İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Yağmur MUMCU
  3. Blog Yazıları
  4. ENKOPREZİS (Dışkı Kaçırma) nedir? Nedenleri, Tanı Kriterleri, Eş Tanılar ve Tedavi Yönteml

ENKOPREZİS (Dışkı Kaçırma) nedir? Nedenleri, Tanı Kriterleri, Eş Tanılar ve Tedavi Yönteml

ENKOPREZİS (Dışkı Kaçırma) nedir? Nedenleri, Tanı Kriterleri, Eş Tanılar ve Tedavi Yönteml

Enkoprezis, 4 yaş ve üzeri çocuklarda görülen istemli veya istemsiz bir şekilde dışkı kaçırma durumudur. DSM-5’e göre tanının konulabilmesi için çocuğun yaşının en az 4 olması ve dışkı kaçırma durumunun 3 aydan daha uzun bir süre boyunca ayda en az 1 kez görülmesi gerekmektedir. ICD-10, DSM’den farklı olarak sürenin en az 10 ay olması gerektiğini söylemiştir. Çocuklarda enkoprezis görülme sıklığı %1-3 arasında olduğu tahmin edilmektedir (Özdemir, 2005) Dört yaşındaki çocukların %2.8’inde, 6 yaşındaki çocukların %1,9’unda, okul çağındaki çocukların %1,6’sında görülmektedir. Buna bağlı olarak, enkoprezisin yaş ile ters orantılı olduğunu yani yaş büyüdükçe görülme sıklığının azaldığını söyleyebiliriz çünkü gelişme geriliğinin nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir.

Bu durumla, kabızlığın ve taşma inkontinansının görüldüğü retansif enkoprezis ve kabızlık ve taşma inkontinansının görülmediği non-retansif enkoprezis olarak 2 farklı şekilde karşılaşabiliriz. Roma II kriterlerine göre enkoprezis %79 oranında kabızlık ile birlikte görülmektedir. Taşma inkontinansına, belli bir nedenden dolayı kabızlık yaşayan çocuğun zamanla dışkılama refleksini kaybetmesi sonucu daha sıvı dışkının kontrol dışında, uzun süre kalan, daha sert dışkının etrafından çıkması olarak tanımlayabiliriz. Çocuk yaşadığı kabızlık nedeni ile dışkılamada zorluk yaşamış olabilir ya da ağrılı dışkılama deneyimlemiş olabilir. Bu nedenle tuvalet ihtiyacından sürekli olarak kaçınıp hem kabızlığın sürmesine sebep olunmuş hem de bu kasların hakimiyeti zamanla azalmış olabilir. Aslında çocukta tuvalet korkusu gelişir. Taşma durumu sıklıkla çamaşır lekelenmeleri olarak görülebilir hatta çocuğun ishal yaşadığı sanılabilir.

Ayrıca enkoprezisi başlangıç dönemine göre incelemek gerekmektedir. Çocuğun doğumundan beri süregelen ve genellikle tuvalet eğitimini tamamlamadığı, yani dışkılama kaslarının kontrolünü kazanamadığı, durumda yaşanan dışkı kaçırma hali birincil enkoprezis olarak tanımlanıyor. Bu durumu gelişme geriliği olarak değerlendirebilir ve kabızlık, lekelenmeler ve idrar kaçırma ile birlikte görebiliriz. Birincil enkoprezisin nedenlerine baktığımızda bunun fizyolojik sebeplerden meydana geldiğini söyleyebiliriz. Genellikle fizyolojik faktörlerin neden olduğu bu türünü kabızlığın ve taşma inkontinansının görüldüğü retansif enkoprezis ile ilişkilendirebiliriz. Nedenlerine bakıldığında genetik yatkınlık, beslenme alışkanlıkları (az lifli, çok yağlı ve çok karbonhidratlı ağırlıklı beslenme vb.), bazı enfeksiyonlar ve kabızlığa bağlı ağrılı dışkılamadan oluşan tuvalet korkusunu söyleyebiliriz. Özetle, tuvalet eğitimini tamamlamamış bir çocuğun fizyolojik sebeplerle kabızlık yaşaması ve kabızlığı nedeni ile istemsiz dışkı kaçırmasına birincil enkoprezis diyebiliriz. Birincil enkoprezisin kız ve erkek çocuklarda görülme olasığında bir farklılık yoktur.

Çocuğun daha önce tuvalet eğitimini tamamlamış olduğu ve sonradan görülmeye başlandığı dışkı kaçırma hali ise ikincil enkoprezis olarak tanımlanıyor. Bu durumda genellikle kabızlık ya da çamaşır lekenmelerine yani taşma inkontinansına rastlanmaz ve uygunsuz yerlere bulaşma şeklinde görülür. Birincil enkorprezisin aksine çocuk bu durumu istemli ve farkında olarak gerçekleştirir. Psikososyal ve davranış temelli olan ve sonradan gelişen bu türü aile ve çocuk için daha zorlu bir süreçtir. Çünkü nedenlere baktığımızda çocuğun yaşadığı bir yoğun bir stres vardır. Burada, çocuğun stres etkenlerine, aile ve çevre ilişkilerine ve tuvalet eğitimini sürecinin nasıl geçtiğini, tamamlandığına bakılmalıdır. Tabi ki, her stres faktörü çocuk özelinde olsa bile, bunlara örnek olarak ailedeki değişimler mesela kardeş doğumu ile gerileme, tuvalet eğitiminin çok katı veya çok serbest bir şekilde gerçekleştirilmesi, çocuğunun ev ortamında yaşadığı gerginlikler ya da okula başlama, ev değişikliği vb. verebiliriz. Yani ne kadar istemli olarak tanımlansa da çocuğun yaşadığı stresi boşaltma çabası ya da yaşadığı strese dikkat çekme hali olarak yorumlayabiliriz. Bu durum, erkek çocuklarında kız çocuklarına göre daha sık rastlanmaktadır. İkincil enkoprezisi, tuvalet eğitimini tamamlamış çocuklarda psikolojik temelli sorunlar nedeni ile uygunsuz yerlere farkında olarak dışkı kaçırma olarak özetleyebiliriz.

Enkoprezis tanısı almış çocuklarda başka problemlerin de eşlik ettiğini görebiliriz. En sık rastlanan eş tanılardan biri enürezis yani idrar kaçırmadır. Bununla birlikte Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu, Kaygı bozukluğu, Zeka Geriliği, Davranım Bozukluğu, Kekeleme ve Depresyon gibi tanılara da rastlayabiliriz (Akça, 2009). Bu tanılardan en çok görüleni olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu aslında enkoprezis nedenlerinden biri olarak görülmektedir. DEHB olan çocuklarda dikkat süresinin kısa olmasına bağlı olarak rektal gerilemenin fark edemeyerek tuvalete gitmeyi geciktirmesi veya dürtüsel davranışları nedeni ile tuvaletten tamamen boşaltım gerçekleştiremeden kalkması sonucu oluşan kabızlık oluşumu ile birlikte enkoprezis oldukça sık rastlanıyor. 

Tanı Kriterleri

Genelde aileler karın ağrısı, kabızlık ya da ishal nedeni ile çocuk doktoruna başvurur. Enkoprezis’in görülme nedeni ve şekli çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenle tanının konulması, tipin değerlendirilmesi ve tedavinin planlanması için aileden detaylı hikaye alınır.

Detaylı hikaye, çocuğun hayatında bu durumu tetikleyebilecek nedenleri bulmak için alınır. Detaylı hikayede alınan bilgiler; çocuğun hayatında rutini dışında gerçekleşen bir olayın olup olmaması, tuvalet eğitim hikayesi, şimdi ki tuvalet kullanım tarzı, önceki dışkı kaçırma hikayeleri, evde ve okulda tuvalete erişim ve hijyen durumu, tuvalet korkusunun değerlendirilmesi, dışkı kaçırma şiddeti (miktar ve sıklık gibi), çocuğun beslenme alışkanlığı, ailenin çocuğa ve bu duruma karşı tutumları, çocuğun ve ailenin dışkı kaçırma ile baş etme stratejileri, çocuğun problemi nasıl algıladığı ve tuvalete yaptığı dönemler.

İkinci olarak, fiziksel değerlendirme yapılır. Genellikle kabızlık ile birlikte görüldüğü için rektal ve karın muayenesi yapılır ya da karın grafisi çekilir (bağırsaktaki dışkı miktarının saptanması için). Enkoprezis görülen çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları da görülebildiği için idrar tahlilide istenir.

Tedavi Basamakları

Enkoprezisin tipi değerlendirildikten sonra tedavi planı yapılır. Öncelikli olarak aile ve çocuk arasındaki ilişki desteklenmeli ve bu durumun çocuğun suçu olmadığı ama sorumluluğun ona ait olduğu anlatılmalıdır. Aile ve çocuk tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir. Zaman zaman gerçekçe ve motivasyonel konuşmalar yapılmalıdır. Aileye de çocuğun bu konudaki ilerleyişinin desteklenme ihtiyacı anlatılmalıdır.

Laktasif tedavi, kabızlık ile birlikte görülen enkopresis için kullanılan bir tedavi yöntemidir. Çocuğun (hastanın) bağırsaklarında birikmiş olan dışkı temizlenir. Daha sonrasında dışkının bağırsakta birikmesinin önlenmesi hedeflenir. Bunun için polietilenglikol, laktuloz/laktitol, sena preparatı, bisakodil, metilseluloz, sıvı parafin gibi laktasif ilaçlar 6 ay süreyle uygulanır (Akça, 2009) ve aynı zamanda beslenme alışkanlıkları düzenlenir (lifli beslenme), bol sıvı tüketimi önerilir. Bazı hastalarda laktoz toleransının düşüklüğü nedeni ile süt tüketimi yasaklanır. Davranışçı tedavi ile birlikte yürütülmesinde sonucun daha başarılı olduğu bulunmuştur.

Davranışçı tedavi, hem kabızlığın görüldüğü hem de görülmediği enkoprezis türünde uygulanmaktadır. Bu tedavi yöntemi çocuğun tuvalet korkusunu yenmesi ve dışkılama reflekslerini geri kazanmasını amaçlar. Çocuğun her gün, özellikle yemeklerden sonra tuvalete giderek oturması istenir. Burada ailenin tutumları, tepkileri çok önemlidir. Çocuk dışkıyı tuvalete yaptığında ödüllendirilebilir, altına kaçırma ise görmezden gelinebilir ve temizliğini kendisinin yapması ya da aileden birinin yardımı ile yapması istenebilir. Ayrıca oyun terapisi ya da çocuk odaklı aile danışmalığı da tercih edilen diğer psikolojik destek yöntemlerindedir.

Enkoprezis tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar şunlardır; İmipramin, amitriptilin gibi antidepresanlar ve sisaprid gastroprokinetikler. Ayrıca DEHB tanılı çocuklar içinse Metilfanit, Atomeksetin vb. ilaçlar kullanılmaktadır. DEHB tanılı çocuklar için kullanılan bu ilaçlarda ilk hedef DEHB semptomlarını azaltmak ve buna bağlı olarak enkoprezisi tedavi etmektir. Yapılan çalışmalarda DEHB tanılı çocukların DEHB semptomlarında azalma ve enkoprezis durumunun tamamen kalktığı görülmüştür. Burada önemli olan nokta, ilaçların birden kesilmemesi ve doktorun önerisi üzerine azaltılarak tedavinin bitirilmesidir. Aksi halde sorunun tekrarına rastlanılmaktadır.

Biofeedback tedavisi; enkoprezis görülen çocuklarda genellikle pelvik taban kaslarının gelişmemesi ya da bu kasların kontrolünün kaybedilmesi görülmesi nedeni ile kaslarının fonksiyonunu yeniden kazanması için geliştirilen bir yöntemdir. Biofeedback yönteminde Manometri ya da EMG ölçümleri kullanılır. Bu ölçümler kullanılarak pelvik kasların işlevi ölçülür. Burada kullanılan cihazlar işitsel, görsel ya da sözel olarak geribildirim verir ve egzersizler ile normal dışkılama öğretilir. 

Diğer tedavi yöntemleri ise masaj tedavisi, probiyotikler, elektriksel sinir uyarımı, refleksoloji ve akupunktur olarak bilinsede henüz etkileri hakkında fazla bilgi edinilmemiştir. (Akça, 2009)

Enkoprezis tedavisi uzun süreli bir süreçtir. Türkiye’de yapılan bir araştırmada enkoprezis tedavi başlangıcından sonraki altı yıl içerisinde %83’ünde tamamen iyileşme, %12’sinde semptomlarda azalma görülmüştür (Akça, 2009). Tamamen iyileşme ise ortalama 21 ayda gerçekleşmektedir. Son olarak 16 yaş ve üzerinde enkoprezis görülmesi çok nadir olduğu bilinmektedir.

Enkoprezis, çocuklarda fizyolojik ya da psikolojik sebepli olarak ortaya çıkan kronik bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlıkla birlikte başka rahatsızlıklarda görülebilmektedir ve bu durum hem çocuk hem de aile için olumsuz ve yorucu bir süreçtir. Çocuğun gözleminin iyi yapılması, en erken şekilde doktora götürülüp tedavinin belirlenmesi ile tedavi basamakları dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. Çocuğun durumuna uygun tedavi yöntemi ve ailenin tutumları oldukça önemlidir.

........

AKÇA, Ö. F. Y., & AYSEV, A. T. D. Enkoprezis tanısı alan çocukların komorbid psikopatolojileri, aile özellikleri, anne-babaların kişilik özellikleri ve psikiyatrik belirtilerinin araştırılması (Doctoral dissertation, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı).

TÜZÜN, Ç., TİKİZ, C., ÜNLÜ, Z., & KASIRGA, E. (2005). Standart tedavilere dirençli enkoprezisli çocuklarda davranış düzenleme programı ve basınç biofeedback yönteminin etkinliği. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Dergisi, 51(3), 103-107.

ÖZDEMİR, F. D., İŞERİ, E., GÖKÇE, E., DEMİROĞULLARI, B., KOÇKAR, A. İ., BAĞBANCI, B., & DALGIÇ, B. (2005). Enkoprezisi olan çocukların tedavisinde davranışçı terapi ve ilaç tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılması. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, 12(3), 121-129.


Yayınlanma: 25.05.2021 20:19

Son Güncelleme: 25.05.2021 20:19

Psikolog

Yağmur

MUMCU

Psikolog

0 Yorum
Dışa-Atım Bozuklukları
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kelimesiz Anlaşabilmek: Gözlerin, Ses Tonunun ve Şefkatli Dokunuşun İyileştirici Gücü

Hayatın koşturmacası ve karmaşası içinde bazen en çok susarken konuşuruz. İster küçücük bir çocuk olalım ister hayatın sorumluluklarını omuzlamış yetişkin bir insan; içimizin en derin yerindeki o ortak arayış hiç değişmez: "Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Benim varlığım senin için gerçekten değerli mi?"Bu sorulara verilen en hakiki, en sıcak ve en iyileştirici cevaplar, çoğu zaman süslü cümlelerde ya da upuzun nasihatlerde saklı değildir. Bir çocuğun gözünün içine bakarken yüzümüzde beliren o ılık gülümsemede, zor bir günün ardından eşimizin ya da dostumuzun omzuna koyduğumuz şefkatli bir elde veya bir sevdiğimizin sesindeki o sakin melodide gizlidir. Kelimelerin bittiği, duyguların bedene büründüğü bu derin alana psikolojide sözsüz iletişim diyoruz. Aslında bu, kalbin kendine has, pürüzsüz ve kelimesiz dilidir.Sinema tarihinin en sarsıcı yapıtlarından biri olan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini hatırlayalım. Filmi izlerken çoğumuzun yüreğini sızlatan o derin mesafe, sadece yaşanan sarsıcı olayların ağırlığından kaynaklanmaz. Asıl sancı, anne ile çocuk arasındaki o gözle görülmeyen, kelimesiz bağın bir türlü kurulamayışında ve o sıcak aynalanmanın eksikliğinde yatar. Ancak bu hikayeye bakarken amacımız asla bir anneye ya da bir çocuğa parmak sallamak, "Nerede hata yapıldı?" diyerek suçlayıcı yargılara varmak olmamalıdır. Aksine bu hikaye, hepimize son derece şefkatli bir ayna tutar. Bize bir insanın doğduğu ilk andan itibaren en çok neye aç olduğunu hatırlatır: Kelimelerden çok önce gelen, bakışlarla, ses tonuyla ve güven veren temasla dokunulan bir ruh bağına…İlk İki Yılın Mucizesi: Kelimeler Yokken Kalp Nasıl Konuşur?Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk anlarda konuşamayız. Mantığımız, kavramlarımız ya da düzgün cümlelerimiz henüz yoktur. Ancak duyguları tüm çıplaklığıyla hisseden bir yüreğimiz ve çevremizdeki dünyayı algılayan son derece hassas bir bedenimiz vardır.Bebeklik ve erken çocukluk çağında bir insanın dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasını sağlayan şey, ona söylenen mantıklı nutuklar ya da kurallar değildir. Bebek, annesinin ya da bakım vereninin gözlerindeki o sakin bakıştan, kucağında hissettiği sıcaklıktan ve ses tonundaki o yumuşak ritimden beslenir. Beden diliyle ve hislerle kurulan bu görünmez uyum, çocuğun zihninde ve kalbinde ömür boyu taşıyacağı derin bir güven duygusu inşa eder. Annenin yüzündeki tek bir yumuşak ifade, bebeğe hiç konuşmadan "Buradasın, güvendesin ve seni sevgiyle kucaklıyorum" der.Eğer bu ilk yıllarda göz temasıyla, sesin sıcaklığıyla ve şefkatli bir temasla yeterince buluşabilirsek; hayata ve insanlara güvenmeyi öğreniriz. Ancak bir şeyler eksik kaldığında ya da koşturmacaların arasında bu sözsüz bağ kopuklaştığında, insan yetişkinliğe doğru büyürken içinde tarifi zor bir yalnızlık ve güvensizlik taşımaya başlar.Büyüsek de İçimizdeki Çocuk Sözsüz Dili ArarPeki, yetişkin olduğumuzda hayatımızda ne değişir? Upuzun cümleler kurmayı öğreniriz, mantıklı açıklamalar yaparız, saatlerce süren tartışmalar yürütebiliriz. Fakat ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhumuzun o en temel ihtiyacı hiç değişmez.Bir düşünün: Çok yorgun, kırgın ya da endişeli olduğunuz bir anda yanınıza gelen bir yakınınızın size uzun mantık dersleri vermesi mi içinizi ferahlatır, yoksa sadece gözlerinizin içine bakıp elinizi şefkatle tutması mı?Çoğu zaman aynı dili konuştuğumuz halde sevdiklerimizle bir türlü anlaşamadığımızdan yakınırız. Kelimelerimiz "Seni anlıyorum" derken; çatık kaşlarımız, bakışlarımızdaki uzaklık ya da bedenimizdeki katılık "Şu an seninle değilim" fısıltısını yayar. Karşımızdaki insan, kelimelerimizden ziyade bu sözsüz mesajı alır ve araya görünmez kırgınlıklar girer. Çünkü insan ruhu, kelimelerden çok daha hızlı bir şekilde bakışların, ses tonunun ve beden duruşunun samimiyetini okur.Sözsüz iletişim, sadece bir çocuğu büyütürken değil; iki yetişkinin aşkını, dostluğunu ve bağını korurken de en güçlü sığınaktır. Birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliği, içinde hiç kırgınlık barındırmayan en güzel sohbetten bile daha derindir.Yargılamadan, Şefkatle Kendimize BakabilmekHayat her zaman pamuk ipliği gibi pürüzsüz ve sakin akmaz. Bazen kendi yorgunluklarımız, gündelik hayatın stresi, ekonomik kaygılar ya da geçmişimizden taşıdığımız kırgınlıklar yüzünden sevdiklerimize o sıcak bakışı vermekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın coşkusuna aynı neşeyle karşılık veremeyebilir, eşimizin gözlerinin içine bakacak enerjiyi kendimizde bulamayabiliriz.Bu durum son derece insani bir haldir. Amacımız kendimizi ya da başkalarını yetersizlikle suçlamak değil; bu durumu fark ettiğimiz an şefkatle durabilmektir. Kendimize şu soruyu sorabilmektir: "Şu an hayatın gürültüsüne çok mu sığındım? Sevdiklerimle arama gürültüden bir duvar mı ördüm?"Şifalanma, kusursuz olmakta değil; koptuğumuz an yeniden o sıcak bağı kuracak küçük adımları atabilmektedir.Sözsüz İletişimi Hayatımızda Yeşertecek Sade AdımlarGünlük hayatın koşturmacası içinde sevdiklerimizle ve kendimizle olan o sözsüz bağı yeniden güçlendirmek için atabileceğimiz birkaç yumuşak ve şefkatli adım:Göz Temasında Kalın: Sevdikleriniz sizinle konuşurken elinizdeki telefonu ya da işi bir kenara bırakın. Sadece birkaç saniyeliğine bile olsa gözlerinin içine bakarak "Şu an tamamen seninleyim" mesajını verin.Ses Tonunuzun Ritimini Fark Edin: Kelimeleriniz ne kadar nazik olursa olsun, sesinizin arkasındaki gerginliği karşı taraf hisseder. Biriyle konuşmadan önce derin bir nefes alarak ses tonunuza yumuşak bir melodi ve sıcaklık katmayı deneyin.Temasın Şifasından Korkmayın: Küçük bir dokunuş, omza koyulan şefkatli bir el ya da içten bir sarılma, bazen saatlerce süren açıklamalardan daha çok güven verir. Temas, bedenlerimizin "Güvendesin" deme şeklidir.Sessizliği Paylaşmayı Öğrenin: Biriyle yan yana dururken sürekli konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece aynı mekanda, sakin ve yargısızca bulunabilmek, sözsüz bağların en derin şeklidir.Kalbin Kelimesiz Diline YolculukSonuçta ister çocuk olalım ister yetişkin, hepimiz kelimelerin ötesinde anlaşılmak isteriz. Bir insanın hayatında bulabileceği en büyük zenginlik, bakışlarından ne hissettiğini anlayan, ses tonundaki kırgınlığı duyup sarılan ve yanında tek bir kelime etmeden güvende hissedebileceği insanların varlığıdır.Bugün sevdiklerinize ya da kendinize bakarken kelimelerin yükünü biraz olsun hafifletin. Bazen tek bir şefkatli bakış, bütün kırgınlıkları tamir etmeye yeter.

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026

Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi

ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026