1. Uzmanlar
  2. Merve AKCURA
  3. Blog Yazıları
  4. Ne Zaman Psikolojik Destek Almalıyım?

Ne Zaman Psikolojik Destek Almalıyım?


Psikolojik destek, yaşamın her evresinde her bireyin edinmesi gereken oldukça önemli bir hizmet. Nasıl ki barınma, beslenme, dinlenme gibi temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılıyorsak ruhsal ihtiyaçlarımızın da karşılanması gerekiyor. İnsanoğlu gündelik yaşam içerisinde pek çok psikolojik etkenle bir arada yaşıyor. Özellikle metropollerde maruz kalınan psikolojik uyaranlar çok daha fazla.

Ekonomik güçlükler, trafik, işsizlik, şiddet, iletişim aksaklıkları, travmatik olaylar, kazalar, saldırılar, hastalıklar insanları olumsuz etkiliyor. Pek çok olumsuz etkene doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalıyoruz. Sosyal medya, televizyon gibi kaynaklar da global düzeyde pek çok olumsuzluğa maruz kalmamıza neden oluyor. Bugün bulunduğumuz noktadan dünyanın bir başka ucunda gerçekleşmiş bir olaydan etkilenebiliyoruz. Dolayısıyla psikolojik destek ihtiyaçlarımız da artıyor.

Kişisel yaşam, akademik başarı ve kariyer gelişiminden başlayarak pek çok alan ve konuda insanlar psikolojik hizmetlere başvuruyor. Bu sayede sorunlar kronikleşmeden veya performansı ketlemeden ihtiyaç duyulan önlemler alınmış oluyor.

Pek çok birey kendini ifade edebilmek ve dinlenebilmek için bir uzmanla konuşmak istiyor. Konuşmak, objektif ve yargısız bir yaklaşımla dinleniyor olmak kişiye kendini iyi ve güvende hissettiriyor.

Artan önemine ve duyulan ihtiyaca rağmen psikolojik hizmetlerle ilgili önyargılar da hala devam ediyor. Psikolojik destek başvuruları çoğunlukla destek ihtiyacı kaçınılmaz hale geldiğinde yapılıyor. Psikolojik desteğe başvuran bireyler belki yıllardır baş etmeye çalıştıkları yaşantısal problemleri destek sayesinde kısa sürede atlatmak istiyor. Oysa yıllarca ötelenmiş bir ihtiyacın istenilen düzeyde karşılanabilmesi de zaman gerektiriyor.

Zamanında destek alınması ise sorunlar oluşmadan önleyici müdahale sağlıyor. Bu açıdan psikolojik danışmanlık hem önleyici hem de iyileştirici rol oynuyor. 

Stres ve problemler de herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin stresin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoterapiye başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı problem ile başa çıkabilmek için madde ve / veya alkol kullanımına yönelebilir. Hatta uzun süren problemlerin içinde kişi kayıplarının farkında bile varmadan kötüleşen hayat tarzına alışabilir.

Hastalığı olan ya da duygusal bazı zorluklar yaşayan kişiler etiketlenme korkusuyla da çoğu zaman profesyonel yardıma başvurmazlar. Hastalığı nedeniyle toplum tarafından küçümseneceğini, dışlanacağını düşünürler. Psikoterapi veya ilaç tedavisine başlasalar bile önerilen tedaviyi uygulamazlar. Bu da sorunların zamanla kronikleşip daha da ağır hale gelmesine sebep olur.

Genellikle kronik problemler duygusal rahatsızlıklara yol açmaktadır. Böyle durumlarda kişi hem devam eden problemlerde hem de rahatsızlığın getirdiği sıkıntılarla ve yol açtığı kısıtlılıklarla uğraşmak zorunda kalır. Hiçbir çıkış yolu olmadığının düşünüldüğü ve psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda ise ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla kişinin kendinin tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.


Seanslar

Terapinin hedeflerini ve ne sıklıkta ne kadar görüşüleceğini danışan ve psikolojik danışman birlikte planlar. Çoğu seans haftada 1 kez yapılır ve yaklaşık 1 saat sürer. Psikoterapi acil durumlara yönelik kısa dönemli olabileceği gibi daha karmaşık, çoktandır devam eden sorunlara dönük uzun dönemli de planlanabilir. Bireysel, aile, çift ve grup terapileri şeklinde gerçekleştirilebilir. Psikoterapi hayatın her dönemi için yetişkinler, çocuklar ve ergenler için profesyonel bir destek ve tedavi yoludur.


Gizlilik İlkesi

Hastanın izni olmadan danışanın durumunu, anlattıklarını başka şahıslarla paylaşmamak psikoterapinin en temel ilkesidir. Normal şartlarda terapi ilişkisi özgün, içten ve profesyonel bir ilişki olarak planlanır. Terapi ilişkisinin bu niteliklerini bozacak sosyalleşmeler, samimi ve fiziksel yakınlıklar, çıkar ilişkileri psikoterapinin temel değerleriyle uyuşmaz.


İlaç mı Psikoterapi mi?

İnsanların zihninde ilaçla mı terapiyle mi iyileşecekleri konusunda bir karmaşa olabilir. Birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapinin birleşimi tek başına kullanılmalarından çok daha iyi sonuç verir. Bu, hastanın terapistine danışarak alacağı ortak bir karardır.


Şu durumlarda psikolojik destek almalıyız;

  • 15 gün ve daha uzun süren depresyon, çöküntü, moral bozukluğu gibi hallerden çıkmak istediğinizde,
  • Yaşama enerjinizin tükendiğini hissettiğinizde,
  • Bütün temel varoluşsal sorunlarınız da, kimlik ile ilgili kafa karışıklıklarında kendinizi yeniden gözden geçirmek için,
  • Takıntılı düşünce ve davranışlardan kurtulmak için,
  • Yaşamınızı zehirleyen, engelleyen, bloke eden her türlü korku ve endişeyle baş etmek için,
  • Yaşam kalitenizi yükseltmek, üretken ve verimli bir yaşama geçmek için,
  • Dikkat ve konsantrasyon ile ilgili problemlerle başa çıkmak istediğinizde,
  • Kendinizi daha iyi ve daha yakından tanımak ve potansiyellerinizi keşfetmek istediğinizde,
  • Evlilik hayatınızla ilgili sorunların çözümü için,
  • Öz güveninizi arttırmak, kendinizi gerçekleştirmek ve yaşamda başarıyı yakalamak istediğinizde,
  • Çocuklar ve ergenlerle ilgili sorunların çözümü için,
  • İlişkilerle ilgili yaşadığınız her tür sorunu çözümlemek için,
  • Karşı cinsle ilişkilerde, kaliteyi arttırmak için,
  • Boşanma öncesi ve sonrası danışmanlık almak için,
  • Cinsellikle ilgili her türlü soru ve sorunun çözümü için ve daha birçok problemin çözümü için psikolojik destek alınabilir.


Psikolojik hizmetlere başvurmak için spesifik bir problem yaşıyor olmaya gerek yok. Duygu, düşünce ve bunların etki ettiği davranışlar üzerine konuşmak için de destek alınabilir. Ancak çoğunlukla destek talebi psikolojik sorunlar kaçınılmaz bir hal aldığında yapılır. Kimi zaman bu belirtiler kişinin kendisini rahatsız eder. Kimi zamansa belirtiler çevre tarafından fark edilir ve kişi bir uzmana yönlendirilir.

Bazen hem kişi hem de çevre durumun farkındadır. Kimi bireyler psikolojik hizmetlerden destek almakta son derece gönüllüdür, kimi bireylerse bu ihtiyacı göz ardı etmektedir. Durum hangisi olursa olsun destek alacak kişinin psikolojik destek almaya gönüllü olması tedaviyi olumlu etkilemektedir.

Depresyon, anksiyete, fobi, mani, dikkat eksikliği, travma, yas, boşanma gibi psikolojik problemlerde profesyonel destek alınmaktadır. Ancak psikolojik desteğe ihtiyaç duyulan çoğu problem erken müdahale ile önlenebilmektedir. Eğitimde, öğretimde, kariyer gelişiminde, iletişim ve sosyal becerilerde de psikolojik hizmetlerden faydalanılabilmektedir.

Yayınlanma: 31.01.2022 18:12

Son Güncelleme: 15.03.2023 22:01

#psikoloji#psikolojik destek#terapi#psikoterapi#online#seans
Psikolog

Merve

AKCURA

Psikolojik Danışman

(*)(*)(*)(*)(*)
76 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
İlişki / Evlilik Problemleri
Yeme Bozuklukları
Değersizlik / Boşluk Hissi
Depresyon ve Mutsuzluk
+6
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Kendine Güven!

“Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden veya toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır.”Kendine güven duygusunu; kişinin genel olarak kendi duygularına, düşüncelerine, fikirlerine inanması olarak tanımlamak mümkündür. Kendine güvenen kişi; deneyimlediği olayları doğru değerlendirebilir, karşılaştığı olaylara gerçekçi, olumlu bir şekilde bakabilir ve en önemlisi kendisi için doğru kararlar alabilir. Kendine güvenen bir kişi, sahip olduğu olumlu ve olumsuz özellerine dair bilgi sahibidir. Bu özellikleri kabul ederek, kişinin kendine saygı duyabilmesi kendine güven meselesinin temel yapı taşlarından biridir. Kişi ancak bu şekilde daha etkili, olumlu ve yaratıcı davranıp gelişme fırsatını yakalayabilir. Bazı zamanlar özgüvenimizin olmadığını veya eskiye oranla düştüğünü, azaldığını hissedebiliriz ancak bu bizde özgüvenin olmadığı anlamına gelmez. Unutmayın, herkes bazen kendini yetersiz hissedebilir ve kendini başka insanlarla kıyaslayarak mutsuz edebilir. Burada yapmamız gereken şey, kendimizde bu duyguyu oluşturan şeyleri fark etmek, bunları tanımak ve ortadan kaldırmaya yönelik gerekli müdahaleleri yapmaktır. Bazen bunu tek başımıza yapabildiğimiz gibi bazen de nereden başlayacağımızı bilemeyebiliriz. İşte bu noktada bir uzmandan destek almak ve sorunu çözmek için adımlar atmak oldukça sağlıklı olacaktır. “Kendine güven; içinde bulunduğumuz duruma, zamana veya çevremizdeki kişilere göre artabilir ya da azalabilir.”Ailelerimizin çocukluk ve ergenlik döneminde bize karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar, kendine güvenin gelişimi açısından oldukça önemlidir. O yıllarda deneyimlediğimiz deneyimler ve olaylar bizim farkındalık geliştirmemizi, duygusal olgunluğa ulaşmamızı ve özgüvenimizin gelişmesi için gerekli ortamları hazırlarlar. Bazen çeşitli durumlardan ötürü ailelerimizden bu olumlu geri bildirimleri alamayabilir ve çocukluk yıllarımızda sağlıklı bir özgüven gelişimi gösteremeyebiliriz. Burada hatırlamamız gereken şey, özgüven gelişiminin yaşam boyu gelişebilen, canlı ve hareketli bir döngü olduğudur. Yani kendine güven, yetişkinlik yıllarında da oluşturulabilir ve geliştirilebilir. Kendine Güvenen İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur? Temel olarak, kim olduklarını ve nasıl biri olmayı istediklerini bilirler. Güçlü ve güçsüz yanlarını bilir ve güçsüz yanlarıyla yüzleşebilirler. Kendilerinde olumsuz tarafları görmekten çok olumlu taraflara odaklanabilir ve çoğunlukla kendilerini değerli hissederler. Kendilerine ve yeteneklerine güvenirler. En önemlisi kendilerine saygı duyarlar. Geleceğe dair gerçekçi beklentileri, hedefleri ve amaçları vardır. Eleştirilere açıktırlar ve bu eleştirileri geri bildirim olarak alırlar. Hataları ile yüzleşmekten kaçınmazlar ve hatalarından ders çıkarırlar. Sosyal ilişkilerinde kendi sınırlarını belirleyebilir ve karşısındaki kişinin sınırlarına saygı duyarlar. Yakın davranabilir ve sağlıklı bağlar kurabilirler. Zor durumlarla karşılaştıklarında etkili baş etme stratejileri kullanabilirler. Kendilerine ait özgün bir kimliğe sahip olduklarını hissederler ve bu kimlikle değer yargılarını oluştururlar. Özetle, sağlam bir özgüven duygusu geliştirebilmek için öğrenmeye ve farkındalık kazanmaya açık olmamız gerekir. Olumlu ve olumsuz olan bütün duygu, davranış ve düşüncelerimizi keşfetmek ve bunları sahiplenerek kişisel bir bütünlük oluşturmak mümkün. Bazı durumlarda bunu tek başımıza gerçekleştirmek bizim için zorlayıcı bir süreç olabilir. Böyle olduğunda kendimizi keşfetmek ve sağlıklı bir kimlik oluşturmak için terapiye başlayarak kendimizi bir terapist eşliğinde tanımak oldukça yarar sağlayabilir. Kendine Güvenmede Problem Yaşayan İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur?Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden ve toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır. Kendine güveni düşük olan kişilerin bazı özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Başkalarının düşüncelerinden kendileri ile ilgili çıkarımlarda bulunurlar. Bu nedenle bazen aşırı hassas ve alıngan olabilirler. Duyguları inişli-çıkışlı yaşayabilirler. İlişkilere karşı memnuniyetsiz bir tutum sergileyebilirler ve kişilere karşı duyguları sıklıkla değişebilir. Eleştirilere açık olmazlar ve yapılan her eleştiriyi olumsuz değerlendirip, geri bildirim almazlar. Kendilerini kendi bakış açıları ile değil, başkalarının bakış açıları ile değerlendirirler. Kendilerini başka insanlarla aşırı kıyaslar ve çoğu zaman bu nedenle mutsuzluğa kapılırlar. Sosyal ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Kendilerine karşı iç sesleri olumsuz, eleştirici ve yargılayıcıdır. Bazen kızgın öfkeli ve yalnız hissederler. Kendilerini başarılı hissetmez ve çoğu zaman başarılarını küçümser veya gözardı ederler.Kendimize Güveni Arttırmak İçin Neler Yapabiliriz? Kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak veya toplumun kriterleriyle değil, kendi değer ölçütlerimiz ile değerlendirmemiz gerekir. Kendi değer ölçütlerinizi bulmakta güçlük çekiyorsanız, bir uzmandan bu konuda destek alabilirsiniz. Unutmayın, kendinizi ne kadar doğru bir şekilde yargılarsanız hem değiştirebileceğiniz yönlerinizi tanır, hem de güçlü ve olumlu yönlerinizi fark edebilirsiniz. Şunu kendinize her zaman hatırlatın, bir olay sonrasında yetersiz ya da başarısız hissedebilirsiniz ama bu sizi gerçekten de öyle biri yapmaz. Her insan kendi içinde hem olumlu hem de olumsuz özellikleri barındırır. Kendimize güvende en önemli temel ölçeklerden biri olumlu ve olumsuz taraflarımızı tamamen görmek ve kabul edebilmektir. Ne yapamadığınızdan çok neleri yaptığınıza ve yapabileceğinize odaklanın. Herkesin bir sınırı olduğunu ve kimsenin her şeyi yapabilecek, başarabilecek kadar mükemmel olmadığını unutmayın.Yeni deneyimler yaşamaktan korkmayın veya çekinmeyin. Her yeni deneyimi kendinizle ilgili farkındalık geliştirmenizi sağlayacak bir fırsat olarak görmeye çalışın. Hata yapmaktan kaçmayın. Her şeyi mükemmel yapamayacağınızı, önemli olanın yapmaya çalışmak olduğunu ve elinizden gelenin en iyisini yapmak olduğunu kendinize sürekli olarak hatırlatın. Hayata dair kendi hedeflerinizi ve amaçlarınızı belirlemeye çalışın. Bu hedeflere ulaşmak için ufak ufak adımlar atmaya başlayın. Bu potansiyelinizi ortaya çıkaracak ve kendinize karşı güveninizi arttıracaktır.Son olarak, kendinize her zaman şunu hatırlatın; kendine güvensizliğin bir nitelik ya da yetenek eksikliğiyle ilgisi yoktur. Kişinin kim olduğundan çok kendisini nasıl algıladığıyla ilgilidir.

Bireysel Bilinçli Farkındalık (Mindfulness) Oturumları Vs. Psikoterapi Seanslar

Mindfulness Temelli Bilişsel Terapi’yi (MBCT) seanslarında aktif olarak kullanan bir psikoterapist olmamın yanında, bireysel mindfulness seansları da gerçekleştirmekteyim. Fakat uzun süredir gözlemlediğim bir konu var. Bir çok kişi MBCT ile Bireysel Mindfulness Oturumlarının(BMO) arasındaki farkı pek anlamlandıramıyor. Bu yazımda siz değerli okuyucularıma MBCT ve BMO’nun arasındaki farktan bahsetmek istiyorum. Öncelikle MBCT nedir, BMO nedir onları iki ayrı başlıkta inceleyelim:Mindfulness Temelli Bilişsel Terapi (MBCT)MBCT, Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri ile Mindfulness tekniklerinin birleştirildiği bir terapi ekolüdür. Genellikle, depresyon, anksiyete, panik bozukluk gibi problemlerde sıklıkla uygulanır.BDT müdahalelerinin eklenmesiyle depresyon geçmişi olan kişiler için nüksü önleme ve hayat kalitesini arttırma amaçlı ortaya çıkarılmış olsa da günümüzde ana terapi ekolünün yanında güçlendirici olarak kullanılır. Aslında genellikle bir grup ile uygulanan bu teknikler bütünü, doğru bir planla bireysel terapi seanslarında da uygulanabilir. MBCT de farkındalık ve gevşemenin temellerini kullanırız fakat ana hedefimiz bilişsel davranışçı terapi ilkelerine dayandığı için bilişsel yapıyı değiştirmektir. Terapi seanslarının planlanması soruna ve kişiye göre oldukça değişebileceği için örnek bir plan bu yazıda veremeyeceğim Ama MBCT için örnek bir oturumu aşağıda bulabilirsiniz. Bireysel Mindfulness Oturumu (BMO)BMO, meditasyon pratiğine bir uzmanla başlamak isteyenler için planlanan, terapötik herhangi bir müdahale içermeyen mindfulness oturumudur. Grup ile değil bireysel olarak gerçekleştirilir. Terapiden en önemli farkı ise, temel amacınıbilişsel yapıyı değiştirmek ve var olan bir hastalığı/bozulmayı iyileştirmek olmamasıdır. BMO daha çok kişinin farkındalık ve kabul alanının genişlemesini hedefler. Doğru nefes alma, düşüncelerin hayatımızdaki konumu, farkındalık egzersizleri, minimal bedensel farkındalık egzersizleri, odak çalışmaları gibi pratikleri içerir. Terapi seanslarıma, çalışma alanım içerisinde ki herkesi kabul etsem de, BMO seanslarımda başvuran kişilerle önce bir ön görüşme yapıp, herhangi bir ağır mental hastalığın veya durumun olmadığını sorgulamam gerekir. Çünkü tek başına yapılan herhangi bir mindfulness uygulaması, iyileştirici değildir. MBCT oturumları da kişiye özel hazırlanır ama değişen genellikle, pratiklerin çeşidi, süresi ve düzeyidir. Bu sebeple klasik bir başlangıç düzeyi mindfulness oturumu akışını merak edenler için buraya bırakıyorum:‘‘30 dakika sürecek bir BMO oturumunda öncelikle mindfulness konusunda minik bir bilgilendirme yapılır. Temel hatlarını anlayan danışan ile çapa çalışması gerçekleştirilir. Daha sonra doğru nefes alma, diyafram çalıştırma egzersizleri ile meditasyona ön hazırlık yapılır. Beraber yapılacak bir adet mindfulness egzersizi ile oturum bitirilir ve kişiye ev ödevi verilir.’’Elbette bu program özeti, daha önce hiç pratiği olmamış ve mindfulness çalışmalarına sıfırdan başlayan kişiler için uyguladığım örnek bir program. Genellikle haftada 2 defa olmak üzere 1 ay boyunca katılınacak BMO seansları ile kişi temelleri öğrenmiş ve belli bir farkındalık aşamasına gelmiş olacaktır. Daha sonra, ister grup ister bireysel olarak pratiklerine devam edebilir. Psikoterapi seanslarından ayrılan en önemli diğer kısmı ise şu: Danışanların bir çoğu terapi seanslarına sorunun farkında olarak gelir. Fakat BMO seanslarına katılan kişiler, eğer yeterli öz farkındalık seviyesinde değilse, oturumlar sonrasında bu farkındalığı kazanmış olmasından dolayı terapiye başlamak isteyebiliyorlar. Bu da çok yönlü bir revizenin önünü açmış oluyor.Peki Mindfulness Pratiklerinin Faydaları Nelerdir?Günümüzde, hızlı tempolu yaşam tarzımızın getirdiği stres ve endişelerle başa çıkmak her zamankinden daha önemlidir. Mindfulness, bu tür zorluklarla başa çıkmak için etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Mindfulness, farkındalık ve şimdiki anın bilincinde olma pratiği olarak tanımlanır. Birçok araştırma, mindfulness pratiğinin zihinsel ve duygusal sağlık üzerinde bir dizi faydası olduğunu göstermektedir.Stresi AzaltırMindfulness pratiği, stresle başa çıkmak için etkili bir araç olarak bilinir. Stresli durumlarda, birçok insan gelecekle ilgili endişeler veya geçmişte yaşanan olaylar üzerinde yoğunlaşarak kaygı ve stres yaşar. Mindfulness, şu anın bilincinde olmayı teşvik ederek, zihni geçmiş veya gelecek kaygılarından uzaklaştırır ve bu da stresi azaltmaya yardımcı olur.Duygusal Dengesizliği AzaltırMindfulness pratiği, duygusal dengeyi sağlamada da etkilidir. Duygusal durumlarımızı tanıma ve kabul etme yeteneğimizi geliştirir. Zorlu duygularla karşılaştığımızda, bu duyguları kucaklamak ve kabul etmek yerine kaçınma eğiliminde olabiliriz. Ancak mindfulness, duygularımızı anlamamıza ve kabul etmemize yardımcı olarak duygusal dengeyi sağlamamıza yardımcı olur.Odaklanmayı ArtırırGünümüzde, dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğü yaygın sorunlardır. Sürekli olarak teknolojiyle çevrili ve dikkat dağıtıcı uyaranlarla bombardıman altında olmak, odaklanmayı zorlaştırabilir. Mindfulness pratiği, dikkati anı yaşamaya odaklamayı öğrenmemize yardımcı olur. Bu da odaklanma becerilerini geliştirmemize ve iş verimliliğini artırmamıza yardımcı olur.Empatiyi ArtırırMindfulness pratiği, empatiyi artırarak ilişkilerimizi güçlendirmemize yardımcı olabilir. Başkalarının duygularını anlama ve onlarla bağlantı kurma yeteneğimizi geliştirir. Bu da daha sağlıklı ve destekleyici ilişkiler kurmamıza olanak tanır.Sonuç olarak, mindfulness pratiği zihinsel ve duygusal sağlık üzerinde bir dizi faydaya sahiptir. Stresi azaltır, duygusal dengeyi sağlar, odaklanmayı artırır, iyileştirici etkilere sahiptir ve empatiyi artırır. Günlük yaşamımıza mindfulness pratiğini entegre etmek, daha dengeli, huzurlu ve tatmin edici bir yaşam sürmemize yardımcı olabilir.Örnek bir mindfulness egzersizi yapalım:Adım Adım Farkındalık Yürüyüşü:Hazırlık: Öncelikle sessiz bir ortamda veya dışarıda sakin bir yürüyüş parkurunda kendinize uygun bir yer bulun. Ayakkabılarınızı giyin veya tercihinize bağlı olarak çıplak ayakla yürüyebilirsiniz.Başlama: Yürüyüşe yavaşça başlayın. İlk birkaç adımınızda vücudunuzun yere temasını ve her bir adımınızın hissini fark edin. Ayaklarınız yere basarken, bu temasın nasıl hissettirdiğini ve vücudunuzdaki tepkileri gözlemleyin.Nefes Farkındalığı: Dikkatinizi nefes alışverişinize yönlendirin. Nefes alırken ve verirken yaşadığınız hisleri ve vücudunuzun bu ritme nasıl uyum sağladığını fark edin. Nefes alışverişinizin ritmini düşünmeden, sadece yaşayın ve hissedin.Duygu ve Düşünceleri Gözlemleme: Yürürken zihninize gelen düşünceleri ve duyguları fark edin. Bunları birer izleyici gibi gözlemleyin, onlara bağlanmadan, sadece var olduklarına dikkat ederek.Çevresel Farkındalık: Yürüyüş sırasında çevrenizi fark edin. Doğanın sesleri, rüzgarın dokunuşu, çevredeki objelerin ve renklerin farkına varın. Bu dış etkileşimlerin size nasıl bir etki yaptığını gözlemleyin.Şimdiye Dönme: Zihninizin geçmiş veya gelecek hakkında dolaşmasına izin vermeyin. Yürüdüğünüz anın ve şu andaki deneyiminizle bağlantı kurun.Sonlandırma: Yürüyüşünüzü yavaşça sonlandırın. Son birkaç adımınızı daha dikkatli bir şekilde hissedin ve dikkatinizi vücudunuzun bu hareketlerine odaklayın.Bu egzersiz, farkındalık pratiğinizi güçlendirmeye yardımcı olur ve her seferinde bu egzersizi yaparken, içsel deneyimleriniz ve çevrenizdeki değişiklikler hakkında daha fazla farkındalık geliştirirsiniz.
Ezgi ASLANTAŞ 10.05.2024