Endişe, zihinsel olarak gelecekte olası olumsuz sonuçlar meydana gelmesini beklemek ve bu olumsuz sonuçlara hazırlanmak ile ilgilidir. Neler olabileceğini önceden kestirmeye çalışmak ve değişik durumlarla nasıl başa çıkabileceğiniz ile ilgili ayrıntılı senaryolar oluşturmaktır.
“Ya A olursa? O zaman ben şunu yaparım… Ama ya B olursa? O zaman ne yaparım ben?”
Endişe duyabileceğimiz pek çok şey olsa da tüm endişelerin ortak özellikleri vardır.
Geçmişteki bir olay hakkında düşünüyor olsanız bile endişelendiğinizde olayın gelecekteki uzantıları ile ilgilisinizdir. Üstelik bu uzantılar asla olabilecek olumlu şeylerle ilgili değildir çünkü bunlar zihinde sorun çözmeyi gerektirmezler. Bunun yerine her zaman endişeleriniz olabilecek kötü şeyler üzerine odaklıdır.
Birçok farklı neden yüzünden endişe duymak mümkündür. Araştırmalar endişeleri tetikleyen etkenlerin; öngörülemez, yeni ya da belirsiz olayların deneyimlenmesi olduğunu göstermiştir. Yani sonunda ne olacağı belirsiz olan durumlarla karşılaştığımızda, bu durum bizler için tamamen alışılmamış veya net olmadığında endişelenme olasılığımız daha fazladır. Böyle durumlarda sonucun ne olacağını gerçekten bilemeyiz ve tüm bu olasılıklar hakkında düşünmeye, önceden kestirerek plan yapmaya çalışırız. Sarf ettiğimiz bu zihinsel çaba ise endişe duymamız ile sonuçlanır.
Belirsizliğe yol açan durumları; öngörülemezlik, yenilik ve belirsizlik şeklinde özetleyebiliriz. Öngörülemez durumlar; bir sınava hazırlanmak, iş görüşmesine gitmek, yeni bir sosyal ortama dahil olmak, ilk kez bir aktiviteyi deneyimlemek vs. olabilir. Sınavda soruların nasıl olacağını, onları doğru yanıtlayıp yanıtlayamacağımızı, nasıl bir performans sergileyeceğinizi, o sınavı deneyimleyene dek önceden bilemezsiniz. Bir iş görüşmesinde size nasıl sorular sorulacağını, sizden neler talep edileceğini ve bekleneceğini, sizin vereceğiniz cevapların tatmin edip etmeyeceğini ve bu görüşmenin olumlu mu yoksa olumsuz mu sonuçlanacağını bilemezsiniz. Yeni bir sosyal çevreye dahil olurken insanların size nasıl yaklaşacağını, sizin nasıl hissedeceğinizi bilemezsiniz. İlk defa bir deneyimde bulunurken bu aktivitenin size uygun olup olmadığını önceden kestiremezsiniz.
Yeni durumlar ise doğal olarak daha öncesinde hiç içinde bulunmadığınız durumlardır. Belirsiz bir durum, sonucunda olumlu-olumsuz-nötr herhangi bir olayın meydana geleceği durumlardır. Daha önce hiç gitmediğiniz bir yere yolculuk yapmak, yeni bir spor dersi almak, ilk kez bir yemeği tatmak, ansızın patronunuzun sizinle görüşmek istemesi, bir arkadaşınızın aramanızı/mesajlarınızı yanıtsız bırakması… Bu gibi durumlarda zihninizin endişe verici düşünceler üretmesi oldukça doğaldır. Çünkü zihniniz tüm bu durumlara kendini, sizi hazırlamaya çalışır. Söz konusu zihinsel hazırlığın bizler için faydası olduğunu bile söylemek mümkündür.
Endişe duymasaydınız o iş görüşmesi için hazırlık yapmayacaktınız, endişe duymasaydınız o sınav için çalışmayacaktınız, kariyerinizle ilgili endişe duymasaydınız o başvuruyu yapıp iş görüşmesine gitmeyecektiniz. Böylece belki de olabilecek olumlu sonuçları da alamayacak veyahut endişe duymadığınız için aşırı bir rahatlamayla çaba göstermeyecek ve hedeflerinizi gerçekleştiremeyecektiniz.
Herkesin zaman zaman endişelendiğini hatırlamak, bunun doğal ve bir o kadar da hayatın bir parçası olduğunu bilmek önemlidir. Endişelenmiş olmanız bir sorun olduğu anlamına gelmez. Öyleyse endişe ne zaman bir sorun halini alır? Psikolojiye göre endişeyi; çoğu günler varolduğunda, karşılaşılan duruma göre aşırı olduğunda, kontrol etmesi zor olduğunda ve kişinin günlük yaşamını engellediğinde ya da belirgin bir sıkıntıya yol açtığında sorun olarak değerlendiririz. Ek olarak yaşam kalitesinin düşmesi de endişe konusunda bir sorun olduğuna işaret edebilir. Örneğin, yaklaşan bir sınava çalışmanıza konsantre olamayacak kadar endişelenmek.
Endişeler zihinde olup biterken kaygı ise bedende meydana gelir. Yani endişeler düşünce ise bunlar çok yoğunlaştığında artık duygu ve bedensel duyumlara dönüşmeye başlamış demektir. Bu duruma ise artık endişe yerine kaygı demeye başlarız. Kaygı, insanların tehlikedeyken ya da kendilerini herhangi bir şekilde tehdit altında hissettiklerinde deneyimledikleri bir dizi fiziksel duyumun genel adıdır. Kaygı duyumları;
Kaygı, bedenin tehdit saptamak için tasarladığı bir sistemin parçasıdır. Bu tehdit saptama sistemine bazen “savaş ya da kaç” yanıtı denir ve tam olarak bunu yapar. Sizi, ya bir tehdite karşı savaşmak ya da ondan kaçıp uzaklaşmanız için hazırlar. Kaygı hakkındaki tüm bedensel duyumlar, aslında bedeninizin sizi bir tehlikeye karşı harekete geçmeniz için fiziksel olarak hazırlama yoludur. Aynı zamanda, sahip olduğunuz en önemli hayatta kalma düzeneklerinden biridir.
Dünyadaki tüm canlılarda bir şekilde kaygı mevcuttur ve sizi tehlikeden mümkün olduğunca hızlı çıkarmak için çalışır. Ancak ne yazık ki kaygı ile ilgili 2 temel sorun vardır. İlk sorun; tehlike altında olduğunuzu düşündüğünüz her durumda tetiklenir, gerçekten tehlike altında olmadığınızda bile… Tehdit saptama sistemi, sizin düşüncelerinize tepki verdiği için yanlış ateşlenebilir. Gerçek bir tehlike olmasa da kaygı hissetmeniz mümkündür. İkinci sorun ise; yaşadığımız kaygıya neden olan tehditlerin fiziksel değil zihinlerimizde beklediğimiz tehlikelerle ilgili olmasıdır. Örneğin, işe geç kalma konusunda endişelenebilirsiniz. Patronunuzun size kızması fiziksel bir tehdit oluşturmaz ancak yine de kaygı hissedersiniz. Çünkü tek bir tehdit saptama sistemimiz vardır ve yırtıcı bir hayvanla karşılaştığınızda da, patronunuz size kızdığında da aynı sistem çalışır.
Kaygı, neden ne olursa olsun yine kaygı gibi hissettirir. Sadece kaygılı olmak, bir sorununuz olduğunu göstermez. Bu nedenle hangi kaygı bozukluğu tanısı konulacağını belirleyen kaygının tetikleyicisi ya da tehditin konusudur.
Kaygı bozukluğu yaşayan tüm insanlar aynı değildir, tıpkı kaygı bozukluğu yaşamayan tüm insanların aynı olmadığı gibi.
Endişe ve kaygı, yaşamın yadsınamaz unsurlarındandır. Varlıklarını inkar edemeyiz, onları tamamen yok edemeyiz ancak zararsız bir hale getirebilir, nasıl başa çıkacağımızı öğrenebiliriz. Bu iki unsur; yaşam kalitenizi düşürecek kadar yoğunsa, kaygıyı şiddetli bir biçimde deneyimliyor ve bu durum günlük hayatınıza devam etmenizi engelliyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyiniz.
Uzm. Psk. Dan. Merve Behice AL CANKI
Kaynak:
Yayınlanma: 28.08.2026 12:02
Son Güncelleme: 28.08.2026 12:28
Panik Bozukluk: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi
Koronavirüsten Koronafobiye - Koronafobiyle Başa Çıkmak
Panik Atak ve Panik Bozukluk