İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Şeyda Sultan ZENGİN
  3. Blog Yazıları
  4. Ağrılarınız mı var, psikolojik olabilir!

Ağrılarınız mı var, psikolojik olabilir!

Ağrılarınız mı var, psikolojik olabilir!


Ağrılarınız mı var, psikolojik olabilir!


Şeyda Sultan ZENGİN


27 Ocak 2019, Pazar


Takotsubo kardiyomyopatisi; aşırı üzüntü sonucu kalp kasının aniden zayıflaması hastalığıdır. Diğer adı; kırık kalp sendromu.


Kalbinizi korumanın yollarından biri balık-ceviz gibi besinler tüketmek iken, bir yolu da kalbinizi üzmemekten geçer. Fizikî ağrılar ve duygular birbiriyle ilişkilidir. Vücudumuzda hem ağrıyı hem de duyguları kontrol eden nörotransmiterler vardır; ‘serotinin ve norepinefrin’dir. Bu transmitterlerdeki bozukluklar hem depresyona hem de fizikî ağrılara sebep olabilmektedir.


İnsanın ruh hâlindeki değişmeler; migren, kalp çarpıntısı, sırt ağrısı ve eklem ağrısı gibi fizikî belirtilerin görülmesine sebep olabilir. Veya var olan hastalıkları arttırabilir. Dahası bu belirtiler büyük ihtimalle kendi kendilerine geçecek değillerdir. Tam aksine, depresyon ve benzeri hâl tedavi edilmediği takdirde bu belirtiler de tehlikeli boyutlara ulaşabilir. 2007 yılında Norveç’te yapılan bir araştırma ciddî depresyon rahatsızlığı olan insanların, kalp rahatsızlıkları, inme, solunum yolu rahatsızlıkları, sinir sistemi ile ilgili rahatsızlıklar gibi belli başlı durumlardan hayatlarını kaybetme oranlarının diğer insanlara göre daha fazla olduğunu belirtmiştir.


Depresyonun bedene etkisi daha çok stres hormonlarının aşırı salgılanması yoluyla olur. Depresyonda iki stres hormonu vardır ve ikisi de artar. Bunlar adrenalin ve kortizondur. Bu hormonların artmasına bağlı olarak da bazı fizikî değişiklikler olur. Meselâ kortizon hormonu fazla arttığında kişinin kan yağlarında artış söz konusudur. Yine kortizonun etkisi olarak şekerin gereksiz yere kana fazla salgılanması ve buna bağlı şeker yükseklikleri oluşur. Yani şeker hastalığı..


Araştırmalardan faydalanarak bu fizikî belirtileri şöyle sıralayabiliriz;


• Göğüs ağrısı

En başta kalp, akciğer veya mide problemlerinin bir belirtisi olabilir, bu yüzden doktora gitmekte fayda var. Bazen de, bu bir depresyon belirtisidir. Depresyonda adrenalin ve stres hormonlarının fazla salgılanması kalbin gereksiz yere aşırı hızlanmasına ve yorulmasına sebep olabilmektedir. Hatta depresif bir insan sabahları kalp atış sesine bile uyanabilir. Hani denir ya, “onun kalbi var onu üzmeyin” Çünkü stres kalbi tetikler. Tansiyon da aynı şekildedir. Depresyon damarlarda büzüşmeye sebep olduğu için tansiyonun yükselmesine sebep olabilir.


• Yorgunluk ve tükenme

Çok yorgunluk hissediyorsanız, günlük görevleriniz için enerjiniz yoksa, (yeterince uyuduğunuzda veya dinlendiğinizde bile), depresyonda olduğunuzu gösteren bir işaret olabilir. Depresyon ve yorgunluk bir araya geldiğinde, her durumun daha kötü görünmesini sağlar. Depresyonunuz daha dikkat çeker.


• Ağrıyan kaslar ve eklemler

Devam eden ağrı ile yaşadığınızda, depresyon riskinizi arttırabilir. Depresyon aynı zamanda acıya da yol açabilir, çünkü her iki şartta beyindeki kimyevî habercileri paylaşır. Depresyonda olan insanların düzenli olarak ağrıya yakalanma ihtimali sağlıklı insanlara göre üç kat daha fazladır. Meselâ fibromiyalji (eklemlerin ağrıması) hastalığı, biraz da psikolojiktir, strese bağlıdır.


• Baş ağrısı

Bir çalışma, majör depresyonu olan kişilerin migren geçirme ihtimalinin üç kat daha fazla olduğunu ve migrenli kişilerin depresyona girme ihtimalinin beş kat fazla olduğunu göstermektedir.


• İştah veya kilodaki değişiklikler

Bazı insanlar depresif olduklarında daha az acıkırlar. Bazıları ise yemeyi bırakamaz. Sonuç, enerji eksikliği ile birlikte kilo alımı veya kaybı olabilir.


• Sırt ağrısı

Sırt ağrısı düzenli olarak tekrar ettiğinde, depresyona katkıda bulunabilir. Sırtınız veya beliniz her daim kendini hatırlatacak derecede ağrıyorsa ve doktorunuz bir sorun göremiyorum diyorsa, hayatınızdaki stres faktörlerini bir gözden geçirmenizde fayda var.


• Uyku

Depresyondayken kişinin uyku düzeni bozulabilmektedir. Uykuya dalma sorunu, dalamama, dalsa da sık sık uyanma tarzında sorun söz konusu olabilir. Aşırı derecede fazla uyuma da kendini gösterebilmektedir.


• Nefes darlığı

Kişi aşırı stres altında kaldığında yeterince oksijen alamıyormuş gibi hisseder. Derin derin nefes alma ihtiyacı duyar, ama alamaz. Nefesi yarım kalır.


• Heyecanlı ve huzursuz

Uyku problemleri veya diğer depresyon belirtileri sizi bu şekilde hissettirebilir. Yerinde duramama, veya tam tersi hiç hareket etmeden yatma/oturma davranışı gözlemlenir.


• Sindirim problemleri

Beynimiz ve sindirim sistemimiz güçlü bir şekilde bağlantılıdır, bu yüzden stresli veya endişeli olduğumuzda çoğumuz karın ağrısı veya mide bulantısı çeker.


Depresyon bağırsaklarınızda da baş gösterebilir. Bulantı, hazımsızlık, ishal veya kabızlığa sebep olur. Strese bağlı olarak birçok insan kabızlık sorununu çekmektedir. Her seferinde farklı besinlerle kendini iyi etmeye çalışır, ancak stresini azaltmaya çalışmak aklına gelmez. Eğer bu belirtiler uzun süre sizde varsa ve doktorunuz bir sorun yok diyorsa, kendinizi iyi etmeye bakın.


Depresyon öyle bir rahatsızlıktır ki kendisini sadece ruhî ve zihnî olarak göstermez. İnsan bedenine de etki eder. Ve bunun bir sebebi stres hormonlarının aşırı salgılanmasıdır. Bediuzzaman diyor ya, ‘fıtrat ve vicdan yalan söylemez’ diye. Aynen öyle, bir sorun varsa fıtrat bunun üstünü örtmüyor hemen söylüyor. Biz zihnen kendimizi iyiyim diye kandırmaya çalışsak da, vücudumuz bir şeylerin ters gittiğini yukarıdaki belirtilerle haber verir.


Tavsiyemiz, hiçbir şey sizden daha önemli değil, emanetleriniz olan kalbinize ve ruhunuza iyi bakın. Onları amaçları doğrultusunda kullanın, gereksiz streslerden kaçınmaya çalışın. Vücudunuzu iyi dinleyin ve kendinizi iyi etmenin yollarını bulun.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .



Yayınlanma: 25.09.2020 11:10

Son Güncelleme: 03.01.2023 06:18

#ağrı#psikolojik#takotsubo#kırık kalp#baş ağrısı#depresyon#psikolog#şeyda sultan#şeyda#zengin
Psikolog

Şeyda Sultan

ZENGİN

Psikolojik Danışman

(*)(*)(*)(*)(*)32 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikoloğu Hangi Alanlarda Çalışır?

Gelişim Psikolojisi Nedir? Gelişim psikolojisi,bireylerin gelişimini doğum öncesi süreçten mezara kadar inceleyen ve bireylerin gelişim süreçlerini sosyal, fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak ele alan bir bilim dalıdır. Yaşa bağlı olarak değişim gösteren gelişim dönemleri ( bebeklik dönemi, okul öncesi dönemi, ön ergenlik (ilkokul) dönemi, ergenlik dönemi, beliren yetişkinlik dönemi,yetişkinlik dönemi ve yaşlılık dönemi )ile birlikte kültürün, yetiştirilen çevrenin, karakterin bireyin davranışları üzerindeki etkisini incelemekte ve bireyin yaşamı boyunca devam etmekte olan değişim süreçlerini anlama ve anlamlandırmaya çalışmaktadır.Gelişim Psikoloğu Nasıl Olunur? Gelişim psikoloğu olarak uzmanlaşmak için 4 yıllık lisans eğitiminden sonra Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisans yapılması gerekmektedir. Gelişim psikologları Türkiye’de ağırlıklı olarak gelişimin hızla gerçekleştiği dönem olarak belirtilen okul öncesi, ilkokul dönemi ve ergenlik dönemini içeren eğitim sektöründe çalışmaktadır. Ancak gelişim psikologlarının çalışma hayatında rehabilitasyon merkezleri, yaşlı bakım evleri gibi çalışma alanları da mevcuttur.Gelişim Psikologları Hangi Alanlarda Çalışmaktadır? Gelişim psikologları yaşam boyu devam eden tüm gelişim dönemlerini ele almakla birlikte gelişimin en hızlı olduğu dönemler olan okul öncesi ve ergenlik dönemi üzerinde daha çok çalışmaktadır. Bu dönemler bireyin kendini keşfetmeye ve farkına varmaya başladığı, sorguladığı, arayış içinde bulunduğu, yetişkinlik dönemine dair ilk adımların atılmaya başlandığı ve yaşam boyu bireyin hayatında etkisi olacak olan tüm süreçlere zemin hazırladığı için büyük önem taşımaktadır. Gelişim psikologları da bu dönemleri dikkatli şekilde takip etmekte, gözlem ve analiz yaparak gerekli durumlara müdahale de bulunmaktadır. Bu sayede çocuk ve ergenler için ebeveynleri ile birlikte yol alındığı takdirde sağlıklı gelişim için gerekli olan ortamın oluşturulmasına öncülük edilmektedir.Gelişim psikologlarının sıklıkla çalışmakta olduğu alanlar;-Anksiyete (kaygı) Bozuklukları-Umutsuzluk ve Depresyon- Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik-Dönemsel Gelişim Sorunları-Dikkat Eksikliği Sorunları-Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları-Uyku ve Yeme Sorunları-Duygu Düzenleme -Zaman Yönetimi Problemleri-Öfke Problemleri-Aile İçi Problemler -Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.)gibi sorunlar üzerinde etkili bir şekilde çalışmaktadır. Anksiyete (kaygı) Bozuklukları: Anksiyete (kaygı) çocukluktan yaşlılığa kadar her yaştan bireyde var olabilen ve psikologların sıklıkla çalıştığı bir alandır. Ancak, okul döneminin etkisi ile birlikte anksiyete bozuklukları, çocuk ve ergenlik döneminde en sık karşılaşılan bozukluklar arasında yer almaktadır. Özellikle okul öncesi dönem çocuklarında ayrılık kaygısı, okul kaygısı söz konusu iken ergenlik döneminde sınav kaygısı, iş kaygısı, gelecek kaygısı, sosyal kaygı gibi kaygı türlerini sıklıkla görmek mümkündür. Anksiyete bozukluğu olan bireyler terleme, karın ağrısı, karın guruldaması, avuç içi terlemesi, ateş basmaları, bayılacak gibi hissetme gibi şikâyetleri ifade etmektedir.Umutsuzluk ve Depresyon: Çocuk ve ergenlik döneminde bir diğer en sık karşılaşılan konu ise umutsuzluk ve depresyon konusudur.Umutsuzluk, geleceğe yönelik olumsuz beklentileri içermekte ve eğitim sürecinde akademik umutsuzluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Umutsuzluk hissine kapılmış ola birey bir şeyler yapmak, eyleme geçmek için istekli değildir ve gerekli olan motivasyonu kendinde bulamaz. Depresyon ise pek çok şeyi gerçekleştirmemizi engelleyen bir duygu durumdur. Birey kendisini mutsuz, üzüntü içinde, huzursuz hisseder. Yapılan hiçbir eylemden keyif alınmaz, keyif almadığı için yapmak istemez ve bir şey yapmadıkça kendisini daha kötü hissetmesine sebep olan kısır döngüye girer. Okul döneminde de depresyon yaşayan çocuk ve ergenlerde okula gitme de isteksizlik, keyif almama, uyku ve yeme problemleri, sosyal ilişkilerde keyif almama gibi durumlar görmek mümkündür.Motivasyon Düşüklüğü ve Tembellik : Umutsuzluk ile birlikte sıklıkla karşımıza çıkan sorun ise bireylerin eyleme geçebilmek için kendilerinde yeterli motivasyonu bulamamaları ve tembellik sorunu ile karşı karşıya kalmaları durumudur. Temelinde geleceğe yönelik umutsuzluğu, güvensizliği, iç ve dış motivasyon kaybını barındırmaktadır. Öğrenciler için akademik motivasyonun kaybı beraberinde okul ve sınav kaygısını da getirdiği için bu problemlerin başında bir uzamana danışılması gerekmektedir.Dönemsel Gelişim Sorunları: Bireylerin gelişim dönemlerinde yaşadıkları sorunlar için de bir uzmandan yardım alınması gerekmektedir. Konuşma ve dil sorunları, ahlak gelişimi,sosyal gelişim, cinsel gelişim,bilişsel gelişim, duygusal gelişim ve kişilik gelişimi sorunları gelişim dönemleri kapsamında ele alınan alt alanlardır. Kendini keşfetmeye başladığı dönemi içine alan ergenlik dönemini yaşayan bir birey kendi cinsel kimliğini, kişilerarası ilişkilerini, toplumsal değerleri ve yasaları, uyması gereken kuralları, gereklilikleri, duygusal zekâsını da keşfetmeye başlamakta ve bu alanlar içerisinde oluşabilecek bir sorun kişinin tüm yaşamını etkileyecektir.Dikkat Eksikliği Sorunları: Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına uygun olan süreden az olması durumudur. Dikkat süresi her yaş için ayrı ele alınmalı 5 yaş çocuğu ile 15 yaş çocuğu arasındaki dikkat kapasitesi arasında fark gözetilmelidir. Bu sorun karşısında çocuk suçlanmamalı, zorlanmamalı ve adım adım sabır ile çalışılarak bilişsel kapasitesine uygun dikkat süresine getirilmek için çalışılmalıdır.Öğrenme Stilleri ve Öğrenme Bozuklukları: Her bireyin öğrenme stili farklıdır. Bir çocuğun öğrendiği şekilde diğer çocukların öğrenmesi beklenmemelidir. Bir öğrenci derste dinleyerek öğrenirken, bir öğrenci öğrenebilmek için renkli kalemler ile yazmaya, tablo oluşturmaya, resimler çizmeye ihtiyaç duyabilir. Bir öğrenci sesli şekilde okuduğunda daha iyi aklına kaldığını belirtirken, bir öğrenci bir başkasında anlatıyormuş gibi çalışırken en iyi şekilde öğrendiğini belirtebilir. Biri sert zemin de çalışmayı diğeri ise müzik eşliğinde çalışmayı tercih edebilir.Bunun için çocuklara öncelikle hangi öğrenme stillerine ait oldukları üzerine gerekli analizler yapılmalı ve öğrenme güçlükleri var ise dikkate alınmalıdır. Bu süreçte öğretmeler, ebeveynler ve psikologlar bir ekip olarak hareket etmelidir.Teknoloji bağımlılıkları (internet, oyun, telefon vb.):Teknoloji cihazlarının ve beraberinde internetin kişinin günlük yaşamını bozacak düzeyde ve kontrolsüzce kullanılması durumu özetle teknoloji bağımlılığı olarak açıklanmaktadır. Bir gencin akıllı telefonu ile amacının dışında, düşündüğü süreden fazla, problemli kullanımı bağımlılık riskini beraberinde getirmekte ve bu risklere karşı açık olan gençler bağımlı olmadan önce önleme kapsamına alınmalıdır.Telefonları ile geçirdikleri süreyi cazip kılan temel etkenler bulunmalı ve yerleri daha verimlileri ile değiştirilmelidir. Bu süre zarfında yasaklar, kısıtlamalar konulmamalı öncelikli olarak ''neden'' bunu tercih ediyor sorusuna cevap aranmalıdır.Eğer sizlerde ebeveyn olarak çocuklarınız ile ilgili ya da aile problemleriniz ile ilgili olarak gerekli yardımı almak, soru sormak ve randevu oluşturmak isterseniz bana buradan her daim ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle…FATMA İZEL ŞAHİNPsikolog & Aile Danışmanı
Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil

Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil|Şeyda Sultan ZENGİNOrtaokula başlayan kızına güzel bir öğüt vermek isteyen anne, kızını karşısına alır ve der:“Kelimelerini başkalarının canını yakmak, küçük düşürmek, iftira etmek ve yaralamak için kullanma fırsatın olacak. Aynı zamanda kelimelerini başkalarını iyileştirmek, yüreklendirmek, ilham vermek ve sevmek için de kullanma şansın olacak. Bazen yanlış seçim yapacaksın… Kelimelerini özenle kullan Breonna. Diğerleri kelimelerini yanlış kullandıklarında sen sözlerini koru. Her sabah, ağzından hayat veren kelimelerin çıkacağı sözü ver kendine… Nezaketi ve şefkatiyle bilinen biri ol. Hayatını, buna aşırı ihtiyaç duyan bir dünyaya hayat vermek için kullan. İyiliği seçtiğin için asla, ama asla pişmanlık duymayacaksın.”Ne güzel bir öğüt... Kelimeler ki, kimi zaman göklere çıkartır seni, kimi zaman yerle yeksân eder. Atalarımızın dediği gibi; “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı!”İşte bu yüzden kime karşı olursa olsun kullandığımız kelimeler bizim seviyemizi belirler. Kimi zaman da suskunluklarımız seviyemizi belirler. İnsan sadece bilmediğinden susmaz, bildiğinden de susar. Edep bilir susar, saygı bilir susar, hak bilir susar, sevgi bilir susar, hatır bilir susar... Bazen de konuşsa bile birşeyin değişmeyeceğini bilir susar... Ve onların yerine melekler konuşur cevap verir.Rivayet edilir ki; Peygamber Efendimiz (asm) birkaç sahabesi ile birlikte sohbet etmekteydi. Arsız bir adam geldi ve Hazret-i Ebu Bekir’in yüzüne karşı lâf atmaya ve hakaret etmeye başladı. Hazret-i Ebu Bekir başlangıçta çok sabretti, cevap vermedi. Fakat adam susmak bilmeyince Hazret-i Peygamber’in de (asm) yanında bu kadar arsızlığı Hazret-i Ebu Bekir’i kızdırdı. Nihayet sabredemedi ve adamın lâflarını iade etmeye ve adama karşılık vermeye başladı. Peygamber Efendimiz de (asm) kalkıp yürüdü ve onları terk etti.Yanlış yaptığını anlayan Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Peygamberin (asm) ardı sıra koştu ve Peygamber Efendimiz’den (asm) özür diledi.Peygamber Efendimiz (asm): “Sen sabrettiğin sürece bir melek sana duâ ediyor, adama cevap veriyordu. Sen cevap vermeye başlayınca melek gitti şeytan geldi. Ben şeytanın bulunduğu mecliste bulunmam.” buyurdu.Buradaki ölçüt, şu âyetin ölçütüyle aynı olsa gerek: “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan Sûresi, 72.)Konuşmak ise, uygun muhatabına ve yerli yerinde yapılmalı.. İşte imtihan da burada. İnsan nefsine söz geçirebilse zaten uygun yerde susacak, uygun yerde konuşacak. Peki hangisi daha çok pişmanlık getiriyor, susman gereken yerde konuşman mı, konuşman gereken yerde susman mı?Bazı güzel sözlere bakalım:• Lâ Edri - Sustuğun hiçbir cümleden, konuştuğun kadar pişman olmazsın.• Mehmet Âkif - Konuşmak bir mana ise, susmak binbir mana. Herkes konuşmasına konuşur, lâkin sükût yürekli olana!.”• Lokman - Söz gümüş ise sükût altındır.• Calvin Coleridge - Söylemediğim şeylerin hiçbiri, bana zarar vermedi.• Confucius - Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.• Confucius - Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan ise çok sık pişman olunur.• Mevlânâ - Kargalar ötmeye başlayınca, bülbüller susar.• Goethe - Konuşmak ihtiyaç olabilir, ama susmak bir sanat’tır.• Hz. Ömer - Esenlik ve huzur on kısımsa, dokuzu susmaktır.• Özdemir Asaf - Konuşmak küçülür, küçülürse adı değişir susmak olur. Ağlamak büyür, büyürse adı değişir susmak olur...• Fuzuli - Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.Evet söylenince tesir olmayacaksa, nefse inat susmak gerekir. Maharet de burada işte. Gönül ehli olmak kolay değil. Bırakın kalp kırmak konuşanlara münhasır olsun, biz gönül ehli olalım...