İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Melike EREN
  3. Blog Yazıları
  4. Narrative (Öyküsel) Terapi Nedir?

Narrative (Öyküsel) Terapi Nedir?

Narrative (öyküsel) terapi, insanları kendi yaşamlarının uzmanları olarak merkezine alan, saygılı ve suçlamadan uzak bir danışmanlık ve toplumsal çalışma yaklaşımıdır. Sorunları insanlardan ayrı bir şey olarak görür ve insanların yaşamlarında sorunların etkisini azaltmalarına yardımcı olacak birçok beceri, yetenek, inanç, değer, taahhüt ve yetenekleri olduğunu varsayar.


Temel felsefesi: "Kişi, problem değildir. Problem, problemdir."dir.


Terapistin temel hedefleri her zaman meraklı bir tutum sergilemek ve gerçekten danışanın bilmediği, üzerine düşünmediği sorular sormaktır. Bu prensipler, aynı zamanda narrative terapinin fikirlerini, tutumunu, tonunu, değerlerini, taahhütlerini ve inançlarını şekillendirir.


Konuşma Olanakları


Danışanlarımızla bir araya geldiğimizde, bazen konuşmanın yönlerini bir yolculuktaki yollar gibi düşünürüz. Seçilecek birçok yol, kavşak, kesişim noktası ve patika vardır. Her adımda yeni ve farklı bir kavşak veya kesişim noktası ortaya çıkar – ileri, geri, sağa, sola, çapraz, farklı derecelerde. Danışanla birlikte attığımız her adım, daha fazla olasılığın açılmasına neden olur. Nereye gideceğimize ve neleri geride bırakacağımıza karar verebiliriz. Her zaman farklı bir yola girebilir, adımlarımızı geriye doğru döndürebilir, bir patikayı tekrar edebilir veya bir süre aynı yolda kalabiliriz. Yolculuğun başında nereye varacağımızdan veya neyin keşfedileceğinden emin değiliz.


Bir narrative terapistin sorduğu her soru, bir yolculukta atılan bir adımdır. Tüm yollar seçilebilir, bazı yollar seçilebilir ya da bir süre bir yolda ilerleyip sonra başka bir yola geçilebilir. Gidilecek “doğru” bir yol yoktur – yalnızca seçilebilecek birçok olası yön vardır.


Danışanla İş Birliği


Önemle belirtmek gerekir ki, danışan, yolculuğun yönünü belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Narratif konuşmalar etkileşimlidir ve her zaman danışanlarla iş birliği içinde yürütülür. Terapist, danışanlarının ilgisini anlamaya çalışır ve yolculuğun onların tercihlerine uygun olup olmadığını araştırır. Örneğin, bir narratif terapistin sıklıkla sorduğu soruları duyabilirsiniz:


- Bu konuşma sizin için nasıl gidiyor?

- Bunun üzerine konuşmaya devam mı edelim yoksa … hakkında daha fazla konuşmak mı istersiniz?

- Bu ilginizi çekiyor mu? Zamanımızı bunun üzerinde mi geçirmeliyiz?

- Bunun hakkında daha fazla soru sormamı mı yoksa X, Y veya Z’ye odaklanmamı mı istersiniz? [X, Y, Z diğer seçeneklerdir]


Bu şekilde, narratif konuşmalar danışanların ilgileri doğrultusunda yönlendirilir ve şekillendirilir.


Narratif Terapi ve Hikaye Anlayışı


Narratif terapi, bazen “yeniden yazma” veya “yeniden öyküleme” olarak adlandırılan konuşmaları içerir. Bu yaklaşımda, hikayeler, terapinin merkezinde yer alır. Herkesin “hikaye” kelimesiyle farklı çağrışımları ve anlamları vardır. Ancak narratif terapistler için hikayeler, olayların belirli bir sırayla ve zaman içinde birbirine bağlı olarak anlatılmasıyla oluşur.


İnsanlar olarak bizler, yaşamımızda karşılaştığımız olayları anlamlandırma eğilimindeyiz. Hayatımızdaki hikayeler, bu olayları belirli bir sıraya koyarak ve onlara anlam vererek oluşturulur. Bu süreçte, yaşadığımız deneyimlere sürekli olarak anlamlar yükleriz. Bir narratif, olayları bir araya getiren bir iplik gibidir ve bu iplik, hikayemizi şekillendirir.


Hepimizin, hayatımız ve ilişkilerimiz hakkında birçok hikayesi vardır. Örneğin, kendimize, yeteneklerimize, mücadelelerimize, ilişkilerimize ve başarılarımıza dair hikayelerimiz vardır. Bu hikayeleri oluşturma şeklimiz, yaşadığımız olayları nasıl bir araya getirdiğimize ve bu olaylara atfettiğimiz anlamlara bağlıdır.


Narrative terapi, bu hikayelerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden şekillendirilmesi yoluyla, bireylerin yaşamlarındaki sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olmayı amaçlar. Böylece, insanlar kendi hikayelerini yeniden yazarak daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam deneyimi elde edebilirler.


Terapi Bağlamındaki Hikayeler


Terapiye başvuran insanların genellikle yaşadıkları zorluklar veya problemler vardır. Terapistle buluştuğunda, insanlar çoğunlukla sorunlarıyla ilgili birçok olayı anlatmaya başlar ve bu olaylara atfettikleri anlamları açıklarlar.


Terapistler, danışanlarıyla ilk buluşmalarında, sorun ve bu sorunla ilgili ulaşılmış olan anlamlar hakkında hikayeler dinlerler. Bu anlamlar, sıkça “ince tanım” olarak adlandırılan tanımlamalardan oluşur. İnce tanım, yaşamın karmaşıklıklarına ve çelişkilerine yer bırakmaz. İnsanların başlarına gelenleri anlamlandırmalarına pek olanak tanımaz. Bu tanım başkaları tarafından oluşturulmuş olup, kişide hareket alanı bırakmamaktadır ve sıkışmış hissettirebilir.


Sıklıkla, insanların eylemlerine dair ince tanımlar başkaları tarafından oluşturulur; bu kişiler, belirli durumlarda tanımlama gücüne sahip olanlardır (örneğin, çocukların hayatındaki ebeveynler ve öğretmenler, danışanların hayatındaki sağlık profesyonelleri). Ancak bazen insanlar, kendi eylemlerini ince tanımlar aracılığıyla anlamaya başlarlar. İnce tanımlar hangi bağlamda oluşturulursa oluşturulsun, önemli sonuçlar doğurabilir.


İnce Tanımlamaların Sonuçları ve Etkileri


İnce tanımlar, insanların kimlikleri hakkında ince sonuçlara yol açar ve bu sonuçların birçok olumsuz etkisi vardır.


İnce tanımlamaların sonuçları, sorun yaşayan kişinin kimliği hakkında bir gerçek olarak ifade edilir. Sorunla başa çıkan kişi "kötü", "umutsuz" veya "sorun çıkaran" biri olarak algılanabilir. Bu ince sonuçlar, sorun odaklı hikayelere dayanarak insanları güçsüzleştirir ve sık sık zayıflıklar, yetersizlikler veya işlev bozuklukları terimlerine bağlıdır. Danışanlarımız bize başvurduklarında da pek çok kişinin karşılaştığı bu ince sonuçları hatırlıyoruz: "Kötü bir insan olduğum için" ya da "Biz bir işlevsiz aileyiz."


Bazen bu ince sonuçlar, daha geniş güç ilişkilerini de gizler. Örneğin, bir kadın yıllarca maruz kaldığı istismarın ardından kendisini "değersiz" ve "cezayı hak eden" biri olarak görüyorsa, bu ince sonuçlar yaşadığı adaletsizliği görünmez kılar. Güç ve kontrol taktiklerini ve aynı zamanda direnç gösterdiği önemli eylemleri de gizler.


İnce sonuçlar yerleştiğinde, insanlar genellikle bu baskın sorun odaklı hikayeleri desteklemek için kanıt toplamaya başlar. Sorunlu hikayelerin etkisi giderek artar. Bu süreçte, kişinin sorun etkilerinden kurtulduğu zamanlar veya "kötü", "umutsuz" ya da "sorun çıkaran" olmadığı anlar görünmez hale gelir. Sorun hikayesi büyüdükçe, daha da güçlü hale gelir ve gelecekteki olayları etkiler. İnce sonuçlar, insanların becerilerinin, bilgilerinin ve yeteneklerinin sorun hikayesi tarafından gizlenmesine yol açarak daha fazla ince sonuca neden olabilir.


Alternatif Hikayeler


Narratif terapistler, başlangıçta göz korkutucu görünen ince sonuçlar ve sorun hikayeleriyle karşılaştıklarında, alternatif hikayeleri keşfetmeyi hedefleyen konuşmalara yönelirler. Bu sadece herhangi bir alternatif hikaye değil, danışanın yaşamak istediği hikayeler olmalıdır. Terapist, insanların karşılaştıkları sorunların etkisinden kurtulmalarına yardımcı olacak kimlik hikayelerini bulmaya ve bu hikayeleri konuşmalarında yaratmaya çalışır.


Çeşitli ince tanımlar ve sonuçlar sorunları destekleyip sürdürebileceği gibi, alternatif hikayeler de sorunların etkisini azaltabilir ve yeni yaşam olasılıkları yaratabilir.


Bu hikayeler, "dikkati üzerine çeken kişi" veya "sorunlu kişi" olma hikayeleri olmayacaktır. Bunun yerine, geçmişteki kararlılığına dair hikayeler, yaşamının önceki dönemlerinde sorunları nasıl aştığına dair hikayeler veya dikkat çekmekle kalmayıp başkalarına da nasıl dikkat verdiği hikayeleri olabilir. Tüm bunlar, kişilerin hayatının alternatif hikayeleri olabilir. Alternatif hikayeler, tamamen başka alanlarda da bulunabilir; hayali arkadaşlarla olan hikayeler, annesi veya babasıyla olan bağlılık hikayeleri veya evcil hayvanımızla olan ilişkimiz üzerinden bizim için önemli bilgilere ulaşabiliriz. Bu yaşam alanlarından herhangi birinde, terapötik konuşmalar yoluyla, terapistin danışanıyla iş birliği yapmasıyla ortaya çıkar.


Bu hikayelerle ilgili fikirlerle çalışırken, narratif terapistlerin temel sorusu şöyle olur:


İnsanların ince sonuçlardan kurtulmalarına ve yaşamları ile ilişkileri için yeni ve tercih edilen hikayeler yeniden yazmalarına nasıl yardımcı olabiliriz?


Jill Freedman ve Gene Combs şöyle tanımlıyor:


“Narratif terapistler, sorunları desteklemeyen ve sürdürmeyen hikayeleri ortaya çıkarmak ve zenginleştirmek için insanlarla çalışmayı ilgi çekici bulurlar. İnsanlar alternatif hikayeleri yaşamaya başladıklarında, sonuçlar sorunları çözmekten çok daha ötesine geçer. Yeni hikayelerde, insanlar yeni benlik imajları, yeni ilişki olasılıkları ve yeni gelecekler yaşarlar.” (1996, s. 16)


Zengin ve Detaylı Tanıma Doğru


Sorunlu hikayelerin etkisinden kurtulmak için, sadece alternatif bir hikaye yeniden yazmak yeterli değildir. Narratif terapistler, bu alternatif hikayelerin "zengin bir şekilde tanımlanmasını" sağlamaya ilgi duyarlar. "İnce bir sonuç" tanımının zıttı, narratif terapistler tarafından "zengin bir tanım" olarak anlaşılır.


Alternatif hikayelerin "zengin bir şekilde tanımlanmasına" katkıda bulunabilecek birçok unsur vardır; bunlardan biri de, bu hikayelerin konuşulan kişinin kendisi tarafından üretilmiş olmasıdır. Zengin tanım, bir kişinin yaşamının hikaye akışlarının ayrıntılı bir şekilde ifade edilmesini içerir. Bir roman okuduğunuzu hayal edin; bazen bir hikaye zengin bir şekilde tanımlanır; karakterlerin motivasyonları, geçmişleri ve kendi anlayışları ince bir şekilde anlatılır. Karakterlerin yaşam hikayeleri, diğer insanların ve olayların hikayeleriyle iç içe geçmiştir. Benzer şekilde, narratif terapistler, insanların yaşamlarının alternatif hikayelerinin zengin bir şekilde tanımlanmasını ve diğerlerinin hikayeleriyle iç içe geçmesini sağlamak için yollar ararlar. Alternatif hikayelerin nasıl birlikte yazıldığı, nasıl anlatıldığı ve kime anlatıldığı, narratif terapistler için önemli hususlardır.


Referans: "'What is Narrative Therapy?'

By Alice Morgan

Yayınlanma: 03.10.2024 10:38

Son Güncelleme: 03.10.2024 10:38

#terapi#öyküsel terapi#problem hikaye #problem#anlatım#alternatif hikaye
Psikolog

Melike

EREN

Uzman Psikolog

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Ergenlik Dönemi Sorunları
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

Nedir Bu Bir Barış, Bir Ayrıl İlişki Dinamiği?

İlişki dendiği zaman aklınıza neler geliyor? Aslında çoğu insana bu soruyu sorduğunuz zaman benzer cevaplar alma olasılığınız oldukça yüksektir. Birbirini tanımayan iki kişi tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler, derin bir bağ kurma arzusu ortaya çıkar, bir ilişkiye başlarlar. Zaman geçtikten sonra ya ayrılırlar ya da ilişkiye devam ederler. Ancak yapılan son araştırmalar, genç yetişkinlerin %60’ından fazlasının bir ayrıl, bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu oranın gün geçtikçe artmaya devam etmesi, ilişkilere dair bakış açılarımızı değiştirmeye, yeniden şekillendirmeye başlıyor ve ilişkilerin doğasına dair kafamızda yeni soru işaretlerinin, kafa karışıklıklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Son dönemlerde bir ayrıl, bir barış ilişkilerinin dizilerde, filmlerde ve sosyal medyada oldukça sık kullanıldığını görüyoruz. Aynı zamanda yakın çevremizde de bu ilişki dinamiğine şahit olmamız, özellikle genç yetişkinlerde ilişki bittikten sonra tekrardan barışmalarının sebebinin birbirleri için çok eşsiz, özel olduklarından ve ilişkilerinin daha da güçlendiğine dair gerçekçi olmayan inançlardan kaynaklı olduğuda gözlemleniyor. O halde konumuza geçmeden önce hemen bir yanlış bilgiyi düzeltelim. Çatışmalardan uzlaşmacı ve sağlıklı bir biçimde çıkmak ilişkileri güçlendirir, ayrılıklar değil!Her ilişki içerisinde kavgalar edilir, çatışmalar meydana gelir, bunların yaşanması da sağlıklı olandır zaten. Sağlıklı bir ilişki için önemli olan bu çatışmalarda yapıcı ve uzlaşmacı bir tavır sergileyerek, var olan probleme karşılıklı olarak çözüm bulabilmektir. Ayrılık kararı, ilişki içerisinde çözülmesi için elinizden gelen her şeyi yaptığınız ve artık problemleri çözüme kavuşturamayacağınızı anladığınız zamanlarda, üstüne uzun bir süre düşündükten ve emin olunduktan sonra alınması gereken bir karardır. Şimdi, hep birlikte bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiğini inceleyelim.Nedir bu bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği? Bu ilişki dinamiği de genel olarak bize aşina olan ilişkilere benzer olarak başlar. Partnerler tanışır, birbirlerini daha yakından tanımak isterler. Bir ilişkiye başlamaya karar verirler sonrasında çeşitli sebeplerden ötürü partnerler ilişkilerini sonlandırırlar. Belli bir müddet zaman geçtikten sonra tekrardan barışırlar. Burada partnerlerin birbirinden ayrı olarak geçirdikleri süre kısa olabileceği gibi ayrılık uzun süreli de alabilir. İşte tam olarak burada ilişki yeniden başladığı gibi aynı zamanda bir döngüde başlamış olur. En önemli faktör partnerlerin bu dinamiği sistematik bir biçimde tekrarlamalarıdır. Yapılan bir çok çalışmaya göre bir barış, bir ayrıl ilişki dinamiği içerisinde bulunmak, hem ilişkiye hem de ilişki içerisindeki kişilere ciddi psikolojik zararlar verebiliyor ve bu zararların yarattığı olumsuz etkiler kişilerin hayatlarını uzun vadeli olarak etkileyebiliyor. Bu döngü ortaya çıktığında ve ayrılıp, barışmaların sıklığı artmaya başladıkça, çiftler arasındaki çatışmalar fazlalaşıyor, iletişim problemleri daha çok ortaya çıkmaya başlıyor, ilişkiye ve partnere dair güven problemleri ortaya çıkıyor. Partnere karşı hissedilen duygularda değişimler meydana geliyor, kişi kendi hissettiklerinden, duygularından emin olamıyor ve kafa karışıklıkları yaşamaya başlıyor. Bu dinamik böyle devam ettikçe, kişi kendine ve ilişkiye dair yabancılaşmaya başlıyor. Sağlıklı bir ilişkinin nasıl yaşanması gerektiğini unutabiliyor ve bir gün bu kısır döngüyü kırdığı zaman gelecek ilişkilerinde de yakınlık korkusu geliştirip, gelecekteki partnerine de güvenli bağlanamayabiliyor. Aslına bakacak olursak, bir ayrıl bir barış ilişki dinamiği içerisinde bulunmak var olan ilişkiyi tehdit ettiği gibi, kişinin gelecekte var olabilecek ilişkilerine dair de bir tehdit unsuru oluşturur hale geliyor. Derinlemesine bakmak gerekirse, bu tarz ilişki dinamikleri kendi bünyeleri içerisinde bir tür duygusal ve fiziksel suistimali de içeriyorlar. Kişiler birbirlerinden ayrı kalamayacaklarına dair gerçekçi olmayan inançlar geliştirmelerinden ötürü ayrı kalamıyorlar ancak beraber olduklarında da birbirlerine iyi gelmek yerine kötü gelmeye başlıyorlar. Böyle bir ilişki dinamiği içerisinde bulunmak ve ilişkinin yarattığı olumsuz duygularla baş etmekte güçlük çeken bazı kişilerde uzun vadede anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar meydana gelmeye başlıyor.İlişki nasıl bu döngüye giriyor? Yapılan araştırmalara göre partnerlerin sağlıklı bir şekilde ayrılık konuşması yapmamaları, ara vermeye dair yapılan konuşmalar, barışma için açık kapı bırakılması, ilişki içerisindeki var olan sorunların açık bir şekilde konuşulmaması, neden ayrılık kararı alınacağına dair herhangi bir konuşmanın yapılmaması, partnerlerin birbirlerine net bir şekilde veda etmemeleri bu döngüyü başlatan faktörler arasında yer alıyor.Partnerimizle neden tekrardan barışıyoruz? Bu sorunun cevabı genellikle kişiden kişiye göre değişkenlik gösteriyor, bir çok kişi farklı sebeplerden eski partnerlerine geri dönme kararı alıyor. Ancak yapılan çalışmalara göre çoğu insanın eski ilişkilerine geri dönerken benzer şeyleri hissettikleri ve düşündükleri bulunmuştur. Bunların başında; kişilerin eski partnerine karşı hala içinde var olan hisleri, duyguları, eski partnerinin hayatının aşkı olduğuna dair düşünceler, yeni biriyle tanışmanın ve ilişkiye başlamanın zor olduğuna dair gerçek dışı inançlar.Bu döngüyü kırmak mümkün mü? Yapılan çalışmalar bize bu döngüyü kırmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ama nasıl? Partnerlerin ayrı kaldıkları süre boyunca ilişkiyi nasıl daha güçlü ve sağlıklı bir hale getirebileceklerine dair derinlemesine düşünmeleri gerekiyor. Aynı zamanda ilişkiye dair, kendilerine dair, partnerlerine dair yeni kararlar almaları gerekiyor. Bir bakıma ilişki içerisindeki çatışmalara yol açan olumsuz davranışlarını, eylemlerini, düşüncelerini tespit edip, kendilerinde değişime gitmeleri gerekiyor. Özellikle, tekrardan barışma kararı alınmadan önce kişilerin karşılıklı olarak, bunları net ve açık bir şekilde birbirleriyle paylaşmaları gerekiyor. Yapılan çalışmalar, kendilerinde ya da ilişkilerinde tek başlarına değişime gitmekte güçlük çeken bireylerin barışma kararı almadan önce gerek bireysel gerekse çift olarak bir uzmandan destek almaları gerektiğinin önemini vurguluyor. Unutmayın, terapi hayatınızdaki tüm olumsuz durum ve duyguların hayatınızdan tamamen çıkacak olması demek değildir. Ancak siz terapi ile tüm bu olumsuz duygu ve durumlarla nasıl baş edeceğinizi tamamen öğrenmiş olacaksınız.

Erteleme Alışkanlığından Kurtulmak Mümkün mü?

Kendinizi önemli işlerinizi sürekli ertelerken buluyorsanız ya da bir işe başlamadan önce; Bunu daha sonra yapabilirim? Genellikle zamanınızı önemli işlerle mi geçirirsiniz? Bir iş yapmaya başladığınızda hemen mola verir misiniz? İşe başlamak üzereyken benim için doğru zaman ve ruh hali değil haline girer misiniz? Ve işlerinizi son dakika ile mi yetiştirmeye çalışırsınız?Bu sorulara cevabınız evet ise, yalnız değilsiniz. Eğer işlerimizi ertelemeye başladıysak ve günlük iş planımızı engelleyecek duruma geldiyse erteleme alışkanlığı ile karşı karşıyasınız demektir. İnsanların % 20’si erteleyici kişi olarak tanımlamaktadır. Erteleme alışkanlığı; bağışıklık sistemini zayıflatır. Geceleri uyanık kalmanıza neden olur ve ilişkilerinizi olumsuz yönde etkileyebilir. Sorumluluklarınızı ertelemeniz, sevdiğiniz insanları kırılganlaştırabilir. Aynı zamanda erteleme alışkanlığı doğuştan değildir, sonradan kazanılan bir davranış çeşididir. Öğrenilerek kazanılan bir tepkidir. Erteleme alışkanlığı, değiştirilebilir bir davranıştır fakat kişi içten değişmeyeceği hissine kapılabilir. Ayrıca kendilerini gerçekten erteleyici kişiler olarak düşünen insanlar aslında yapılacaklar listesiyle kendilerini planlamış kişilerdir. Sorumluluklarını yapılacaklar listesine yazarlar ve zamanında yerine getirirler. Bu kişilerin planlı davranışlarını erteleme alışkanlıklarına sahip insanlarmış gibi düşünmek doğru değildir. Erteleme alışkanlığı olan kişiler yapılacak listesine sahiptir evet, önemli bir ayrım noktası var bunun yapılacaklar listesindeki sorumlulukların adım adım ertelenmesidir. Prof. Ferrari’ ye göre gerçek erteleme alışkanlığına sahip olan kişiler kendilerine 5 yalan söyler; 1. Kişiler görevlerini gerçekleştirmeye çalışırken görevlerini gözlerinde çok büyütürler. 2. Kişiler görevlerini tamamlamaya çalışırken küçümserler ve oyalanırlar. 3. Kişi gözünde büyüyen sorumlulukları karşısında gelecek günü, haftayı ve ayı nasıl geçirebileceğini düşünür ve bütün sorumluluklarını kenara itmeye başlar. 4. Kişi onca sorumluluğu arasında sadece bir tanesinde başarılı olduğu zaman kendisinin tüm işleri yapmış gibi hisseder. 5. Kişi eğer kendini iyi hissetmiyor ve o gün havasında değil ise çalışmak onun için optimaldir. Erteleme alışkanlığı olan kişiler çoğunlukla oyalayıcı işler ile uğraşırlar ve ağır görev gerektirecek işler almazlar. Yani, bazı görevler masanın üzerinde adeta marine edilmişçesine beklerler ve daha ne kadar bekleyeceği bilinmez. Görev başarısızlıklarının kendi yetersizliklerinden değil, dış koşullardan olduğunu sayarak kendi öz imajını korumaya çalışır. Burada devreye self-sabotaj yani, kişinin başarısızlık beklentisi karşısında kendi performanslarını sabote ederek beklenen başarısızlık için geçerli bahaneler üretmesi devreye girmektedir. Öz imaja sabote edileceği vakit erteleme devreye girer ve yönetir. Erteleme niyet ve eylem arasındaki boşluktan faydalanarak kişinin erteleme davranışı gerçekleştirmesine sebep olur. Peki ama ertelemekte ki temel neden nedir? Neden erteme eylemi gerçekleştiririz biraz buna değinelim; Birincil olarak, kişiler genellikle caydırıcı durumlar ile karşı karşıya kaldığında ertelemek isterler. Bizleri üzeceğini düşündüğümüz, etkileyeceğini düşündüğümüz durumlar.. Elimizdeki zorlu ya da caydırıcı bir görev bizi rahatsız hissettiriyor ve biz bu rahatsız olumsuz duygularımız ile karşılaşmak istemiyoruz. Şuan iyi hissetmek istiyorum deyip görevi önümüzden kaldırarak erteliyoruz. Sonunda, uzun vadeli bir hedeflerimiz erteleme davranışımızdan dolayı sabote edilmiş oluyor. İkinci olarak, niyetlerimizin belirsiz ve zayıf olması, bizlerin sık sık ertelememize neden oluyor. Örneğin; görevimi gerçekleştirmek adına kendimi iyi hissetmiyorum ‘Bunu bu hafta yapacağım’ ya da ‘Bunu daha sonra yapacağım’ gibi benzeri muğlak cümleler kurarız. Üçüncü olarak, bizler günlük çalışmamızda çok kolay bölünebiliyor hatta bazılarımız düşünmeden hareket edebiliyoruz. Olay bir e-postama bakayım ile başlıyor devamında bir bakmışız facebook sayfa güncellememiz, öz-çekim ile sanal ortamda şu anımızı belirtmemiz, twitter tt’leri, uygulama güncellemesi, tarif bulmak, blog gezmek derken…. Bu sadece bir dakika ile başlamıştı ‘Üzgünüz ama günümüz nereye gitti?’Peki, Erteleme alışkanlığımızı nasıl saf dışı bırakabiliriz? Uygulayabileceğimiz yöntemler nelerdir? İşte bizlere bu alışkanlığımızdan kurtulmamıza yardımcı olabileceğini belirlediğimiz 4 yöntemimiz1-Belirsizlik ve dikkat dağıtıcılığı azaltın; Yapacağınız görevleri ya da işleri planlayın. Plana koymak bir şeydir, eyleme geçmek başka bir şey. Plana ve niyete koyduğumuz görevlerimize hedef ve anlam belirlemediğimiz zaman görevlerimiz caydırıcı hale gelir. Hedefini belirlemediğimiz görevi yapmak istemeyecek ve devreye erteleme davranışımız girecektir. Olasılıkla görev üzerinde oyalanacağız. Bu yöntemde amaç, Evet önümde şuan bu işim var ve şimdi ona odaklanmalıyım. Etrafınızda dikkat dağıtacak şeyleri kaldırın ve belirsizliği bir kenara koyun. Kendinizi işinizi tamamlaya çalışırken, yapabildiğiniz kadar çevreden uzaklaştırın. Çünkü şuan odak noktanız tamamlamanız gereken hedeflediğiniz göreviniz. İradenizi ve dikkatinizi güçlendirin, baskı yapmayın. İradenizle konuşun ve onu bunu yapabileceğinize ikna edin.2-İradenizi güçlü kılın; Yapılan birçok araştırma iradenin kaslar gibi olduğu göstermektedir. İrademizi baltalayarak kullanırsak bu durum kısa sürede kendi davranışlarımızı düzenlemekte bizleri kontrolsüz hale getirir. Yani görevlerimiz üzerinde irademizi kullandığımız zaman ona olan bağlılığımız için kendimize sürekli görevin bizim üzerimizdeki değerini hatırlatmamız gerekir. Kendimize olumlu olmamız irademizi güçlendirecektir. Ayrıca, erteleme alışkanlığına sahip kişiler, diğer insanlara göre daha olumlu düşünceye sahiptirler.3-Yapılacaklar listesi oluşturmak; Yapmanız gereken görev ya da işlerin listesini oluşturun. Listeyi oluştururken öncelik sırasına önem verin. Görevinizi parça parça tamamlayın. Bir puzzle tamamlıyor hissi ile adım adım ilerlerseniz, her parçanın bitimi sizi motive edip işinizi bitirmenizde devamlılığınızı sonuna kadar destekleyecektir. Ayrıca gerçekçi görevler belirleyip listenize ekleyin. Yapamayacağınız görevler listeniz için gereksiz kalabalık ve sizin içinde gözünüzün korkmasına neden olabilir. Kendinize karşı dürüst olun! Listenizdeki görevlerinizi yapamayacağınızı düşündüğünüzde ortadan kaldırmayın. Ayrıca ,erteleme alışkanlığı olan kişilerin zaman tahmin etmesi diğer kişilerde farklı değildir.4- Kendinizi ödüllendirin; Planladığınız görevlerinizi ya da işlerinizi tamamladığınız zaman kendinizi ödüllendirin. Sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz ödüller belirleyin ve uygulayın. Kendinize vermiş olduğunuz ödülünüz sizi bir sonraki işinize ya da görevinize karşı motive edecektir. Zamanınızı paylaşmayı hoşlandığınız sevdiğiniz kişilerle birlikte etkinlik yaparak da kendinizi ödüllendirmiş olursunuz. Böylelikle aktif ve etkili bir işin tamamlamanın ertesi kişilerle iletişimde bulunmak sizlere iyi gelecektir. Unutulmaması gereken bir nokta ödüllerinizi her zaman yeteri kadar dozda kullanın. Çünkü bir sonraki ödülünüz de daha maymun iştahlı davranmanıza neden olabilir.Kaynaklar;– Timothy Pychyl– Hara Estroff Marano Psk. Tuğba ÖZYÜREK
Çift ve Aile Terapisi

Çift ve Aile Terapisi

Hiçbir ilişkinin sorunsuz ve mükemmel bir şekilde ilerlemesi mümkün değildir. Her çift ilişki süreçleri boyunca dış etkenlerden dolayı birçok sorunla karşılaşır. Kimi zaman çiftler bu sorunları ilişki içerisinde birlikte çözebilirken bazen de bir uzmandan destek almaları gerekebilir. Çiftlerin bir çözüme ulaştıramadığı bu problemler, ilişkinin yıpranmasına ve tükenmesine neden olabilir. Bir süre sonra ilişki içerisinde, sık sık tekrarlanan ve şiddeti artan kavgalar ortaya çıkabilir. Bu kavgalar iki kişiyi de ruhsal açıdan olumsuz etkiler. Çift ve aile terapisi ilişkilerde olumlu değişimleri sağlayabilmeyi hedefler. Çiftler arası yaşanan problemler genellikle iletişim sorunları, problem çözme becerilerindeki eksiklikler, çiftler arası tartışmalar, duygusal yakınlıkla ilgili sorunlar ve cinsellikle ilgili sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bu sorunlar çiftler için ilk başlarda başa çıkılabilir sorunlar olarak gözükürken, zamanla çözemedikleri büyük sorunlara dönüşebilir.Çift ve aile terapisinde temel amaç; çiftlerin birbirleri hakkında daha derin bir anlayış kazanmaları ve ilişkilerinde yaşadıkları problemleri çözüme kavuşturmalarıdır. Burada çiftler arasında yaşanan bu zorlu süreçler ele alınarak, bir çözüm yolu bulunmaya çalışılır. Terapi sayesinde çiftler problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Etkili, yapıcı iletişim kurma ve sürdürme becerisini kazanırlar. Bu sayede terapi sürecinde problemlerini çözerken, aynı zamanda gelecekte yaşanabilecek problemleri de nasıl çözeceklerini öğrenmiş olurlar. Bu ilişkinin olumlu ve sağlıklı ilerlemesine yönelik oldukça yarar sağlar. Çünkü çoğu çift, terapi sürecinden sonra artık sorunları ve problemleri ile nasıl başa çıkacaklarını öğrenmiş olarak ayrılır.Terapi sırasında terapistin rolü kişilerin duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmelerini sağlamak, yaşadıkları problemin kaynağına inerek, bir çözüm arayışı bulmaktır. Terapi planı yapıldıktan sonra, çifte yeni bakış açıları kazandırılarak, yaşadıkları olaylara farklı bir pencereden bakmaları hedeflenir. Özetle, çiftin yaşadıkları problemlerde terapist bir aracı rol üstlenerek, kişilerin birbirlerini doğru bir şekilde anlamalarına yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre, çift ve aile terapileri etkili, kısa vadede sonuç aldıran ve ekonomik olan terapi çeşitlerinden biridir. Gittikçe tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır.Ne zaman terapiye başvurmak gerekir?Çift ve aile terapisine genellikle çiftler artık problemlerini kendi başlarına çözemedikleri ve ilişkileri çıkmaz bir hale girdiği zamanlarda başvururlar. Ancak çift ve aile terapisine, sadece problemler veya sıkıntılar yaşandığı zaman başvurmak gerekmez. İlişkiyi geliştirmek, güçlendirmek ve ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemek için de çift danışmanlığı alınabilir. Bu sayede bireyler ileride karşılarına çıkabilecek sorunları birbirlerini yıpratmadan nasıl çözüme kavuşturacakları konusunda deneyim kazanırlar.Aile ve Çift Terapisi kimler için uygundur? Eşiyle veya partneriyle ilişki içerisinde problemler veya sorunlar yaşayan herkes aile ve çift terapisinden faydalanabilir.· Çiftler arası ikili ilişkilerde karşılaşılan problemlerde,· Evlilikte karşılaşılan problemlerde,· Boşanma sürecinde,· Duygusal istismar ve şiddet olaylarında,· İlişkiyi etkileyen önemli yaşam olaylarının varlığında,· İkinci bir evlilik sürecinde,· Partnerlerde kişilik bozukluğu söz konusu olduğunda.Partnerlerden biri terapiye gitmek istemezse ne yapılabilir?Çift ve aile terapisine partnerlerin ortak kararı ile başladığında çok daha etkili ve hızlı sonuç verir. Çünkü böyle bir başlangıçla problemin tam olarak neden kaynaklandığı ve çözümü bilinmesede bir sıkıntının var olduğu kabul edilmektedir. Bu da bize iki tarafında çözüm istediği ve değişime istekli olduğunu gösterir. Maalesef böyle bir başlangıç her zaman mümkün olmayabilir. Bireyler toplumsal önyargılar ve kişilik yapıları nedeniyle problemlerinin çözümü için yardım istemekte zorlanabilirler.Çoğu zaman partnerlerden biri yardım alma önerisini kavga esnasında veya problemin yaşandığı yoğun bir çatışma sırasında gündeme getirir. Bu durum partnerin terapiyi reddetmesine neden olabilir. Çünkü çatışma veya kavga esnasında danışmanlık almanın önerilmesi karşı tarafa bir eleştiri gibi gelebilir. Kişi problemlerin tamamen kendinden kaynaklandığını düşünebilir. Bu da terapiye karşı önyargıların oluşmasına neden olabilir. Partnerlerden biri terapiye gitmeyi kesinlikle kabul etmiyorsa, nedenlerini anlamaya çalışmak önemlidir. Partnere belki bir deneme seansına gitmeyi önermek burada işe yarayabilir.Eğer tüm çabalarınıza ve isteğinize rağmen partneriniz terapiye gelmeyi kabul etmezse, bu durumda kendi başınıza bir şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Bireyin tek başına ilişki sorunlarını düzeltmesi tabi ki zordur ancak en azından bir terapist ile konuşarak ilişki içerisindeki kendi rolünüzü görebilir, problemleri çözmede ve ilişkiyi geliştirmek için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Bazı durumlarda partnerlerden biri terapi almaya başladığı zaman ve kendini geliştirip, değiştirdiğinde partnerinin de ilişkiye ve terapiye karşı bakış açısı değişebilmektedir. Bu durumda partnerinizde kendi isteğiyle terapi sürecine başlamayı kabul edebilir.İlişkinizde sorunları artık konuşarak çözemediğinizi hissediyorsanız mutlaka yardım alın! Aile ve çift terapisine başlamak çoğu zaman bireyler için zordur. İlişki gibi özel bir yaşamı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan problemleri üçüncü bir kişiyle paylaşmak bireylere oldukça zor gelebilir. Çoğu zaman kişiler kendi başlarına bu problemleri çözmeye çalışırken başarısız oldukları bir süreçte oldukları için ve konuşmalar bir süre sonra sonu görülmeyen şiddetli kavgalara dönüştüklerden dolayı, çiftler bu durumu terapi sürecinde de yaşamaktan çekinebilirler veya korkabilirler. Ancak terapi sürecinde, problemler tartışılsa bile kavganın şiddetlenmesi mümkün olmaz çünkü terapist duruma müdahale ederek, olası problem karşısında çiftlere problem çözme becerilerini ve yapıcı iletişimin nasıl kurulacağı konusunda yol gösterir. Bu sayede çiftler etkili iletişim becerileri kullanarak, problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Bunu terapi süreciyle öğrenen bireyler, zamanla gündelik yaşamlarında da uygulamaya başlayarak, eskiden partnerleri ile çözemedikleri problemleri artık tek başlarınada çözebilir hala gelirler.Unutmayın, sorun yaşadığımız ilişkiler bizim üzerimizde oldukça olumsuz etkiler bırakır. Acı, endişe, gerilim ve kaygı yaşarız. Eğer bu sorunlar çözümlenmeden devam ederse, ruhsal sağlığımızı olumsuz etkilediği gibi fiziksel sağlığımızı da olumsuz etkileyebilir. İkili ilişkimiz çıkmaza girdiğinde bir önlem almazsak, ilişkimiz bitme noktasına gelebilir. Bu nedenle problemler yıkıcı bir hale gelmeden çözümlemek oldukça önemlidir.