İçeriğe geç

Sosyal Fobi


Sosyal Fobi Nedir?


Sosyal Fobi; kişinin diğer insanlar tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı, toplumsal ortamlarda rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı sorunudur. Sosyal fobi belirtileri kişi sosyal ortama girdiğinde veya daha girmeden başlayabilir. Bedensel belirti olarak; yüz kızarması, terleme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide bağırsak sisteminde rahatsızlık, ishal, kas gerginliği, titreme olabilir. Aklından “rezil olacağım, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, hata yapmamalıyım” gibi düşünceler geçebilir. Sosyal fobi yaşayan kişiler; korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme gibi davranışlar sergileyebilir.



Sosyal Fobi Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar


Sosyal fobi testi olarak en yaygın kullanılan Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeğidir. Bu ölçekte belirtilen sosyal durumlardan bazıları şunlardır.


- Toplum içinde telefonla görüşme

- Küçük bir grup etkinliğinde yer alma

- Toplum içinde yemek yeme

- Yetkili biri ile konuşma

- Kalabalık önünde konuşma

- Başkaları tarafından izlenirken çalışma

- Yabancılarla karşılaşma veya ilgi odağı olma 

- Yetenek veya bilgi testine tabi tutulma

- Davet verme


Sosyal fobi yaşayan kişi; sosyal ortamlara girmek istediği halde giremez, girse bile çok zorlanır. Olay sonrası da yaşadıkları şeylerle ilgili olarak çok fazla zihinsel uğraşları olur. Genel olarak işlevselliği azaltan bir sorun olmasına rağmen tedaviye başvuru oranı düşüktür. Çünkü psikolojik destek almak için yapılması gereken şeyler de, kişide kaygı oluşturur ve bunu da erteleyebilirler. Sosyal fobi testi olarak internette birçok içerikle karşılaşabilir. Fakat unutulmaması gereken şey bu testlerin tanı amacıyla kullanılmadığıdır.



Sosyal Fobinin çekingenlikten farkı nedir?

Sosyal fobi yaşayan kişiler diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirebilecekleri biçiminde bir tehlike algıladıklarında ilgi ve dikkatlerini kendilerine yöneltmektedirler. Çevrede neler olduğuna dikkat etmeksizin kendi olumsuz otomatik düşüncelerine odaklanmaktadırlar. Bu durum çekingenlikle sosyal fobi arasındaki en önemli farklardan biridir. Çekingen veya utangaç kişi sosyal ortamlara, sosyal fobiye benzer şekilde olumsuz düşüncelerle giriyor olabilir. Ancak çevreyi gözlemleyebilmesi sonucu kendisine olan olumlu tavırları fark ederek olumsuz düşüncelerden kurtulabilir.

 


Sosyal Fobi Nasıl Yenilir?


Sosyal fobinin diğer kaygı sorunlarından en önemli farkı; korktuğu şey başına gelir. Sosyal fobi yaşayan kişiler genellikle iki şeyden korkarlar;


1- sosyal ortamlarda tuhaf davranmak, farklı görünmek ve komik duruma düşmek

2- gözlendikleri bu ortamlarda kaygı yaşamak ve kaygılı görünmek


‘’Sosyal fobi nasıl yenilir?’’ sorusunun cevabı elbette kişiye ve bağlama göre değişir. Bu konuda bireyin yapabileceği şeylerin başında doğru bilgilere ulaşarak farkındalık sağlamasıdır. Sosyal ortamlara girmeden veya girince zihninden geçen düşünceleri not ederek başlayabilir. Bu düşünceler ne kadar gerçekçi olduğuna, zihnin felaket senaryolarının test edilip edilmediğine bakabilir. Sonrasında girmekten çekindiği sosyal ortamları hiyerarşik bir şekilde listeleyebilir. Kendisine en az rahatsızlık veren durumları sıfırla yüz arasında puanlayabilir. Bu durumlardan kaçınmanın sadece kısa vadede işe yaradığını fakat uzun vadede sosyal fobiyi daha da arttırdığını kendisine hatırlatmalı. Hazırlamış olduğu listeden en az rahatsızlık verenden başlayarak bu ortamlara girmeye başlamalı. Duyduğu kaygının ve bedensel duyumların en az 15-20 dakika kaldığı ortamlarda nasıl değiştiğini deneyimlemelidir. Elbette bu süreçleri bir uzman eşliğinde yapması daha uygun olur.

 


Sosyal fobi tedavisi


Tedavide kişinin durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen tek başına farmakoterapi (ilaç tedavisi) kullanılır. Bazı durumlarda her iki yöntem beraber kullanılabilir. Bilişsel davranışçı terapi en yaygın kullanılan ve etkinliği en yüksek olan terapi yöntemlerinden birisidir. Sosyal fobinin tedavisinde in-vivo (yaşayarak) maruz kalma, hayali maruz kalma, davranış deneyleri gibi davranışçı müdahaleler yapılır. Yaşanan kaygı duygusunu ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, düşünce hatalarını tespit ve yeniden yapılandırma gibi bilişsel müdahaleler yapılır. Bireysel terapiler yapıldığı gibi grup terapisi de uygulanabilir.


Tedavide ilk tercih genellikle psikoterapidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi Amaçları

  1. Kaygının doğasını ve kaygıyla ilişkiyi öğrenmek
  2. Kaygının doğal olarak kaybolmasını deneyimlemek( Bu amaçla hiyeyarşik korku listesi oluşturulup en az kaygı verenden başlanarak alıştırma tedavisi uygulanır.)
  3. Sosyal kaygıyla barışmak ve başetme becerisi
  4. Bilişleri yeniden yapılandırmak (kişinin kendisi çevresi ve dış dünya hakkındaki inançları çalışılır)


Fakat kişinin durumuna göre ilaçlar da kullanılabilir. Bu ilaçlar üç grupta toplanırlar; antidepresanlar, benzodiyazepinler ve beta blokörler. Sosyal fobi ilaçları hekim kontrolünde kullanıldığında etkili ve güvenlidir. Fakat kontrolsüz kullanıldığında, başka sorunlara da yol açabilir. Benzodiyazepin grubu ilaçlar bağımlılık açısından risk oluşturduğu için uzun süre kullanılmaz. 


Kendine Yardım Kitapları


Son yıllarda bilişsel davranışçı terapi temelli kendine yardım kitapları hakkında da önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu kitaplar okura doğru bilgiler sunduğu gibi, kendi kendine uygulayabileceği teknikler de anlatmaktadır. Çeviri kitaplarının yanı sıra Türkçe olarak yazılan eserler de raflarda yerini almıştır. Doç. Dr. Kadir Özdel tarafından hazırlanmış olan ‘’Sosyal Fobiden Hayata Yolculuk’’ kitabı bu alandaki en faydalı kitaplardan birisidir. Kitap dört bölümden oluşmaktadır;


‘’Sosyal Kaygı Bozukluğu Nedir?’’, ‘’Sosyal Kaygı Bozukluğu Neden Olur?’’, ‘’Sosyal Kaygı Bozukluğu Tedavisi’’, ‘’Ben Ne Yapabilirim?’’


Tedavi Edilmezse Ne Olur?


Sosyal fobi tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesi düşer. Bazı ortamlardan kaçınmaya başlar, bazı durumlarla karşılaşmamak için hareket alanını daraltır. Öte yandan sosyal ortamlara girerken gerginliği azaltmak amacıyla alkol kullanmaya başlayabilir ve bağımlılık sorunu da eklenir. Mesleki anlamda önüne gelen fırsatları hep erteleyebilir. Sosyal fobi tedavisi mümkün iken kişi bununla yaşamaya alışmaya çalışır. Belki çevresi tarafından böyle kabul edilir. Fakat bu yalancı konfor alanı uzun vadede kişinin hayatını birçok açıdan kısıtlayabilir.


Dr. Mustafa İspir



 


Yayınlanma: 26.11.2021 19:32

Son Güncelleme: 26.11.2021 19:32

#sosyal fobi#anksiyete#psikoterapi#bilişsel davranışçı terapi
Psikolog

Mustafa

İSPIR

Psikoterapist

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Sosyal Fobi
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Endişe mi, Kaygı mı? Kaygı Bozukluğunu Anlamak

Endişe mi, Kaygı mı? Kaygı Bozukluğunu Anlamak

Endişe, zihinsel olarak gelecekte olası olumsuz sonuçlar meydana gelmesini beklemek ve bu olumsuz sonuçlara hazırlanmak ile ilgilidir. Neler olabileceğini önceden kestirmeye çalışmak ve değişik durumlarla nasıl başa çıkabileceğiniz ile ilgili ayrıntılı senaryolar oluşturmaktır.“Ya A olursa? O zaman ben şunu yaparım… Ama ya B olursa? O zaman ne yaparım ben?”Endişe duyabileceğimiz pek çok şey olsa da tüm endişelerin ortak özellikleri vardır.Tipik olarak “Ya … olursa?” sorularıyla başlarlar ve bu soru bir dizi endişeli düşünceyi tetikler.Gelecek hakkındaki düşüncelerdir.Her zaman olumsuza odaklanırlar.Geçmişteki bir olay hakkında düşünüyor olsanız bile endişelendiğinizde olayın gelecekteki uzantıları ile ilgilisinizdir. Üstelik bu uzantılar asla olabilecek olumlu şeylerle ilgili değildir çünkü bunlar zihinde sorun çözmeyi gerektirmezler. Bunun yerine her zaman endişeleriniz olabilecek kötü şeyler üzerine odaklıdır.Birçok farklı neden yüzünden endişe duymak mümkündür. Araştırmalar endişeleri tetikleyen etkenlerin; öngörülemez, yeni ya da belirsiz olayların deneyimlenmesi olduğunu göstermiştir. Yani sonunda ne olacağı belirsiz olan durumlarla karşılaştığımızda, bu durum bizler için tamamen alışılmamış veya net olmadığında endişelenme olasılığımız daha fazladır. Böyle durumlarda sonucun ne olacağını gerçekten bilemeyiz ve tüm bu olasılıklar hakkında düşünmeye, önceden kestirerek plan yapmaya çalışırız. Sarf ettiğimiz bu zihinsel çaba ise endişe duymamız ile sonuçlanır.Belirsizliğe yol açan durumları; öngörülemezlik, yenilik ve belirsizlik şeklinde özetleyebiliriz. Öngörülemez durumlar; bir sınava hazırlanmak, iş görüşmesine gitmek, yeni bir sosyal ortama dahil olmak, ilk kez bir aktiviteyi deneyimlemek vs. olabilir. Sınavda soruların nasıl olacağını, onları doğru yanıtlayıp yanıtlayamacağımızı, nasıl bir performans sergileyeceğinizi, o sınavı deneyimleyene dek önceden bilemezsiniz. Bir iş görüşmesinde size nasıl sorular sorulacağını, sizden neler talep edileceğini ve bekleneceğini, sizin vereceğiniz cevapların tatmin edip etmeyeceğini ve bu görüşmenin olumlu mu yoksa olumsuz mu sonuçlanacağını bilemezsiniz. Yeni bir sosyal çevreye dahil olurken insanların size nasıl yaklaşacağını, sizin nasıl hissedeceğinizi bilemezsiniz. İlk defa bir deneyimde bulunurken bu aktivitenin size uygun olup olmadığını önceden kestiremezsiniz.Yeni durumlar ise doğal olarak daha öncesinde hiç içinde bulunmadığınız durumlardır. Belirsiz bir durum, sonucunda olumlu-olumsuz-nötr herhangi bir olayın meydana geleceği durumlardır. Daha önce hiç gitmediğiniz bir yere yolculuk yapmak, yeni bir spor dersi almak, ilk kez bir yemeği tatmak, ansızın patronunuzun sizinle görüşmek istemesi, bir arkadaşınızın aramanızı/mesajlarınızı yanıtsız bırakması… Bu gibi durumlarda zihninizin endişe verici düşünceler üretmesi oldukça doğaldır. Çünkü zihniniz tüm bu durumlara kendini, sizi hazırlamaya çalışır. Söz konusu zihinsel hazırlığın bizler için faydası olduğunu bile söylemek mümkündür.Endişe duymasaydınız o iş görüşmesi için hazırlık yapmayacaktınız, endişe duymasaydınız o sınav için çalışmayacaktınız, kariyerinizle ilgili endişe duymasaydınız o başvuruyu yapıp iş görüşmesine gitmeyecektiniz. Böylece belki de olabilecek olumlu sonuçları da alamayacak veyahut endişe duymadığınız için aşırı bir rahatlamayla çaba göstermeyecek ve hedeflerinizi gerçekleştiremeyecektiniz.Herkesin zaman zaman endişelendiğini hatırlamak, bunun doğal ve bir o kadar da hayatın bir parçası olduğunu bilmek önemlidir. Endişelenmiş olmanız bir sorun olduğu anlamına gelmez. Öyleyse endişe ne zaman bir sorun halini alır? Psikolojiye göre endişeyi; çoğu günler varolduğunda, karşılaşılan duruma göre aşırı olduğunda, kontrol etmesi zor olduğunda ve kişinin günlük yaşamını engellediğinde ya da belirgin bir sıkıntıya yol açtığında sorun olarak değerlendiririz. Ek olarak yaşam kalitesinin düşmesi de endişe konusunda bir sorun olduğuna işaret edebilir. Örneğin, yaklaşan bir sınava çalışmanıza konsantre olamayacak kadar endişelenmek.Endişeler zihinde olup biterken kaygı ise bedende meydana gelir. Yani endişeler düşünce ise bunlar çok yoğunlaştığında artık duygu ve bedensel duyumlara dönüşmeye başlamış demektir. Bu duruma ise artık endişe yerine kaygı demeye başlarız. Kaygı, insanların tehlikedeyken ya da kendilerini herhangi bir şekilde tehdit altında hissettiklerinde deneyimledikleri bir dizi fiziksel duyumun genel adıdır. Kaygı duyumları;Kalp atışında hızlanma,Solunum hızında değişiklikler,Mide-bağırsak sorunları, mide bulantısı, karın ağrısı,Terleme,Titremeler ya da sarsılmalar,Sıcak basması ya da ürperme,Huzursuzluk ve ürkeklik hali,Baş dönmesi ya da sersemlik hallerini içerebilir.Kaygı, bedenin tehdit saptamak için tasarladığı bir sistemin parçasıdır. Bu tehdit saptama sistemine bazen “savaş ya da kaç” yanıtı denir ve tam olarak bunu yapar. Sizi, ya bir tehdite karşı savaşmak ya da ondan kaçıp uzaklaşmanız için hazırlar. Kaygı hakkındaki tüm bedensel duyumlar, aslında bedeninizin sizi bir tehlikeye karşı harekete geçmeniz için fiziksel olarak hazırlama yoludur. Aynı zamanda, sahip olduğunuz en önemli hayatta kalma düzeneklerinden biridir.Dünyadaki tüm canlılarda bir şekilde kaygı mevcuttur ve sizi tehlikeden mümkün olduğunca hızlı çıkarmak için çalışır. Ancak ne yazık ki kaygı ile ilgili 2 temel sorun vardır. İlk sorun; tehlike altında olduğunuzu düşündüğünüz her durumda tetiklenir, gerçekten tehlike altında olmadığınızda bile… Tehdit saptama sistemi, sizin düşüncelerinize tepki verdiği için yanlış ateşlenebilir. Gerçek bir tehlike olmasa da kaygı hissetmeniz mümkündür. İkinci sorun ise; yaşadığımız kaygıya neden olan tehditlerin fiziksel değil zihinlerimizde beklediğimiz tehlikelerle ilgili olmasıdır. Örneğin, işe geç kalma konusunda endişelenebilirsiniz. Patronunuzun size kızması fiziksel bir tehdit oluşturmaz ancak yine de kaygı hissedersiniz. Çünkü tek bir tehdit saptama sistemimiz vardır ve yırtıcı bir hayvanla karşılaştığınızda da, patronunuz size kızdığında da aynı sistem çalışır.Kaygı, neden ne olursa olsun yine kaygı gibi hissettirir. Sadece kaygılı olmak, bir sorununuz olduğunu göstermez. Bu nedenle hangi kaygı bozukluğu tanısı konulacağını belirleyen kaygının tetikleyicisi ya da tehditin konusudur.Kaygı bozukluğu yaşayan tüm insanlar aynı değildir, tıpkı kaygı bozukluğu yaşamayan tüm insanların aynı olmadığı gibi.Endişe ve kaygı, yaşamın yadsınamaz unsurlarındandır. Varlıklarını inkar edemeyiz, onları tamamen yok edemeyiz ancak zararsız bir hale getirebilir, nasıl başa çıkacağımızı öğrenebiliriz. Bu iki unsur; yaşam kalitenizi düşürecek kadar yoğunsa, kaygıyı şiddetli bir biçimde deneyimliyor ve bu durum günlük hayatınıza devam etmenizi engelliyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyiniz.Uzm. Psk. Dan. Merve Behice AL CANKI Kaynak:Robichaud, M., ve Dugas, M. J. (2020). Yaygın kaygı bozukluğu çalışma kitabı: Belirsizlik, endişe ve korku ile başetmek için kapsamlı bir BDT kılavuzu. Psikonet Yayınları.
Panik Atağın Etkileri

Panik Atağın Etkileri

Panik atak vücutta şiddetli fiziksel belirtiler oluşturmasına rağmen -hızlı kalp atışları gibi- fiziksel bir soruna neden olduğuna dair bir bilgiye literatürde rastlanmamaktadır. Panik nöbet nedeniyle ölmüş ya da panik bozukluk stresi nedeniyle intihar etmiş bir kişiye dair de hiçbir kayıt yoktur. Panik ataklı bireyler sağlık endişesine sahip olurlar ve çoğu zaman bu endişe insanları fiziksel olarak oldukça sağlıklı yapabilen durumdur. Ayrıca birçok panik ataklı birey; panik nöbet geçirme korkusuyla sigarayı, alkolü, tuzu, şekeri kestiğinden ve sık sık sağlık kontrolleri yaptırdıklarından oldukça sağlıklı, uzun bir ömür yaşama şansına sahip olabilirler. Ancak panik atağın psiko sosyal zararı büyüktür.Panik bozukluk, kişinin psikolojik kurgusuna yerleşmeye başladığı andan itibaren birçok davranış ve tutumu etkiler. Birçok kişi panik atak geçirdikten sonra kendini eskisi kadar iradeli ve güçlü hissetmediğini söyler. Bu kişilerde, artan korkular ve öfkeye karşı zayıflık nedeniyle çabuk kaçınma, hızlı tepki gösterme sonra da kendini suçlama ya da pişmanlık gibi davranış ve düşünce dizinleri ortaya çıkabilir. Bu değişiklikler kişilerin özellikle yakınları ile ilişkisine olumsuz yansır. Kaçınmalar gelişmeye başladığı zaman ise kişinin hayat alanı daralır, genel işlevselliği bozulur ve kendine güveni azalır. Gelişen fobileri nedeniyle -örneğin: taşıt fobisi, topluluk önünde konuşma fobisi, uçak fobisi gibi- kişinin iş performansı olumsuz etkilenmeye başlar. Panik atak kalıcılaştıkça kişinin iradesini ve güvenini zedeleyici etkisi belirginleşir; farklılaşmışlık duyguları, yalnızlık duyguları kuvvetlenebilir ve depresyona sürüklenme ihtimali artabilir. Birçok kişi kalıcı panik atağı nedeniyle potansiyelinin altındaki hedefleri kabul etme, kendinden daha yetersiz insanlardan yardım alma ya da etkisi altına girme gibi dramatik durumlara düşebilir. Panik bozukluk uzun süre yaşandıkça kişinin hayatını kendi rengine boyamaya başlayabilir.

Anksiyete

Anksiyete (Kaygı) Nedir? Kaygı; bunaltı, sıkıntı ve endişe anlamlarına gelir. Psikiyatride anksiyete olarak da tanımlanan kaygı; insanın temel duygularından birisidir. Bizi tehlikelerden koruyan bir sinyal görevi görür ve vücudun alarm sistemidir. Korku duygusu gerçek bir tehdit karşısında ortaya çıkarken; kaygı potansiyel tehdit algısıyla oluşur. Kaygı yaşayan kişi bu durumu "kötü bir şey olacakmış hissi", “huzursuz edici bir endişe" ya da "nedensiz bir korku" diye ifade edebilir.Kaygı BozukluğuBelli bir düzeyde kaygı yaşamsaldır, insanı hayatta tutar, tehlikelerden korur ve öğrenmeye yardımcı olur. Fakat aşırı düzeyde kaygı, bedensel ve ruhsal birçok sorunu beraberinde getirir. Kişinin yaşam kalitesini düşüren, işlevselliğini ve başa çıkma becerilerini bozan kaygıya, kaygı bozukluğu denir. Kaygı bozuklukları toplumda en yaygın görülen psikolojik sorunlardan biridir. Yaşam boyu yaygınlığı %13 ile %28 arasında değişmektedir.Kaygı Bozuklukları Nelerdir?Panik bozukluğu, Agarofobi, Yaygın kaygı bozukluğu, Özgül fobi, Sosyal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), Ayrılma kaygısı bozukluğuKaygı Bozuklukları BelirtilerBelirtileri kişiye ve kaygı bozukluğunun türüne göre değişir. Kaygı bozuklukları belirtilerini genel olarak üç başlıkta toplayabiliriz.Bedensel belirtilerÇarpıntı, terleme, titreme, sıcak ve soğuk hisleri, baş dönmesi ve sersemlik hissi, halsizlik, kas ağrıları, uykusuzluk, nefes alamama hissi, boğazda veya göğüste sıkışma hissi, ishal, karın ağrısı, hazımsızlık hissi, sık idrar yapma hissi, cinsel isteksizlik.Zihinsel belirtilerDikkat ve hafıza sorunları, tehlike algısına yönelik dikkat artışı, endişeli düşüncelerle aşırı meşguliyet, kalp krizi geçirme ve ölüm korkusu, çıldırma ve kontrolü kaybetme korkusu, kendisine yabancılaşma hissi, bulunduğu ortama yabancılaşma hissi.Davranışsal belirtilerKaygıyı artıran ortamlardan kaçma, kaçınma veya böyle ortamlara girerken güvenlik arama davranışları.Kaygı Bozuklukları Neden Olur?Hem genetik yatkınlık hem de çevresel nedenlerle bu sorun oluşabilir. Fakat yapılan çalışmalar öğrenmenin ve çevrenin etkisinin, genetikten daha fazla etkili olabileceğini gösteriyor. Öte yandan kişilik özellikleri ve stres verici yaşam olayları da kaygı bozukluğuna yatkınlık oluşturabilir. Freud, kaygıyı bilinçdışında bir tehlikenin uyarısı olarak kabul etmiştir. Davranışçı kuramlar ise kaygının belirli çevresel uyaranlara karşı koşullu yanıt olduğunu savunur. ‘’Kaygı bozuklukları neden olur?’’ sorusunun cevabı bilimsel araştırmalarla gösterilmiş olsa da; kişinin kendi penceresinden cevabı çok farklı olabilir. Kaygıyı ve endişeyi kontrol edilemez bir içsel olay olarak da görebilir, kendini hayata hazır halde tutan sinyaller olarak da görebilir.Kaygı Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilir?Öncelikle bilinmesi gereken şey; kaygı bozuklukları tedaviye iyi yanıt verir. Tedavide psikoterapiler ve ilaç tedavileri kullanılır. Her iki yöntem de etkili bulunmuştur. Hekim ve danışan iş birliği içinde psikoterapi veya ilaç tedavilerinden uygun olanı seçer. Kişiye ve sorun alanına göre her iki tedavi birlikte de uygulanabilir.İlaç Tedavileri Nelerdir?Antidepresanlar (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri, Serotonin Noradrenalin Geri Alım İnhibitörleri, Monoamin Oksidaz İnhibitörleri) ve Benzodiyazepinler en sık kullanılan ilaç grubudur.Psikolojik Tedaviler Nelerdir?Davranışçı tedavilerMaruz kalma tedavileri, farkındalık ve dikkat çalışmaları, gevşeme egzersizleri, sosyal beceri eğitimleriBilişsel Davranışçı TerapiDavranış tedavilerine ek olarak Psikoeğitim, bilişsel yeniden yapılandırma(bireyin kendisi, dış dünya ve diğer insanlarla ilgili düşünce algı ve inançları belli tekniklerle çalışılması) yapılır. Davranış deneyleriyle gerçek hayatta ve hayali olarak kişinin inançları test edilir. Kişinin işlevsiz baş etme yöntemleri bırakıp, işlevsel stratejiler kazanmasını hedefler. Bilimsel etkinliği en yüksek terapi yöntemidir.Çözümleyici(analitik) psikoterapiKaygının bilinçdışı kaynaklarını incelemeyi ve içgörü kazandırarak kişinin köklü çözüm yolları bulmasını amaçlayan psikoterapidir. Kendine yardım kitaplarıSon yıllarda bilişsel davranışçı terapi temelli kendine yardım kitapları hakkında da önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu kitaplar okura doğru bilgiler sunduğu gibi, kendi kendine uygulayabileceği teknikler de anlatmaktadır. Önerdiğimiz kitaplardan bazıları şunlardır; Fark Et Düşün Hisset Yaşa (Hakan Türkçapar), Eyvah! Kötü Bir Şey Olacak (Hasan Alp Karaosmanoğlu), İyi hissetmek (David Burns)Bu kitaplar elbette tedavi yerine geçmez. Kaygı sorunlarınız hafif bile olsa, kendi başınıza üstesinden gelemiyorsanız bir uzman desteğine başvurmaktan çekinmeyin. Eğer orta ve ileri düzeyde kaygı sorunlarınız varsa geciktirmeden tedaviye başlamak en sağlıklı yoldur.Kaygı ve Endişeyi Nasıl Yönetebiliriz?Gerçekte olmayan, gelecekteki olası tehditlere karşısında hissettiğimiz duyguya kaygı denir. Kaygının eşlik ettiği olumsuz düşünce ve imgelere endişe diyoruz. Endişeler yapıcı olabildiği gibi yıkıcı da olabilmektedir. Yıkıcı endişeler aşırı, kronik ve gerçekle orantınızdır.Düşünen varlıklar olarak endişe etmek kadar doğal bir süreç olamaz sanırım. Fakat endişeler bazen hedefini şaşırır, üretken olmaktan çıkar ve problemin kendisine dönüşür. NE hakkında endişe ettiğimiz kadar(hatta daha da önemlisi) NEDEN endişe ettiğimiz de önemli. Bunun için endişe hakkındaki inançlarımıza bakmak ve onların ne kadar gerçekçi ve işlevsel olduğunu çalışmak bize katkı sunabilir.Düşünceyle kaynaşmakDışsal olaylara verdiğimiz anlamlar gibi içsel olayları da (Düşünce, duyum, his) kendi iç gözlüklerimizle görüyoruz. Bu gözlükler bazen bizi, içsel olaylarla adeta birleştiriyor. Mesafe koyamadığımız için kaynaşıyoruz. Düşünceler bizi alıp başka yerlere götürüyor. Örneğin kötü bir şey düşünüyorsam "ya kötü bir şey oldu ya da olacak!" diye inanıyorum. Veya kendimi değersiz hissettiğimde "ben değersiz biriyim" diye inanmaya başlıyorum.Düşünceler gerçek değil ve sandığımız kadar da güçlü değiller. Tabi ki biz davranışlarımızla sürekli güçlendirmiyorsak...Düşünceye mesafe almakZihin sürekli düşünce üretir ve tabiki bizi tehlikeden korumak için tahminlerde bulunur, sınıflama yapar, kıyaslar, endişe eder vs. Peki bizi rahatsız eden, köşeye sıkıştıran düşünceleri ne yapacağız? Görmezden mi gelelim? Bastıralım mı? Onlar ne diyorsa yapıp esir mi olalım? Yoksa başka bir yolu var mı?Bilişsel Terapinin babası Aaron Beck düşündüğümüz şeyi tarafsizca farketme sürecini 'mesafe alma' diye tanımlamıştı. Act ekolündeki 'gözlemleyen benlik' deneyimi, mkt ekolündeki mesafeli kendindelik uygulamaları mesafe almayı hedefliyor.Dr. Mustafa İspir
Mustafa İSPIR 05.12.2021