana herkesin için ya getire getire bu çiçeği mi getirdiniz, benim istediğim çiçek bu değildi ama neyse dedi o an dondum. Neye uğradığımı şaşırdım, başımdan kaynar sular döküldü. Kimseye belli etmedim tek kelime söylemedim. Gözlerim alev gibiydi canımın sıkıntısından. Nasıl geçti hatırlamıyorum bile. Kınayı, düğünü hatırlamak bile istemiyorum o derece rezillikti. Beraber kuaföre gittik, sürekli bizi başından atmaya çalıştı. Bulunduğumuz için sürekli rahatsız oldu. Gözlerini dikti durdu. Derken evlendiler davete çağırdılar. Ben de ilk defa yenge dedim toplumda. Oradan genç biri, Antepiayı sordu bana, ben de adını duydum ama görmedim dedim. Hemen cevap verdi "ya bu fukaranın bir yer gördüğü mü var ki soruyorsun" diyen abimin eşi. 2. defa yenge dediğim de ise, komşudayız ilk defa o eve misafir oluyor. Antep'i kötüledi yetmedi, aileme geçti sıra. Yok kültür farklıymış, yok her şeye çok önemsiyormuşuz. Buradaki insanlar çok kaba alışmak büyük mesele. Sesimizi çıkarmadan dinledik durduk. Birgün abimle kavga etmiş ama nasıl hıncını alıyor bizden anlatamam. Ya canım aile uyumu çok önemli, kültür farkı çok önemli. Ah ah beni ne komiserler, kimler kimler istemedi ki. Ben memur olacaktım Mustafayla mı evlenecektim. Ne hediyeler ne çiçekler geliyordu bana. Şimdiki halime bak rezalet. Yine ses çıkarmadık. Üstüne kahve yaptım, meyve tabağı da süsledim önüne getirdim. Önemli olduğunu hissetsin istedim, çünkü empati kuruyordum, yarın birgün ben de gelin olacağım. Böyle hissetmek istemezdim dedim hep. Yemeğe davet ederiz ayak ayak üstüne atar telefonla oynar, sofra hazır olunca ben hazırladım diye defalarca yaptı yine ses çıkarmadık. Aman abim üzülmesin, ama şöyle olmasın dedik. Arkadaşlarım gelir yanımıza oturur, ayak ayak üstüne atar. Canım evlilik her şey değil, gezin tozun hayatınızı yaşayın. Benim kadar rezil olmazsınız, ben bekarken özgür kızdım. Bana öyle derlerdi, canım sıkıldıkça şehir turu yapardım deyip sürekli küçümserdi. Yine kahve yapar ikram ederdim, bizimle otursun diye de ısrar ederdim. Biz kendisinin komşularıyla karşılaştığımız da bizi tanıştırma tenezülünde bile bulunmazdı. Biz ne yaptıysak birgün olsun teşekkür etmedi. Sürekli açığımı aradı. Evlendiği ilk sıralar telefonumdan bir şey bakacağını söylerdi, meğer mesajlarıma aramama ne yaptıysa her şeyi inceler öyle verirdi. Ben bunu yine tek kişiye bile söylemedim. Biz ne yaptıysak memnun edemedik, sürekli toplumda bizi küçümsedi, hor gördü. Herkes de dinledi, şahit oldu. Kendi ailesi ne yaptıysa ne aldıysa hiç birşey gözümde bırakmadı aldı diyordu. Üstelik babam bir dediğini iki yapmazken. Ve birgün olsun ileri bile git demedik. Haftalar boyunca sabah kahvaltıya gelir yediği yemeği toplamadan, omzuna çantayı alır çocuğu da bize bırakır akşam 6 gibi gelirdi. Ve bunu birgün olsun olay yaratmadık. En son olaya gelince yengem fıstık için teşekkür etti, ardından annem devam etti düşğncelidir bize de gönderir sağ olun. Devamını kendi getirdi. Teyzem de işte akıl yok değene de veriyor değmeyene de veriyor dedi yüzüme baka baka. Ben de bunu duyunca patladım. Çünkü artık sabır da yoruluyormuş bunu anladım o an. Hayatımın baharındayken, her gözlerimi açtığımda uçurumda gibi hissediyorum, ve ne zaman kendimi atacağım diye başlıyorum güne. Aynaya her bakınca tanımayacak hale geldiğimin farkındayım, çürüdüğümü artık yaşamadığımı biliyorum. Gün be gün saçlarımdaki çoğalan beyazlara bakarak ağlayıp durdum. Ne biliyor musun insanı en çok acıtan da. Sürekli birileri mutlu olsun diye çabaladım, saygıda kusur etmedim. Sürekli fedakar olan benmişim, onlar benim için ne yapmışlardı? Babam desen ruh hastası, annem desen varlığından haberdar bile değilim. Ama abilerim yanımda olsun sarsın sarmalasın istedim. Birkaç ay önce kardeşimle evdeydik, akşama kadar değil kapı pencereyi dahi açmadık. Babam saat başı arayıp kontrol etti. Eve geldi, kardeşim anneme bağırdı çağırdı. Ne bu zırt pırt arıyorsunuz, diye. O an çay doldurmaya gitti Babam sese geldi, ne olduğunu sordu. Annem başladı senin yüzünden bana bağırıp çağırıyorlar. Sesimi dahi çıkarmamıştım. Kaç defa aramışım dedi cevap vermedim. Kardeşim girdi araya, defalarca aradın dedi. Biz evde ne yapmış olarabiliriz dedi tartışmaya girdiler. Önce annemi, sonra kardeşimi, sonra da beni dövdü. Yemediğimiz beddua, hakaret, küfür kalmadı. O an öldü benim için babam, hiç olmamıştı ki varlığından haberdar bile değilim. Aylarca yüzüne bakmadım, biliyorum yine tekrarlanacaktı değişen bir şey olmayacaktı. Hayat yine devam edecekti Bunu izleyen abilerim, sebep olan annem olduğu sürece biz her gün öleceğiz. Toprağa girenler mi sadece ölü olduğunu sanıyorsunuz. Kimseye ihtiyaç duymayayım istedim. Bir arayış içinde olmayayım diye nefsime hakim oldum. Şükürler olsun en ufak hata bile yapmadım. En dibi görsem de duâ ettim. Çünkü yalnız değildim, beni duyan bilen gören tek kişi Rabbim. Evet çok pişmanlıklarım var, mesela beni desteklemesini beklediğim ailem için fedakar olmasaydım. Aklımı kullanıp, iyi bir üniversite okusaydım. Her şeye oturup ağlamasaydım, herkesi kendimden fazla düşünmeseydim. Biraz ya biraz kendim için çabalasaydım. Evet geç de olsa aklım başına geldi. Şimdi de gücüm kalmadı, en ufak bir şeye dayanamıyorum patlamak kıyameti koparmak istiyorum. Psikolojik olarak çöktüm, kendimi uçurumda gibi hissediyorum. Ben ne zaman buradan atlayacağım diyerek gözümü açtım. Ve üstelik hayatımın baharındayken düşünüyorum bunları. Eski fotoğraflarıma bakıp saatlerce ağladığımı biliyorum. İçimde yaşama sevinci denilen bir şey kalmadığı için ağlıyorum. Çok isterdim, gözyaşlarımla her şeyi silip unutmayı. Daha iyi bir başlangıç yapıp geçmişi unutmayı, her şeyden çok isterdim çoook.
Uzmanın Cevabı: Merhaba , öncellikle tüm şeffaflığınız ile burada kendinizi ifade etmeniz cesurca tebrik ederim. Hikayenizi sizden sözlü dinlemeyi daha çok isterim. Belki başlangıcınız için ilk adımınız bu olur. Sevgilerimle,
Çok fazla sormak istediğim şey var aslında ama beni en fazla rahatsız eden şeyden bahsetmek istiyorum. Ben duygularımı belli edemiyorum kendimi içimde yaşamaya programlamışım gibi sanki. Biri bana güzel bir şey yapsa mesela içimden deli gibi seviniyorum ama dışarıya sadece bir tebessüm veriyorum o kadar ya da üzüldüğüm zaman da aynı şekilde sanki hiçbir sorun yokmuş gibi devam ediyorum. Kendimi açıklamaya çalışmayı denesem sanki maratona çıkmışım gibi nefesim hızlanıyor içim daralıyor hatta kalbim sıkışıyor bazen. Gereksiz bir heyecan durumum var her şeye karşı. Kendimi bu ifade edemeyişim ya da yanlış ifade edişim insanlarla aramda sorun da çıkarabiliyor. Olanlara duyarsız ve umursamaz bir bakışla yaklaştığımı düşünüyorlar fakat ben bunun aksine her şeyi aşırı düşünen bir insanım ayriyeten fazla duygusal ve hassas bir yapım var. İçimdeki kişi ile dışarıya yansıttığım bir olmayınca ben kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum. Bunu nasıl aşabileceğimi ve bu yaşadığım şeyin ne olduğunu hiç bilmiyorum. Bu konu da fikrinizi almak istedim.
Uzmanın Cevabı: Duygusal Küntlük, duygularınızı açmakla ilgili yaşadığınız bir travma sonrasında veya sevgi dili ve duyguları yansıtma konusunda sınırları belirgin ve katı bir toplumda yaşamamızdan dolayı sosyal öğrenme yoluyla da bu bilişsel inancı oluşturmuş olabilirsiniz vb başka nedenler de yatıyor olabilir. Bu bağlamda kendinize ve hayata atfettiğiniz inançlarınız ve tutumlarınız konusunda farkındalık kazandığınız bir terapi sürecine girmeniz sağlıklı olacaktır.
Merhaba panik atak teşhisi konuldu citoles 10mg kullanıyorum ilaç kullanmama rağmen bugünlerde iç sıkıntıları sebepsiz korkular yaşıyorum ilaç işe yaramıyor mu artık.
Uzmanın Cevabı: Merhabalar, ilaçla ilgili düşüncelerinizi doktorunuzla da paylaşmanın sizin için iyi olacağının kanaatindeyim. Ayrıca panik atakta etkili bir tedavi yöntemi olan bilişsel davranışçı terapiyi de önerebilirim. Bilişsel davranışçı terapi panik atakta psikoterapiler arasında etkinliği en fazla gösterilmiş, en çok destek almış bir psikoterapi yöntemidir. Eğer ki randevu alırsanız, sorunlarınıza yönelik genel bir değerlendirme sonucunda, birlikte soruna yönelik müdahaleler gerçekleştirebiliriz. İyi günler dilerim.
Kendimi tanımıyorum.Davranışlarımın sebeplerini ve tercihlerimi etkileyen etmenleri öğrenmek *****ğişen ruh hallerimi anlamak istiyorum.Kendimi keşfetmek istiyorum
Uzmanın Cevabı: Merhaba, yaşadığınız problemin kaynağını bilmek için ayrıntılı bir değerlendirme görüşmesi yapmak gerekir. Bu konuyla ilgili bu platformdaki herhangi bir uzmandan randevu alıp bir görüşme yapabilirsiniz. İyi günler
Merhaba Aybüke Hanım.25 yaşında öğretmenim.Kendimi tanımak istiyorum,keşfetmek ve hayatımda yaptıklarımı neyin etkisinde kalarak ve tercihlerimi ne düşünerek yapmışım öğrenmek farkına varmak istiyorum.Kendim hakkında bilinçli bir birey olmak istiyorum.Günlük yaşamımdaki olaylara bakış açımı değiştirmem ve kendime değer vermek istiyorum en önemlisi.Kendimi anlayamıyorum içimde bambaşka bir insan var düşman gibi sanki zihnimdeki o düşünce etkiliyor hayatımı.Fazla fedakarlık yaptığımın farkındayım ama neden böyle oluyor ve engel olamıyorum bu duruma öğrenmek istiyorum.Kendime bazen özşefkatle yaklaşıyorum bazen de düşmanca.Neden ama?
Uzmanın Cevabı: Merhaba, öncelikle kendinizi anlama çabanız, anlamlandırma çabanız, bunu istiyor olmanız gayet güzel bir süreç, güzel istekler. Ancak bunu kendi içinizde çatışan iki yaklaşım biçimi arasında sıkışıp kalarak yapmaktansa dışardan bir destek almak en faydalısı. Dışarıdan bütüne bakan, sonra alt unsurlara inen bir uzman ile birlikte ilerlenmesi en sağlıklı olan. Size bir uzman eşliğinde ilerleyerek bireysel psikoterapi sürecinizden geçmenizi öneririm. Dilerseniz benim de uygun gün ve saatime randevu oluşturabilirsiniz. Sağlıklı günler diliyorum.
Merhaba Yağmur Hanım.25yaşında öğretmenim ailemden ayrı bir şehirde bağımsız yaşıyorum ama onların her türlü problemlerine maddi veya manevi ben koşuyorum ya da kafama takıyorum,herşeyi etkilemesine izin veriyorum.Ailemin maddi durumu kötü olduğu için çok fedakarlıklar yapıyorum gereğinden fazla yani.Anne baba ve diğer aile üyelerimin ayrı bir hayatları olsun var ben çok fedakarlık yapıyorum diyorum ama engel olamıyorum.Çevremdeki herkese karşı bir görevim varmış gibi hissediyorum.Yaklaşık 2yıla yakın ciddi bir ilişkim var ama erkek arkadaşıma karşı kimim,nasıl davranmalıyım,bilmiyorum.İlişkimde bir sorun yok ama evlendiğimde sorun olur mu şimdiden göremiyor muyum acaba sorunu gibi düşünceler oluşuyor zihnimde.Ailemdeki sorunları ona da yansıtıyorum istemeden,ailemde bi sorun olunca tüm hayatım etkileniyor,öğrencilerime bile yansıyor.Annem menapoz döneminde, babam yaşlandıkça alınganlaşıyor dolayısıyla ikisi sıkça tartışıyorlar yetişkin bir birey olmama rağmen ben bu durumun etkisinden çıkamıyorum.Ailemde ve ilişkimde sorunlardan sıyrılmam kolay mümkün olmuyor.Kendimi bu konuda tanımak keşfetmek ve daha az fedakar olmak istiyorum ama nasıl yapabileceğim konusunda yetersiz hissediyorum.Bu konuyu kimseye de açamıyorum ve yalnız hissediyorum maalesef.Şimdiden teşekkürler
Uzmanın Cevabı: Merhaba terapi süreci kendimizi daha iyi tanımlayabilmek için çıktığımız bir yolculuk *****çmiş ve bugun arasında kendinize dair bağlantı kurduğunuzu ve bazı farkındalıklara sahip olduğunuzu yer yer kendinizi değerlendirdiğinizi söylediniz ve zaman içinde oluşan soru işaretlerinizi çözümlemeyi istediğinizi anlamaktayım.Terapi desteği almanın soru işaretlerinizi zaman içinde azaltacağını düşünmekteyim.bireysel terapi süreciniz için bir uzman desteği almanızı önerebilirim.Paylaşımınız için çok teşekkürler.
Hocam merhaba,
Sizlere burdan yazmamın sebebi gerçekten zor durumda kaldığım için.Covid nedeniyle doktora gidicek maddi manevi gücüm yok.
O yüzdende buradan yazıp sormak zorunda kaldım.
Erteleme takıntısı ve mükemmelliyetçilik takıntısı var bende.
Erteleme hastalığı belirtisi şöyle;
1.)Hayata yada herşeye başlamak ve atılmak için pazartesiyi beklemek ve sonrada pazartesi geldiğinde bir türlü başlayamamak ve sürekli başka günleri beklemek.Ama ginede hiçbirşekilde hiçbirşeye başlayamamak.
Mükemmelliyetçilik takıntısı işe şöyle;
1.)Herşeyi kontrol altında tutmaya çalışmak ama bir türlü becerememek.
Kontrolü kaybedince sanki ölücem hissi geliyor.Biranda yıkılıyorum.Hayatıma kaldığı yerden, olduğu gibi akıcı devam edemiyorum.
Hocam şimdi bunlarla ilgili 2 tane sorum olucak ?
1.) Hayata yani herşeye pazartesi başlamak isteyip başlayamı*****şka günleri tercih ediyorum, o günlerdede başlayamıyorum.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.Hemen şimdimi yoksa 1 saat sonramı bilemedim.Ama ben hiçbir gün başlayamıyorum hiçbirşeye.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.
2.) İkinci sorum birinci soruyla gine aynı hocam.Çünkü bu sıkıntı beni çok yordu.Hayata yada birşeylere başlamak istiyorum.Ama beklediğim yada seçtiğim günlerin hiçbirinde hayata başlayamıyorum.Mesela Pazartesiyi bekliyorum pazartesi başlayamıyorum.Salı günü diyorum ama salıda başlayamıyorum.Aynı zamanda mükemmelliyetçilik takıntılarımda var.
Ne yapmalıyım hocam.Buradan bana yazarak yardım ederseniz çok sevinirim.
SAYGILAR HOCAM.
Uzmanın Cevabı: Merhaba, yaşadığınız probleme ilişkin kapsamlı bir görüşme yapılmalı. İç görü kazanım çalışmaları ile ilerlenebileceğini düşünüyorum, dilerseniz benden ya da bu konuyla ilgili bu platformdaki herhangi bir uzmandan randevu alıp bir görüşme yapabilirsiniz. İyi günler
Hocam merhaba,
Sizlere burdan yazmamın sebebi gerçekten zor durumda kaldığım için.Covid nedeniyle doktora gidicek maddi manevi gücüm yok.
O yüzdende buradan yazıp sormak zorunda kaldım.
Erteleme takıntısı ve mükemmelliyetçilik takıntısı var bende.
Erteleme hastalığı belirtisi şöyle;
1.)Hayata yada herşeye başlamak ve atılmak için pazartesiyi beklemek ve sonrada pazartesi geldiğinde bir türlü başlayamamak ve sürekli başka günleri beklemek.Ama ginede hiçbirşekilde hiçbirşeye başlayamamak.
Mükemmelliyetçilik takıntısı işe şöyle;
1.)Herşeyi kontrol altında tutmaya çalışmak ama bir türlü becerememek.
Kontrolü kaybedince sanki ölücem hissi geliyor.Biranda yıkılıyorum.Hayatıma kaldığı yerden, olduğu gibi akıcı devam edemiyorum.
Hocam şimdi bunlarla ilgili 2 tane sorum olucak ?
1.) Hayata yani herşeye pazartesi başlamak isteyip başlayamı*****şka günleri tercih ediyorum, o günlerdede başlayamıyorum.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.Hemen şimdimi yoksa 1 saat sonramı bilemedim.Ama ben hiçbir gün başlayamıyorum hiçbirşeye.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.
2.) İkinci sorum birinci soruyla gine aynı hocam.Çünkü bu sıkıntı beni çok yordu.Hayata yada birşeylere başlamak istiyorum.Ama beklediğim yada seçtiğim günlerin hiçbirinde hayata başlayamıyorum.Mesela Pazartesiyi bekliyorum pazartesi başlayamıyorum.Salı günü diyorum ama salıda başlayamıyorum.Aynı zamanda mükemmelliyetçilik takıntılarımda var.
Ne yapmalıyım hocam.Buradan bana yazarak yardım ederseniz çok sevinirim.
SAYGILAR HOCAM.
Uzmanın Cevabı: Merhaba
Bahsettiğiniz konular ile ilgili doğrusu terapi almanız gerekli olmakla beraber buradan kısaca Yardımcı olmaya çalışayım.
Öncelikle Başlamak istediğiniz konuların listesini Ertelemeden Maddeler halinde hazırlayınız. En üste, yapabileceğiniz, sizi yormayacak, strese sokmayacak Ve çok vaktinizi almayacak iş - konu - vb Yazınız. Ve 1. Maddeyi aynı gün içinde hayata geçirmeye çalışın lütfen . Ve gittikçe yapmaktan çekindiğiniz - kaçındığınız konuları ekleyerek devam ediniz . 1. Maddeye yazdığınız en yapabileceğiniz konuyu 1 hafta gergin tekrar ederek yapınız. Bana o işin ne olduğunu yazmanız ve sizin ne kadar sürenizi aldığını söylemeniz gerekiyor .
İyi günler
Hocam merhaba,
Sizlere burdan yazmamın sebebi gerçekten zor durumda kaldığım için.Covid nedeniyle doktora gidicek maddi manevi gücüm yok.
O yüzdende buradan yazıp sormak zorunda kaldım.
Erteleme takıntısı ve mükemmelliyetçilik takıntısı var bende.
Erteleme hastalığı belirtisi şöyle;
1.)Hayata yada herşeye başlamak ve atılmak için pazartesiyi beklemek ve sonrada pazartesi geldiğinde bir türlü başlayamamak ve sürekli başka günleri beklemek.Ama ginede hiçbirşekilde hiçbirşeye başlayamamak.
Mükemmelliyetçilik takıntısı işe şöyle;
1.)Herşeyi kontrol altında tutmaya çalışmak ama bir türlü becerememek.
Kontrolü kaybedince sanki ölücem hissi geliyor.Biranda yıkılıyorum.Hayatıma kaldığı yerden, olduğu gibi akıcı devam edemiyorum.
Hocam şimdi bunlarla ilgili 2 tane sorum olucak ?
1.) Hayata yani herşeye pazartesi başlamak isteyip başlayamı*****şka günleri tercih ediyorum, o günlerdede başlayamıyorum.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.Hemen şimdimi yoksa 1 saat sonramı bilemedim.Ama ben hiçbir gün başlayamıyorum hiçbirşeye.Sizce hayata yada herşeye hangi gün başlamalıyım.
2.) İkinci sorum birinci soruyla gine aynı hocam.Çünkü bu sıkıntı beni çok yordu.Hayata yada birşeylere başlamak istiyorum.Ama beklediğim yada seçtiğim günlerin hiçbirinde hayata başlayamıyorum.Mesela Pazartesiyi bekliyorum pazartesi başlayamıyorum.Salı günü diyorum ama salıda başlayamıyorum.Aynı zamanda mükemmelliyetçilik takıntılarımda var.
Ne yapmalıyım hocam.Buradan bana yazarak yardım ederseniz çok sevinirim.
SAYGILAR HOCAM.
Uzmanın Cevabı: Merhaba, anı farkedip karar verip değişime ve başlamaya an itibariyle başlamalısınız bu konuda profesyonel bir destek almalısınız... Sağlıkla kalın.
Bu sayfadaki sorular, danışanların Psikolog Merkezi'ndeki uzmanlara sorduğu ve yayımlanmasına hem danışanın hem uzmanın izin verdiği sorulardır. Siz de randevu almadan, ücret ödemeden bir uzmana yazabilirsiniz; ücretsiz psikolog desteği almanın en kolay ilk adımı çoğu kişi için budur.
Ücretsiz soru sormak nasıl işler?
Online psikolog arayışında ilk adım uzmanı seçmektir. Sorunuz bir havuza düşmez; profilleri okuyup yaklaşımını uygun bulduğunuz uzmana doğrudan yazarsınız. Uzman cevapladığında bildirim alırsınız ve aynı başlık altında en fazla 5 mesaj boyunca karşılıklı yazışabilirsiniz.
Sorunuz yayımlanır mı?
Sorunuzu yalnızca yazdığınız uzmana özel tutabilir ya da aynı durumu yaşayanlara faydası olsun diye yayımlanmasına izin verebilirsiniz. İzniniz tek başına yeterli değildir: yayımlanması için uzmanın da onay vermesi gerekir. İkisi birden olmadıkça soru ve cevap bu listede görünmez.
Uzman seçiminden cevabın gelmesine kadar akışın tamamını adım adım görmek isterseniz Nasıl Soru Sorabilirim? sayfasını ziyaret edebilirsiniz.