İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Zeynep DİKDÜŞ
  3. Blog Yazıları
  4. Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları

Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları

Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları


Bireylerin yaşadığı travmaları toplumsal yapılar, kültürel normlar ve kolektif geçmişle ilişkilendirerek inceleyecek olursak; kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk cinayetleri gibi korkunç olayların arkasında, sadece bireysel şiddet eylemleri değil, daha derin bir toplumsal travma ve sistemik ihmal olduğuna inanıyorum. Türkiye’de son dönemde yaşanan bu tür olaylar, sadece bireysel faillere değil, daha büyük bir toplumsal hastalığın dışavurumlarına işaret ediyor.

Travmanın Kökleri ve Yansıması

Şiddet eylemlerinin temelinde genellikle çok derinlerde yatan travmalar ve patolojiler vardır. Bir insanın bir başkasına zarar vermesi, onun kendi yaralı benliğinden ve yetersizlik hissinden kaynaklanır. Bu tür eylemler genellikle bireyin geçmişte yaşadığı duygusal ya da fiziksel istismarın, ihmalin veya reddedilmenin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Örneğin, birçok failin kendi geçmişlerinde ağır travmatik deneyimler yaşamış olduklarını görürüz. Bu travmalar, bireylerin kendi acılarını işlemekte başarısız olmalarına ve bunu başkalarına yöneltmelerine yol açar. Ancak bu, elbette ki suçu meşru kılmaz, yalnızca onun altında yatan karmaşık dinamikleri anlamamıza yardımcı olur.

Toplumun Travma Birikimi ve Yargı Mekanizmalarının Yetersizliği

Toplumun bir bütün olarak bu tür şiddet olaylarına nasıl tepki verdiği, toplumun travmalarının derinliğini ve iyileşme kapasitesini gösterir. Türkiye'deki kadın cinayetleri ve tecavüz vakalarına yönelik yargılamaların eksikliği, yalnızca adalet sisteminin değil, daha geniş bir toplumsal dokunun yaralandığını gösterir. Hukukun adaleti sağlayamaması, insanların çaresizlik hissini besler ve bu hissiyat toplumu felç eder.

Yargı mekanizmaları, faillerin cezalandırılması kadar koruyucu önlemlerin alınmasında da yetersiz kaldığında, toplumda yaygın bir güvensizlik ve çaresizlik hissi ortaya çıkar. İnsanlar kendilerini savunmasız hisseder, devletin ya da toplumun onların yanında olmadığı duygusuna kapılır. Bu da daha fazla öfkeye, daha fazla kopuşa ve toplumun kendisine yabancılaşmasına yol açar.

Koruyucu Önlemler ve Toplumsal İyileşme

Koruyucu önlemler, toplumun kolektif iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar. Bir toplum, şiddet ve istismarı önlemek için önce bu eylemlerin kök nedenlerini ele almalıdır. Yani, sadece failleri cezalandırmak yeterli değildir; aynı zamanda bu tür şiddet olaylarını ortaya çıkaran sosyal ve psikolojik koşulları da ele almak gerekir. Eğitim sisteminde, aile yapılarında, cinsiyet rollerinde ve toplumsal normlarda radikal değişiklikler yapılmadığı sürece, bu şiddet sarmalının sonu gelmeyecektir.

Çaresizlik Hissinin Altındaki Kolektif Travma

Toplumun bu tür şiddet olaylarına verdiği tepkide çaresizlik hissi, insanların travmalarının derinliğini yansıtır. Çaresizlik, kontrol edilemeyen bir olaylar zincirine verilen bir tepkidir. Birçok insan, bireysel çabalarının toplumsal düzlemde anlam ifade etmediğini düşündüğünde, kendini pasifize olmuş ve yenilmiş hisseder. Bu durum, toplumsal bir travmanın belirtisidir. İnsanlar, bir yandan kişisel olarak bu tür olaylara karşı çıkmak istese de, toplumsal yapılar onları güçsüz bırakır.

Bu güçsüzlük hissi, toplumdaki kutuplaşmayı ve ayrışmayı artırır. Bireyler, kendilerini yalnız ve güvensiz hissettiklerinde, topluma olan bağlılıkları zayıflar. Toplumsal düzeyde bu, bir tür kopukluğa yol açar; insanlar, birbirine güvenmedikçe daha fazla içe çekilirler ve bu da daha fazla şiddet üretir.

Toplumun İyileşmesi İçin Duygusal Bağ Kurmak

Toplumun iyileşebilmesi için, bireylerin kendi travmalarıyla yüzleşmeleri ve onları işleyebilmeleri gerekir. Bu yalnızca bireysel bir süreç değildir; toplumsal olarak travmaların kabul edilmesi ve üzerine konuşulması da iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk cinayetlerine karşı verilen toplumsal tepki, bir anlamda toplumun kendi travmasıyla yüzleşmesidir. Ancak bu yüzleşmenin tam olarak gerçekleşebilmesi için, koruyucu ve onarıcı adımların atılması, bireylerin bu sürece dahil edilmesi gerekir.

Sonuç olarak, travmanın toplumsal yansımaları, bireysel düzeyde başlayan ama toplumsal düzeyde çözülmesi gereken meselelerdir. Şiddet olaylarına karşı yetersiz kalınan adalet sistemi, toplumun iyileşme sürecini engeller. Çaresizlik hissi, bu sürecin bir yan ürünüdür. Ancak toplum, travmaları kabul edip, onları sağlıklı yollarla işleyebilirse, bu kısır döngüden çıkabilir ve kolektif olarak iyileşebilir. 

Bu süreç, bireylerin duygusal olarak daha bağlantılı hale gelmesi ve sistemik adaletin yeniden tesis edilmesi ile mümkün olabilir.



. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .


. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Yayınlanma: 08.10.2024 13:36

Son Güncelleme: 08.10.2024 13:48

#travma#toplum#toplumsal travma#kadın#çocuk#yaşantı#zorluk#hayat mücadelesi#çaresizlik#duygular#zorlu süreçler #kolektif travma#cinsiyet rolleri #toplumsal cinsiyet#adaletsizlik#adalet#yargı mekanizması#travmanın yansımaları#koruyucu önlemler#şiddet sarmalı #patoloji#psikopatoloji#çocukluk travmaları#terapi#psikoterapi
Psikolog

Zeynep

DİKDÜŞ

Psikolog

3 Yorum
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Varoluşsal Anlam Arayışı
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Zihin Kuramı ve Empati: İnsanı İnsana Bağlayan Görünmez Ağ

“O Benden Farklı Düşünebilir” FarkındalığıBir çocuğun, arkadaşının oyuncağı yanlış bir yerde aradığını fark edip “O yanılıyor ama ben gerçeği biliyorum” diye düşünmesi basit bir gözlem gibi görünse de, aslında büyük bir zihinsel gelişimin habercisidir. Bu beceriye zihin kuramı denir. Zihin kuramı, başkalarının kendimizden farklı düşüncelere, niyetlere ve bilgi düzeylerine sahip olabileceğini anlayabilme yetisidir.Bu farkındalık sadece bir bilişsel başarı değildir; aynı zamanda sosyal hayatın temelini oluşturan ilk büyük adımlardan biridir. Çünkü başkalarının zihinsel durumlarını anlamak, onlarla sağlıklı ve uyumlu ilişkiler kurmanın anahtarıdır. Bir çocuğun bu farkındalığı kazanması, dünyayı artık sadece kendi gözlerinden değil, başkalarının gözlerinden de görebildiğini gösterir. Bu da empatiye giden yolun kapısını aralar.Empati: Bebek Ağlamasından Arkadaşını Teselliye Giden YolEmpati, yaşamın çok erken dönemlerinde filizlenir. Yeni doğmuş bir bebeğin başka bir bebeğin ağlamasına kendi ağlamasıyla tepki vermesi, duygusal bulaşma denilen ilkel bir empati biçimidir. Bu, bilerek yapılan bir davranış değildir; fakat insanın sosyal bir varlık olduğunun ilk göstergelerinden biridir.Yaş ilerledikçe empati daha bilinçli ve karmaşık bir hale gelir. İki yaşındaki bir çocuğun üzgün bir arkadaşını fark ederek onun yanına oturması, ona oyuncak uzatması ya da sessizce yanında durması sadece duyguyu hissettiğini değil, o duyguya anlam yüklediğini de gösterir. Yani çocuk artık sadece hissetmiyor, aynı zamanda ne hissettiğini anlıyor ve buna karşılık veriyor. Bu aşama, empatiyi pasif bir hissetme halinden çıkarıp aktif bir anlayış ve destek davranışına dönüştürür.Aynı Yolda Yan Yana İlerleyen İki BecerıZihin kuramı ve empati, genellikle ayrı ayrı öğretilen kavramlar olsa da aslında birbirinden beslenen ve birlikte gelişen iki güçlü alandır. Bir çocuk başkasının kendisinden farklı düşündüğünü kavradıkça, o kişinin duygularını da daha doğru yorumlamaya başlar.Bulgarelli’nin (2023) yaptığı derleme çalışması da bu ilişkiyi doğrular niteliktedir: Bilişsel empati geliştikçe zihin kuramı becerileri ilerliyor, zihin kuramı geliştikçe de empati daha derin bir boyut kazanıyor. 2025 yılında yürütülen uzunlamasına bir çalışma da bu iki becerinin adeta aynı ırmakta ilerleyen iki kol gibi birbirini desteklediğini gösteriyor.Çocuğun sosyal dünyayı anlama kapasitesi, hem karşısındakinin ne düşündüğünü hem de ne hissettiğini anlayabilmesiyle bütünleşir. Bu nedenle zihin kuramı empatiyi, empati ise zihin kuramını tamamlayan iki yapı taşını oluşturur.Türkiye’de Çocukların Hikâyesi: Kültürün İzleriTürkiye’de yapılan çalışmalar, zihin kuramı ve empati gelişimindeki kültürel etkileri anlamamız açısından önemli ipuçları sunuyor.Ekerim-Akbulut ve ekibinin (2019) araştırması, üzüntü duygusunu doğru tanımlayabilen ve başkalarının mutsuzluğunu fark edebilen çocukların daha empatik davrandığını ve daha az yıkıcı davranış sergilediğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, empatiyi yalnızca bir duygu olarak değil, davranışları düzenleyen bir süreç olarak da değerlendirmemizi sağlıyor.Selçuk’un (2018) çalışması ise çocukların zihin kuramı kazanım sırasının kültürden bağımsız bir düzen izlediğini, ancak gelişim hızının sosyal ve ekonomik koşullara göre değişebildiğini gösteriyor. Yani her çocuk benzer basamaklardan geçiyor, fakat bu yolculuğun hızı içinde bulunduğu aile yapısına, çevresel uyaranlara ve kültürel değerlere bağlı olarak farklılaşabiliyor.Bu durum Türkiye’nin topluluk temelli yapısının etkilerini de gözler önüne seriyor. Sosyal ilişkilerin güçlü olduğu, aile bağlarının ön planda bulunduğu kültürlerde empati ve zihin kuramı daha çok etkileşim yoluyla gelişiyor.Görünmeyen Zorluklar: Her Çocuğun Yolculuğu Aynı DeğilHer çocuğun zihin kuramı ve empati gelişimi aynı doğrultuda ilerlemez. Otizm spektrum bozukluğu (OSB) veya dil gelişiminde gecikme yaşayan çocuklar, bu alanlarda doğal olarak daha fazla zorluk yaşarlar. Kılıç-Tülü ve arkadaşlarının (2023) çalışması, OSB ve dil gecikmesi yaşayan çocukların hem zihin kuramı hem empati becerilerinde belirgin güçlükler yaşadığını göstermektedir.Bu sadece akademik bir tespit değildir; günlük yaşamda sosyal iletişimi, arkadaşlık kurmayı, grupla oyun oynamayı ve sosyal sinyalleri okumayı etkileyen önemli bir faktördür. Peterson’un (2014) bulguları, bu becerilerdeki yetersizliklerin sosyal izolasyon, yanlış anlaşılma ve dışlanma gibi sonuçlara yol açtığını açık bir şekilde ortaya koyuyor.Bu nedenle hem ailelerin hem eğitimcilerin çocuklardaki farklılıkları erken dönemde fark etmesi ve uygun destek mekanizmalarını devreye sokması oldukça önemlidir.Erken Destekle Açılan KapılarAraştırmalar, zihin kuramı ve empatinin gelişime açık ve desteklenebilir beceriler olduğunu göstermektedir. Çocuklarla yapılan rol oyunları, duyguları tanıma etkinlikleri, hikâye okuma ve karakterlerin hislerini tartışma gibi basit görünen aktiviteler bile bu becerileri güçlendirebilmektedir.Yagmurlu’nun (2005) çalışması, okul öncesi dönemde bu tür uygulamaların çocukların sosyal uyumunu belirgin biçimde artırdığını ortaya koyuyor. Çocuk duyguların dilini ne kadar iyi öğrenirse, hem kendini ifade etme hem de başkalarını anlama kapasitesi o kadar gelişiyor.Bu bulgular bize önemli bir mesaj veriyor: Zihin kuramı ve empati, yalnızca doğuştan gelen özellikler değil; doğru ortam sağlandığında geliştirilebilen sosyal ve duygusal yeteneklerdir.Sosyal Yaşamın İnce DokusuSonuç olarak, zihin kuramı ve empati, insan ilişkilerinin görünmeyen ama en güçlü bağlarını oluşturur. Bir çocuk başkasının ne düşündüğünü anlamaya başladığında, onun ne hissettiğini de daha doğru bir şekilde yorumlar. Empati ise bu bilişsel anlayışı duygusal bir bağla birleştirerek sosyal uyumu güçlendirir.Bu iki beceri bir araya geldiğinde yalnızca bireysel ilişkiler derinleşmez; toplumdaki anlayış ve dayanışma seviyesi de artar. İnsanları birbirine bağlayan görünmez ağ tam da bu noktada örülür.Kaynakça • Beaudoin, C., et al. (2020). Systematic review and inventory of Theory of Mind measures for age 0–5. Frontiers in Psychology. • Bulgarelli, C. (2023). The typical and atypical development of empathy. Frontiers in Psychology. • Decety, J. (2021). The emergence of empathy: A developmental neuroscience perspective. Developmental Review. • Ekerim-Akbulut, M., et al. (2019). The Role of Theory of Mind, Emotion Knowledge and Empathy in Disruptive Behaviors in Turkish Preschoolers. Journal of Child and Family Studies. • Kılıç-Tülü, B., et al. (2023). Theory of Mind Performances of Turkish Children with ASD and DLD. PubMed. • Peterson, C. (2014). Theory of mind understanding and empathic behavior in children with ASD. Journal of Autism and Developmental Disorders. • Premack, D., & Woodruff, G. (1978). Does the chimpanzee have a theory of mind? Behavioral and Brain Sciences. • Selçuk, B. (2018). Sequence of theory-of-mind acquisition in Turkish children. University of Michigan Dissertation. • Yagmurlu, B. (2005). The role of institution and home contexts in theory of mind development. Early Childhood Research Quarterly. • Tandfonline (2025). Theoretical and Affective Empathy in Preschool Age: Longitudinal study. European Journal of Developmental Psychology.
Çift ve Aile Terapisi

Çift ve Aile Terapisi

Hiçbir ilişkinin sorunsuz ve mükemmel bir şekilde ilerlemesi mümkün değildir. Her çift ilişki süreçleri boyunca dış etkenlerden dolayı birçok sorunla karşılaşır. Kimi zaman çiftler bu sorunları ilişki içerisinde birlikte çözebilirken bazen de bir uzmandan destek almaları gerekebilir. Çiftlerin bir çözüme ulaştıramadığı bu problemler, ilişkinin yıpranmasına ve tükenmesine neden olabilir. Bir süre sonra ilişki içerisinde, sık sık tekrarlanan ve şiddeti artan kavgalar ortaya çıkabilir. Bu kavgalar iki kişiyi de ruhsal açıdan olumsuz etkiler. Çift ve aile terapisi ilişkilerde olumlu değişimleri sağlayabilmeyi hedefler. Çiftler arası yaşanan problemler genellikle iletişim sorunları, problem çözme becerilerindeki eksiklikler, çiftler arası tartışmalar, duygusal yakınlıkla ilgili sorunlar ve cinsellikle ilgili sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bu sorunlar çiftler için ilk başlarda başa çıkılabilir sorunlar olarak gözükürken, zamanla çözemedikleri büyük sorunlara dönüşebilir.Çift ve aile terapisinde temel amaç; çiftlerin birbirleri hakkında daha derin bir anlayış kazanmaları ve ilişkilerinde yaşadıkları problemleri çözüme kavuşturmalarıdır. Burada çiftler arasında yaşanan bu zorlu süreçler ele alınarak, bir çözüm yolu bulunmaya çalışılır. Terapi sayesinde çiftler problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Etkili, yapıcı iletişim kurma ve sürdürme becerisini kazanırlar. Bu sayede terapi sürecinde problemlerini çözerken, aynı zamanda gelecekte yaşanabilecek problemleri de nasıl çözeceklerini öğrenmiş olurlar. Bu ilişkinin olumlu ve sağlıklı ilerlemesine yönelik oldukça yarar sağlar. Çünkü çoğu çift, terapi sürecinden sonra artık sorunları ve problemleri ile nasıl başa çıkacaklarını öğrenmiş olarak ayrılır.Terapi sırasında terapistin rolü kişilerin duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmelerini sağlamak, yaşadıkları problemin kaynağına inerek, bir çözüm arayışı bulmaktır. Terapi planı yapıldıktan sonra, çifte yeni bakış açıları kazandırılarak, yaşadıkları olaylara farklı bir pencereden bakmaları hedeflenir. Özetle, çiftin yaşadıkları problemlerde terapist bir aracı rol üstlenerek, kişilerin birbirlerini doğru bir şekilde anlamalarına yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre, çift ve aile terapileri etkili, kısa vadede sonuç aldıran ve ekonomik olan terapi çeşitlerinden biridir. Gittikçe tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır.Ne zaman terapiye başvurmak gerekir?Çift ve aile terapisine genellikle çiftler artık problemlerini kendi başlarına çözemedikleri ve ilişkileri çıkmaz bir hale girdiği zamanlarda başvururlar. Ancak çift ve aile terapisine, sadece problemler veya sıkıntılar yaşandığı zaman başvurmak gerekmez. İlişkiyi geliştirmek, güçlendirmek ve ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemek için de çift danışmanlığı alınabilir. Bu sayede bireyler ileride karşılarına çıkabilecek sorunları birbirlerini yıpratmadan nasıl çözüme kavuşturacakları konusunda deneyim kazanırlar.Aile ve Çift Terapisi kimler için uygundur? Eşiyle veya partneriyle ilişki içerisinde problemler veya sorunlar yaşayan herkes aile ve çift terapisinden faydalanabilir.· Çiftler arası ikili ilişkilerde karşılaşılan problemlerde,· Evlilikte karşılaşılan problemlerde,· Boşanma sürecinde,· Duygusal istismar ve şiddet olaylarında,· İlişkiyi etkileyen önemli yaşam olaylarının varlığında,· İkinci bir evlilik sürecinde,· Partnerlerde kişilik bozukluğu söz konusu olduğunda.Partnerlerden biri terapiye gitmek istemezse ne yapılabilir?Çift ve aile terapisine partnerlerin ortak kararı ile başladığında çok daha etkili ve hızlı sonuç verir. Çünkü böyle bir başlangıçla problemin tam olarak neden kaynaklandığı ve çözümü bilinmesede bir sıkıntının var olduğu kabul edilmektedir. Bu da bize iki tarafında çözüm istediği ve değişime istekli olduğunu gösterir. Maalesef böyle bir başlangıç her zaman mümkün olmayabilir. Bireyler toplumsal önyargılar ve kişilik yapıları nedeniyle problemlerinin çözümü için yardım istemekte zorlanabilirler.Çoğu zaman partnerlerden biri yardım alma önerisini kavga esnasında veya problemin yaşandığı yoğun bir çatışma sırasında gündeme getirir. Bu durum partnerin terapiyi reddetmesine neden olabilir. Çünkü çatışma veya kavga esnasında danışmanlık almanın önerilmesi karşı tarafa bir eleştiri gibi gelebilir. Kişi problemlerin tamamen kendinden kaynaklandığını düşünebilir. Bu da terapiye karşı önyargıların oluşmasına neden olabilir. Partnerlerden biri terapiye gitmeyi kesinlikle kabul etmiyorsa, nedenlerini anlamaya çalışmak önemlidir. Partnere belki bir deneme seansına gitmeyi önermek burada işe yarayabilir.Eğer tüm çabalarınıza ve isteğinize rağmen partneriniz terapiye gelmeyi kabul etmezse, bu durumda kendi başınıza bir şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Bireyin tek başına ilişki sorunlarını düzeltmesi tabi ki zordur ancak en azından bir terapist ile konuşarak ilişki içerisindeki kendi rolünüzü görebilir, problemleri çözmede ve ilişkiyi geliştirmek için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Bazı durumlarda partnerlerden biri terapi almaya başladığı zaman ve kendini geliştirip, değiştirdiğinde partnerinin de ilişkiye ve terapiye karşı bakış açısı değişebilmektedir. Bu durumda partnerinizde kendi isteğiyle terapi sürecine başlamayı kabul edebilir.İlişkinizde sorunları artık konuşarak çözemediğinizi hissediyorsanız mutlaka yardım alın! Aile ve çift terapisine başlamak çoğu zaman bireyler için zordur. İlişki gibi özel bir yaşamı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan problemleri üçüncü bir kişiyle paylaşmak bireylere oldukça zor gelebilir. Çoğu zaman kişiler kendi başlarına bu problemleri çözmeye çalışırken başarısız oldukları bir süreçte oldukları için ve konuşmalar bir süre sonra sonu görülmeyen şiddetli kavgalara dönüştüklerden dolayı, çiftler bu durumu terapi sürecinde de yaşamaktan çekinebilirler veya korkabilirler. Ancak terapi sürecinde, problemler tartışılsa bile kavganın şiddetlenmesi mümkün olmaz çünkü terapist duruma müdahale ederek, olası problem karşısında çiftlere problem çözme becerilerini ve yapıcı iletişimin nasıl kurulacağı konusunda yol gösterir. Bu sayede çiftler etkili iletişim becerileri kullanarak, problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Bunu terapi süreciyle öğrenen bireyler, zamanla gündelik yaşamlarında da uygulamaya başlayarak, eskiden partnerleri ile çözemedikleri problemleri artık tek başlarınada çözebilir hala gelirler.Unutmayın, sorun yaşadığımız ilişkiler bizim üzerimizde oldukça olumsuz etkiler bırakır. Acı, endişe, gerilim ve kaygı yaşarız. Eğer bu sorunlar çözümlenmeden devam ederse, ruhsal sağlığımızı olumsuz etkilediği gibi fiziksel sağlığımızı da olumsuz etkileyebilir. İkili ilişkimiz çıkmaza girdiğinde bir önlem almazsak, ilişkimiz bitme noktasına gelebilir. Bu nedenle problemler yıkıcı bir hale gelmeden çözümlemek oldukça önemlidir.