İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Hidayet ÇALIŞKAN
  3. Blog Yazıları
  4. Psikolojik Hastalıklar ve Belirtileri Nelerdir?

Psikolojik Hastalıklar ve Belirtileri Nelerdir?

Psikolojik Hastalıklar ve Belirtileri Nelerdir?

Sağlıklı insan nasıldır?


Yalnızca fiziksel yada psikolojik hastalıklarımız olmadığında ve sakat değilsek sağlıklı olmayız. Sağlık bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyilik halidir.

Psikolojik rahatsızlıklar deyince akla en ağır psikolojik hastalıklar gelir çoğu zaman.


Ruhsal bozuklukların bir kısmı şiddet gibi ağır davranışsal sorunlara sebep olur. Yada cinsel açıdan uygunsuz davranışları getirir. Fakat psikolojik hastalıkları olan kişilerin bir çoğu diğer insanlardan çok farklı davranmazlar. Psikolojik hastalıklara fiziksel rahatsızlıklar kadar önem verilmez çoğu zaman. Oysa ki psikolojik rahatsızlıklar oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

En yaygın psikolojik hastalıklar nelerdir?

250’nin üzerinde tanımlanmış psikolojik rahatsızlık bulunur. Bu sebeple daha rahat anlaşılabilmeleri için farklı kategorilere ayrılırlar. En yaygın görülen psikolojik hastalıklar şunlardır;

Anksiyete. Panik Atak, Agorafobi, Sosyal fobiler, Travma Sonrası Stres

Bozukluğu, Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Duygudurum bozuklukları. Depresyon, Bipolar Bozukluk.

Kişilik bozuklukları

Yeme bozuklukları

Bağımlılıklar

Cinsel problemler

Psikolojik hastalıkların doğurabileceği sonuçlar


Psikolojik rahatsızlıklar intihar yada kaza ile sonuçlanabilir.

Var olan fiziksel hastalıklarınızın şiddetini artırabilir.

Psikolojik hastalıklar bireylerin üretkenliklerini büyük ölçüde azaltabilir.

Aile bireylerinden yalnızca birinde rastlansa bile psikolojik hastalıklar ailenin tümünü etkiler.

Psikolojik hastalıklar listesi

1) Psikolojik hastalıklar – Duygudurum bozuklukları


Duygudurum bozukları yada Mizaç bozuklukları denir. Duygudurum bozuklukları nedir? Hastaların uyarılara karşı geliştirdiği, uzun süreli üzüntü, öfke, tepki, nefret gibi duygusal tepkileri kapsar. Bu tepkilere psikotik semptomlarda eşlik edebilir. Kişi ya depresyonda olduğu gibi aşırı mutsuzluk ve ruhsal çöküntü içinde olur. Yada tam tersi "manik”, "öförik” bir halde kendileri çok iyi hissederler.

Psikolojik rahatsızlıklar – Depresyon

Depresyon belirtileri. Depresif bireylerin uyku ve yeme düzeni gibi günlük rutinleri değişir. Birey kendini daha az mutlu ve umutlu hisseder. Yorgunluk hissi hakimdir. Değersizlik ve pişmanlık duyguları hakim gelir. Psikosomatik ağrılar görülebilir. İntihar ve ölüm düşünceleri sıklıkla yaşanır. Depresyon yas değildir. Yas depresyona sebep olabilir. Fakat yas depresyon değildir.Yas sürecinde üzüntü dalgalar halinde gelip gidebilir. Bireyin kendine olan güveni ve ben değerliyim hissi muhafaza edilir.

Depresyon zayıflık değildir. Çok uzun bir süre güçlü olduğunuzu gösterir.

Depresyon görülme sıklığı.

Her altı kişiden biri ömründe en az bir defa depresyon geçirir.

Bayanlarda, erkeklerden daha sık görülür. Her üç bayandan biri depresyona yakalanır.

Depresyona sebep olan faktörler

Vücuttaki bazı hormonların düzensizliği

Genetik yatkınlık

Kişilik özellikleri. Karamsar olmak, strese yatkın olmak.

Çevresel faktörler. Fakirlik, şiddet görmüş olma

Depresyon tedavisi. İlaçla tedavi, psikoterapi, Elektro terapi, kendi kendine yardım.

Psikolojik rahatsızlıklar – Bipolar Bozukluk

Bipolar bozukluk yerine iki uçlu bozukluk yada manik depresif bozuklukta denir.

Bipolar Bozukluk nedir?

Bireyin ruh halinde değişikliğe, enerji ve fonksiyon kaybına neden olan beyin hastalıklarındandır. Bipolar I, Bipolar II ve Cyclotimik olmak üzere üç alt grubu bulunur. Depresif ve manik olmak üzere iki farklı hastalık dönemi yaşar bipolar hastaları.

Depresif oldukları dönemde insanlardan ve eğlenceli bulunan şeylerden kaçınırlar. Kendilerini daha az mutlu ve özgüvenli hissederler. Genellikle kış aylarında depresif ve yaz aylarında manik olurlar.

Manik oldukları dönemlerde kendilerini oldukça coşkulu ve iyi hissederler. Uyku gereksinimleri azalır, riskli yatırımlar yapabilirler, çok hızlı düşünebilirler ve çok para harcayabilirler.

Cyclotimik. İki kutuplu ruh hali rahatsızlığının daha az yoğunlukla hissedilmesi durumudur.

Bipolar bozuklukta risk grupları.

Hastaların büyük bir çoğunluğunun depresyon geçiren yada bipolar bozukluk yaşayan bir akrabası bulunur. Yüksek stres, uyku hastalıkları, uyuşturucu madde ve alkol kullanımı gibi çevresel faktörlerde etkili olur.

Bipolar bozukluğun tedavisinde sıklıkla ilaç tedavisinin yanında psikoterapi uygulamalarıda kullanılır.

2) Psikolojik hastalıklar – Kaygı bozukluğu

Kaygı bozukluğu yerine anksiyete bozukluğuda denir. Psikolojik hastalıklar arasında kaygı bozuklukları oldukça sık görülür.

Kaygı nedir.

Kaygı strese verilen normal bir reaksiyondur.

Kaygı bütünüyle zararlı mıdır.

Kaygı bir çok durumda aslında bize yardımcıda olur. Örneğin; hiç kaygı duymayan bir öğrenci ders çalışma motivasyonu bulamaz. Kaygı duyduğumuz şeylere karşı önlem alır, kendimizi doğabilecek tehlikelerden koruruz. Ama bazı kişilerde aşırı düzeyde kaygı ve korku yaşanır.

Kaygı bozuklukları nedir?

Aşırı düzeyde görülen kaygı ve korku durumlarıdır.

Kaygı bozukluklarının belirtileri. Endişe ve korkular bir çok farklı fiziksel tepkiyle sonuçlanabilir. Kalp çarpıntısı, aşırı terleme, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, titreme ve kaygılı olunan durumlarda ortaya çıkan panik atak.

Kaygı bozukluklarının görülme nedenleri.

Genetik nedenler ve yetiştirme şekli olabildiği gibi, alkol, kafein ve belirli maddelerin kullanımıyla alakalı olabilir.

Kaygı bozukluklarının tedavisi.

Terapi, ilaç kullanımı, stresle baş etme yöntemleri, kendi kendine yardım.

Psikolojik rahatsızlıklar – Kaygı bozuklukları nelerdir?

  1. Yaygın anksiyete

  2. Bireyin belirli bir korku yada endişe duymadığı, yaygın kronik anksiyetesidir.
  3. Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan hastalar günlerinin büyük bir kısmı endişe
  4. ve korku içinde geçirerek düşük bir yaşam kalitesine sahip olurlar.
  5. Bu psikolojik hastalığı geçiren bireylerde sonuç olarak uyku bozukluğu,
  6. yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu, kasların gerginleşmesi ve yorgunluk
  7. görülür.
  8. Panik Bozukluğu
  9. Tekrarlayan fiziksel ve psikolojik ızdırap veren panik ataklar görülür.
  10. Çarpıntı, terleme, titreme, nefes alamama hissi, göğüste ağrı ve baş dönmesi
  11. gibi belirtiler gösterir.
  12. Özgül fobiler
  13. Bireyin belirli nesnelere yada durumlara karşı duyduğu aşırı ve mantıksız
  14. korkulardır. Her ne kadar kişi bunların mantıksız olduğunun farkında olsada bu
  15. duygu ile baş edemezler.
  16. Başlıca özgül fobileri şunlardır; yükseklik korkusu, belirli hayvanlardan korkma,
  17. iğne korkusu.
  18. Sosyal kaygı bozukluğu
  19. Sosyal anksiyete bozukluğu yada sosyal fobide de denir.
  20. Sosyal fobi bireyin başkalarının yapacağı negatif değerlendirmelerden
  21. çekinerek kaygı duymalarıdır.
  22. Birey sosyal ortamlardan kaçınır. Örneğin; topluluk önünde konuşmak, umuma
  23. açık ortamlarda yemek ve tuvaleti kullanmak.
  24. Duygusal ilişki kurabilmek, birine yönelmek, başkaları gözlemlerken çalışmak ve
  25. yeni insanlarla tanışmakta güçlük çekerler.
  26. Ayrılık anksiyetesi
  27. Bireyin yaşına uygun olmayan aşırı düzeyde bağlılık duyulan bireylerden ayrılma korkusu, kaygısı taşıma.

3) Psikolojik hastalıklar – Yeme bozuklukları

Yeme bozuklukları nedir? Yeme alışkanlığıyla ilgili psikolojik

hastalıklar çok ciddi yeme davranışı bozuklukları ve kilo kontrolü

rahatsızlıklarıdır. Yeme bozukluğu olan bireyler yeme ve vücut

ağırlığı konusunda takıntılıdırlar.

  1. Anoreksiya nevroza
  2. Kişinin normal kilonun çok altında (yüzde 15 daha az) olmasına rağmen
  3. kendisini şişman olarak görmesi durumu.
  4. Yiyecekleri aşırı kontrol, aşırı egzersiz yapma, müshil ilaçları kullanma gibi
  5. yöntemlere başvurulur.
  6. Bulgular. Menstrüasyon görmeme, kemiklerde incelme, saç ve tırnaklarda
  7. kırılganlık, aşırı kabızlık, tansiyon düşüklüğü, depresyon …
  8. Bulimiya nervoza
  9. Bulimiya nervoza atağı sırasında birey kısa sürede aşırı derece çok yemek yer.
  10. Daha sonrasında kilo kaybını önlemek için farklı yollara başvurur; kusma, ilaç,
  11. yoğun egzersiz …
  12. Tıkınırcasına yeme bozukluğu
  13. Kısa sürede tıkanırcasına yemek yerler ve sonrasında pişmanlık ve utanç
  14. duyarlar. Bulimia nervroza hastalarında görüldüğü gibi kilo alımını önleyici
  15. davranışlarda bulunmazlar.

Yeme bozuklukları neden kaynaklanır?

Bireyler az yemek yada daha çok yemek isterken kontrolü kaybetmiş olabilir.

Vücutları ile ilgili realist bir algıları yoktur.

Birey çok mükemmeliyetçi olabilir.

Yeme bozuklukları en çok kimlerde görülür?

Genellikle ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde olan bayanlarda görülen bu tip psikolojik hastalıklar ciddi hayati tehlikelere götürebilirler.

Yeme bozuklukları tedavisi.

Psikolojik tedaviler fizyolojik tedavilere eşlik eder. Yeme bozuklukları ciddi hayati tehlikeler oluşturabilir.

4) Psikolojik hastalıklar – Uyku bozuklukları

Bireyin uyku ritimleri ile ilgili yaşadıkları bozukluklardır. Uyku kalitesinde, zamanında ve

miktarında yaşanan problemlerdir.

Uykuyla ilgili psikolojik hastalıklar da bireyin fiziksel, bilişsel, sosyal ve duygusal

fonksiyonlarına ciddi bir şekilde zarar verebilir.

Uyku bozuklukları tedavisi. Rahatlama egzersizleri, psikoterapi ilaçlar, diyet değişikliği, nefes almayı kolaylaştırıcı aparatlar.

İnsomnia

Uykuya dalmada ve uykuda kalmada güçlük.

Narkolepsi

Bir anda uyuya kalma

Uyku apnesi

Uyku apnesi hastaları uyku sırasında nefes güçlükleri yaşarlar.

Gece terörü

Uykuda yürüme

Uykuda idrar kaçırma

Uyku felci

Huzursuz bacak sendromu

5) Psikolojik hastalıklar – Cinsel sorunlar

Cinsellikle ilgili psikolojik hastalıklar fiziksel ve psikolojik temellere dayanabildiği gibi kimi

zaman da neden bulunamaz. Cinsel sorunlar cinsel kimlikle ilgili sapmalar yada cinsel

fonksiyonlarını yerine getirilememesi gibi sorunlardır. Cinsel ilginin toplumun kabul

etmediği alışılmadık nesnelere yönelmesi gibi psikolojik hastalıklar parafili adını alır.

Cinsiyet disforisi


Cinsiyet kimliği disforiside denir. Bireyin fiziksel cinsiyetiyle kendini hissettiği kimliği

arasındaki farklılıktan kaynaklanır. Cinsiyet disforisi yaşamak toplumun bir cinsiyetten

beklediği şekilde davranmamakla aynı şey değildir. Birey yanlış bedende doğduğunu

hisseder.

6) Psikolojik hastalıklar – Psikotik bozukluklar

Psikotik bozukluklar nedir?

Anormal düşünce ve algılara sebep olan ve bireyin gerçeklikle olan bağını koparan psikolojik hastalıklardır.

Psikotik bozuklukların belirtileri.

Bu tür psikolojik hastalıkların başlıca belirtileri hezeyanlar ve halüsinasyonlardır.

Halüsinasyonlar duyma, görme yada hissetme gibi yanlış algılardır.

Hezeyanlar bireyin gizli mesajlar aldığı gibi yanlış inanışlara sahip olmasıdır.

Psikolojik rahatsızlıklar – Şizofreni

Psikolojik hastalıklar arasında bu grupta ilk akla gelenlerden birisi şizofrenidir. Toplumun

yüzde birinde görülür. Aktif olduğu dönemde halüsinasyon hezeyanlar görülür. Bireyin

kafası karışık, konuşmaları düzensiz, mantıklı düşünme kabiliyetini kaybetmiş olabilir.

Hayattan zevk alma, yeni planlar ortaya koyma, duygularını ifade etme gibi alanlarda ki

becerileri kaybedebilir. Bir aydan kısa süre devam eden ve madde kullanımına bağlı olarak

gelişen psikozlarda bu psikolojik hastalıklar grubunda incelenir.

Şizofreni risk faktörleri.

Genetik ve yoğun stres gibi çevresel etkenler.

Şizofreni tedavi.

İlaç, psikoterapi, stresle baş etme yöntemleri öğrenme, psikoeğitim, destek programları.

Folie a deux durumu için iki kişinin çılgınlığı da denir. Psikoz sahibi kişiler gördükleri hayaller

yada komplo teorileri sıklıkla yakınları ile paylaşırlar. Nadiren yakınlarıda bu hayelleri doğru

olarak kabul ederler.

Şizoaffektif denen durumunda ise hastalar hem şizofreni hem de duygudurum

bozukluklarına bağlı semptomlar gösterir. Örneğin bireyin hem halüsinasyonlar görür, hem

de depresiftir.

7) Psikolojik hastalıklar – Kişilik Bozuklukları

Kişilik nedir?

Bireyi diğerlerinden ayıran kalıcı davranışsal ve ruhsal özelliklerdir.

Kişilikle alakalı psikolojik hastalıklar ne demektir?

Kişilikle ilgili psikolojik hastalıklarda birey bir çok alanda içinde bulunduğu kültüre ters düşen, uyumsuz

davranış, biliş ve içsel tecrübeler gösterir. Bu tip psikolojik hastalıklar ergenlik ve gençlik döneminde görülmeye başlar.

Kişilik hastalıklarına sahip bireylerin yaşadığı topluma adapte olmasını güçtür.

Farklı kişilik özelliklerine, karakteristik davranışlara, düşüncelere ve iç yaşantı örüntüsüne

sahiptirler. Bu karakteristikler kendisini çok farklı toplumsal durumlarda gösterir.

Kişilik bozuklukların oluşma nedenleri.

Başlıca nedenler çocuklukta yetiştirme tarzı ve geçirilen travmatik olaylar gelir.

Görülme sıklığı.

Sınırda kişilik bozukluğu ve bağımlı kişilik gibi psikolojik hastalıklar genelde kadınlarda görülür. Paranoid kişilik bozukluğu ve narsistik kişilik bozukluğu daha çok erkeklerde görülür.

  1. Tuhaf davranışlar
  2. Paranoid kişilik bozukluğu
  3. Şizoid kişilik bozukluğu
  4. Narsistik kişilik bozuklu
  5. Şizotipal kişilik bozukluğu
  6. Dramatik, duygusal ve düzensiz davranış
  7. Antisosyal kişilik bozukluğu
  8. Sınırda kişilik bozukluğu
  9. Histrionik kişilik bozukluğu
  10. Narsistik kişilik bozukluğu
  11. Endişeli veya korkulu kişilik bozukluğu
  12. Çekingen kişilik bozukluğu
  13. Bağımlı kişilik bozukluğu
  14. Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu

8) Çocuklarda ruhsal bozukluklar

Tanısı bebeklikte, çocuklukta yada ergenlikte konulan psikolojik hastalıklardır.

Gelişim bozuklukları ve öğrenme bozuklukları gibi psikolojik hastalıkların semptomlarının bazıları yetişkinlikte de devam eder.

Çocuklarda ruhsal bozukluklar listesi

Otizm Spektrum Bozuklukları

Asperger

Otistik Bozukluk

Rett Sendromu

Bağlanma Bozuklukları

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu – DEHB

Davranış Bozukluğu

Özgül Öğrenme Güçlükleri

Yazılı Anlatım Bozukluğu

Yıkıcı Duygu Durum Bozukluğu

Enkoprezis İrade dışı kaka tutamama

İdrarını tutamama

Etkileyici Dil Bozukluğu

Diskalkuli (Matematik Bozukluğu)

Karşıt Olma – Karşı Gelme Bozukluğu

Dürtü Kontrol Bozuklukları

Okuma Bozukluğu

Ruminasyon Bozukluğu (çocuklarda geviş getirme)

Seçici Konuşmamazlık (Mutizm)

Ayrılık Kaygısı Bozukluğu

Sosyal (Pragmatik) İletişim Bozukluğu

Basmakalıp Hareket Bozukluğu

Kekemelik

Tourette Bozukluğu

Geçici Tik Bozukluğu

Zeka geriliği

9) Psikolojik hastalıklar – Nörobilişsel bozukluklar

Nörobilişsel psikolojik hastalıklar.

Beynin yapısında ya da fonksiyonlarında oluşan bozukluklardan kaynaklanır.

Nörobilişsel psikolojik hastalıklar hafıza, problem çözme ve algı gibi bilişsel kabiliyetlerle ilgilidirler. Deliryum, hafif bilişsel bozukluk ve demans bireyin daha önceden sahip olduğu bilişsel kabiliyetlerde azalma olduğu anlamına gelir. Nörobilişsel psikolojik hastalıkların ortaya çıkma nedenleri. Alzheimer, Parkinson, travmatik beyin hasarı, enfeksiyonlar, alkolü kötüye kullanma, serebrovasküler hastalıklar.

  1. Psikolojik rahatsızlıklar – Alzheimer

Eskiden bireyin güçlük duymadan yaptığı bir çok şeyde zorlanmasına sebep olur.

Her unutkanlık yaşayan hasta Alzheimer değildir.

Hastalar bu kayıplarından ötürü kaybolabilir, kişilik ve davranış farklılıkları gösterebilirler.

Başlangıçta hafif belirtiler göstererek ileri aşamalarına gelindiğinde hastaya bakım gerekebilir.

  1. Psikolojik rahatsızlıklar -Parkinson

  2. 1. Vücut hareketlerinin koordinebir şekilde yapılmasında önemli görevi olan dopamin hormonu üreten hücrelerin kaybı ile ortaya çıkar. Hastalığın oluşmasında genetik yatkınlık önemli rol oynar.
  3. 2. Parkinson tedavisi.İlaç tedavisi, Vitamin desteği, Fizyoterapi, Psikoterapi
  4. 3. Parkinson’da görülen belirtiler
  5. İlk görülen ve en çok bilinen bulgusu titreme ve yavaş hareket etmektir.
  6. Anımsama, karar verme, kelime bulma, matematiksel işlemler yapma, yeni bilgileri edinmede güçlük.
  7. Koku duyusunda azalma
  8. El yazısında küçülme
  9. Kabızlık
  10. Baş dönmesi ve bayılma
  11. Düşük tonlarla konuşma
  12. Öne eğilerek kamburlaşmak
  13. Boş gözlerle bakmak
  14. Kollarda ve bacaklarda sertlik
  15. Bir çok kronik hastalıkta olduğu gibi Parkinson hastaları arasında depresyon gibi psikolojik hastalıklar sıklıkla görülebilir.
  16. Parkinson hastalarında aşırı sinirlilik gibi davranışsal problemler görülebilir.

10) Psikolojik hastalıklar – Madde bağımlılığı

Madde bağımlılığı yada Madde kullanım bozukluğu da denir.

Madde bağımlılığı nedir?

Bir maddenin kişinin kendisine yada başkalarına zarar verecek miktarda yada metotlarla alınmasına madde kullanım bozukluğu denir.

Bağımlılık yapan maddeler nelerdir?

Uyuşturucu ve alkolün yanı sıra yatıştırıcılar, uyku hapları gibi psikiyatrik ilaçlarda yer alır. Örneğin; amfetaminler, barbitüratlar, benzodiazepinler.

Bu maddelerin aşırı tüketilmesi yada kullanılmaması durumunda verilen tepkiler. Hayal görme, hafıza, cinsel yada uyku bozuklukları gibi fiziksel bulgular görülebilir. Madde etkisi altında anti-sosyal davranışlar ve uzun süreli kişilik değişiklikleri görülebilir. Madde bağımlılıklarından sadece bireyler değil toplumda bir çok yönden olumsuz etkilenir. Zararları ekonomide, artan suç oranlarında görülür. Türkiye’de uyuşturucu madde bağımlılıklarından birine sahip olma oranı yüzde 3’tür. Bu orana alkol ve sigara dahil değildir.

Madde bağımlılığı risk altındaki gruplar. Göçmenler, mülteciler, işsizler, tutuklular, sokakçocukları ve müzisyenler.

Madde bağımlılıkları – Nedenleri

Uyuşturucuya başlamada biyolojik genetik nedenler kadar çevrenin de etkisi görülür. Merak, arkadaş etkisi en çok dile getirilen nedenlerdir. İnsanların çoğu neden bazılarının madde bağımlısı haline geldiğini anlamakta güçlük çeker. Bağımlılığı olan bireyleri ahlaksızlıkla yada zayıf irade sahibi olmakla suçlarlar. Oysaki beyin yapısında değişiklikler yapan maddelerden kurtulmak için güçlü bir irade çoğu kez yeterli olmaz.

Madde bağımlılıkları – Tedavisi

Ne yazik ki genellikle madde bağımlılığı başladıktan sonra onun kötü etkilerini ortadan kaldırmak için kullanılır terapi yöntemleri. Oysaki amaç madde bağımlılığını engellemek olmalıdır. Madde bağımlılarında tedavi olanların oranı oldukça düşüktür. Madde bağımlılığı ile baş etmek için bir çok terapi metodu kullanılır. En başarılı sonucu almak için ilaç terapisinin yanında psikoterapi de önerilir. Hastalar sıklıkla madde bağımlılığını bıraktıktan sonra geri dönüş yaparlar. Bu nedenle tedavinin tekrarlanabilir. Hastanın ihtiyaçlarına göre tedavi değiştirilebilir yada alternatif tedavilerin uygulanması gerekebilir.

Psikolojik hastalıklar tanısı nasıl konur?

Psikolojik hastalıklara tanı koymak, fiziksel hastalıklara tanı koymaktan daha zordur.

Hekimlerin teşhis koymalarına yardımcı olan rötgen, kan tahlili gibi bir çok yardımcı bulunur. Psikolojik hastalıkların teşhisinde de nöropsikiyatri alanında gelişmeler oldu. Fakat bu alanda ki gelişmeler yetersizdir.

Peki psikiyatrist, klinik psikolog ve psikoterapistler göremedikleri psikolojik hastalıkların teşhisini nasıl koyarlar?

Psikolojik hastalıkların teşhisinde tıp modeli kullanılır. Fiziksel hastalıkların tanımı gibi yapılır.

Hastanın şikayetleri dinlenerek, hastalık belirtilerine göre uygun teşhis tanısı konur.

  1. Görüşme.İlk aşamada hastaların şikayetleri konusunda yaptıkları sözlü ifade
  2. psikolojik tanı konulmasında esas teşkil eder.
  3. Teşhis mülâkatları.Ruh sağlığı hizmetleri veren uzmanların kullanması için
  4. hazırlanan standart soruları kapsar. Danışanın yaşadığı sıkıntılar ve bu problemlerin
  5. neden olduğu psikososyal sonuçları rapor ederler.
  6. Psikometrik testler.Bu testlerde hastalardan sorulara cevap vermeleri yada
  7. bilgisayar destekli bazı işlemleri yerine getirmeleri istenebilir.

Psikolojik hastalıkların neden olduğu şikayetler


Zihinsel. Tekrarlayan rahatsız edici düşünceler gibi

Davranışsal. Agresif olmak gibi

Algısal. Başkalarının göremediği şeyleri görmek gibi

Fiziksel. Yorgunluk ve ağrılar gibi

Psikolojik hastalıkların belirtileri birbirine benzer. Teşhis konulurken ayırt edilmesi güç olabilir.

Psikolojik hastalıkların tanısı için gerekli olan semptomlar ayrıntılı ve açık bir şekilde değişik gözlemcilerin farklı yorumlamalarına mahal vermeyecek şekilde yapılmalıdır. Psikolojik hastalıkları tanı teşhis kitapları. Psikolojik hastalıkların teşhisinde yaygın olarak iki tanı teşhis kitabı kullanılır. Biri Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından hazırlanan DSM, diğeri Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan ICD’dir. DSM kitaplarının yıllar içinde yeni basımlarını resimde görerek giderek daha fazla hastalık tanımı yapıldığını görebiliriz.

Psikolojik hastalıklar teşhis edilirken uzmanlar aldatılabilir mi?

Psikolojik hastalıklara tanı konulması sırasında ruh sağlığı uzmanları kolaylıkla aldatılabilirler.

Örnek

David Rosenhan bunu kanıtlamak için hasta olmayan anlaşmalı bireyleri Amerika’da farklı

kliniklere gönderdi. Sesler duyduklarını söyleyen tüm sahte hastalar kliniklere hasta olarak

derhal kabul edildiler. Kliniğe alındıktan sonra sürekli normal davranışlar sergilemelerine

rağmen hasta olmadıklarına uzmanları ikna edemediler. Zira damgalanan sahte hastaların

yaptığı her davranış hastalıklarının bir belirtisi olarak görüldü. Klinikteki gerçek hastalardan

bazıları ise onların psikolojik hastalıklara sahip olmalarından şüphe duydular (Rosenhan,

1973).

Bu utandırıcı sonuçların yayınlanmasından sonra bir klinik Rosenhan’dan kendilerine sahte

hastalar göndermesini, muhakkak doğru teşhiste bulunacaklarını iddia ettiler. İlerleyen

günlerde klinik 195 hasta arasından 48 sahte hasta tespit ettiklerini açıkladı. Oysaki

Rosenhan hiç sahte hasta yollamamıştı.

Psikolojik hastalıklara teşhis ne gibi sakıncaları beraberinde getirebilir?

Psikolojik hastalıklara tanı konulmasına yardımcı olan gereçler hızla gelişiyor. Bu alanda bir çok psikometrik gereçler geliştiriliyor.

Fakat psikolojik hastalıklara tanı konulmasının bazı sakıncalarıda olabilir.

Kişilerin yaşadığı yakınmaların, psikolojik hastalık olarak nitelenmesi kişinin toplumda damgalanması anlamına gelebilir. Bu durum kişinin sağlığına daha da olumsuz yönde etki eder.

Birey toplumda izole edilebilir ve problemlerinin üstesinden gelmelerinde daha olumlu etki edebilecek olan sosyal destekten mahrum kalabilirler.

Tanı sonrasında bireyin çevresi bu psikolojik hastalığı bireyin kişiliğinin yegane özelliği imiş gibi görebilir.

Bireye psikolojik hastalık teşhisi koymak kendilerine özgü sıfatlarını görmezden gelmek anlamına gelir.

Normal olan günlük problemler psikolojik hastalıklara dönüştürebilir. Örneğin; kendisini mutsuz olarak nitelendiren birey kolayca depresyon tanısı alabilir. Mutsuzlukla baş etmek, depresyonun üstesinden gelmekten daha kolaydır.

Çok basit problemlerde psikolojik hastalıklar teşhisi alabilir. Örneğin kafein nedeniyle yaşanan uyku problemleri.

Kimi eleştirmenler psikolojik hastalıklara yapılan tanılarının gözden geçirilmesini istemektedirler. Hastalık tanımlarını yapan manuellerin içeriklerine gelen eleştirilerle defalarca yenilendiler. Kimi psikolojik hastalıklar zamanla psikolojik rahatsızlık olmaktan çıktı. Örneğin; homoseksüellik 1952 yılına kadar APA tarafından hastalık olarak görülürken, bu tarihten sonra psikolojik tanı kitabından çıkarıldı. (Kaynak:umutevim)


Yayınlanma: 30.11.2024 13:31

Son Güncelleme: 30.11.2024 13:31

Psikolog

Hidayet

ÇALIŞKAN

Psikolog

3 Yorum
Depresif Bozukluklar
İlişki / Evlilik Problemleri
Sosyal Fobi
Stres / Kriz Yönetimi
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?

ONLINE TERAPİ Mİ, YÜZ YÜZE TERAPİ Mİ?Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?Evet. Bilimsel araştırmalar, özellikle canlı görüntülü görüşmelerle gerçekleştirilen psikoterapilerin, araştırılan birçok psikolojik problemde yüz yüze terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir.2024 yılında yayımlanan, 54 bilimsel araştırmayı ve 5.463 katılımcıyı kapsayan kapsamlı bir meta-analizde, terapist eşliğinde uzaktan uygulanan bilişsel davranışçı terapi ile yüz yüze uygulanan terapi arasında tedavi sonuçları bakımından bir fark bulunmamıştır.Kaygı ve depresif belirtiler başta olmak üzere çeşitli psikolojik güçlüklerde yapılan araştırmalar da online psikoterapinin etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.Dolayısıyla online terapiyi yüz yüze terapinin daha az etkili veya eksik bir versiyonu olarak değerlendirmek doğru değildir.Online terapi, uygun danışanlarda ve uygun koşullarda, yüz yüze terapi kadar etkili bir psikolojik destek yöntemidir.Elbette her psikolojik güçlükte ve her danışan için aynı uygulama biçimi uygun olmayabilir. Bu nedenle terapi süreci kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilir.Online Terapi Nasıl Yapılır, Etkili midir ve Avantajları Nelerdir?Psikolojik destek almak isteyen birçok kişinin aklında benzer sorular vardır: “Online terapi gerçekten işe yarıyor mu?”, “Psikologla aynı odada olmadan kendimi anlatabilir miyim?”, “Yüz yüze terapiyle aynı çalışmaları mı yapıyoruz?”Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü terapi denildiğinde çoğumuzun zihninde bir psikologla aynı odada karşılıklı oturarak yapılan görüşmeler canlanır. Oysa günümüzde psikolojik destek alabilmek için mutlaka aynı fiziksel ortamda bulunmak gerekmiyor.Online terapi, psikolog ve danışanın güvenli bir görüntülü görüşme aracılığıyla bir araya geldiği, bilimsel temellere dayanan profesyonel psikolojik destek sürecidir.Peki, online terapide neler yapıyoruz? Yüz yüze terapiden farkı nedir? Online terapi gerçekten etkili midir?Online Terapide Neler Yapıyoruz?Online terapi yalnızca görüntülü konuşmaktan ibaret değildir. Yüz yüze terapide olduğu gibi belirli hedefler doğrultusunda ilerleyen, bilimsel yaklaşımların kullanıldığı ve profesyonel sınırların korunduğu bir süreçtir.İlk görüşmelerimizde sizi terapiye getiren sorunları, yaşamınızda karşılaştığınız güçlükleri, beklentilerinizi ve değiştirmek istediğiniz alanları anlamaya çalışıyoruz.Kaygı, panik atak, depresif belirtiler, tükenmişlik, aşırı düşünme, özgüven sorunları, ilişki problemleri, öfke ve stresle baş etme gibi birçok konuda online görüşmeler gerçekleştirebiliyoruz.Terapi sürecinde düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı birlikte değerlendiriyoruz. Sizi zorlayan durumlarda zihninizden neler geçtiğini, bedeninizde hangi tepkilerin ortaya çıktığını ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı anlamaya çalışıyoruz.Örneğin kaygı yaşadığınızda sürekli kötü senaryolar mı üretiyorsunuz? Belirsizlikten kaçınmak için her şeyi kontrol etmeye mi çalışıyorsunuz? Hata yapmaktan korktuğunuz için bazı şeyleri erteliyor musunuz?Bütün bunları birlikte değerlendiriyor, ihtiyaçlarınıza uygun çalışmalar planlıyoruz.Yani online terapide de yalnızca konuşmuyoruz. Duygularınızı anlamaya, düşüncelerinizle ilişkinizi değiştirmeye ve yaşamınızda yeni davranışlar geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.Psikologla Güven İlişkisi Online Ortamda Kurulabilir mi?Terapinin en önemli unsurlarından biri, danışan ile psikolog arasında kurulan terapötik ilişkidir.Danışanın kendisini anlaşılmış, dinlenmiş, güvende ve yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi terapi sürecinde önemli bir yere sahiptir.Peki, bu ilişki ekran aracılığıyla kurulabilir mi?Evet. Araştırmalar, terapötik ilişkinin online görüşmelerde de güçlü biçimde kurulabildiğini göstermektedir.Online görüşmeler sırasında da duygularınızı ifade edebilir, yaşadığınız olayları paylaşabilir, düşüncelerinizi değerlendirebilir ve terapistinizle birlikte çalışabilirsiniz.Psikolog, ses tonunuzu, yüz ifadelerinizi, kullandığınız kelimeleri ve görüşme sırasında gözlemlenebilen duygusal tepkilerinizi değerlendirebilir.Fiziksel olarak aynı odada bulunmamak, terapötik ilişkinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte online ortamda bazı bedensel ipuçlarının daha sınırlı gözlemlenebildiği de unutulmamalıdır.Online Terapinin Avantajları Nelerdir?Zamandan tasarruf: Terapiye ulaşmak için trafikte zaman geçirmeniz, ulaşım planlamanız veya uzun mesafeler katetmeniz gerekmez. Görüşmeye uygun bir ortamdan katılabilirsiniz.Mekândan bağımsızlık: Yaşadığınız şehirdeki psikologlarla sınırlı kalmadan ihtiyaçlarınıza ve çalışma alanlarına uygun bir uzman seçebilirsiniz.Esnek görüşme saatleri: Çalışma hayatı, aile sorumlulukları veya yoğun günlük program nedeniyle terapiye zaman ayırmakta zorlanan kişiler için uygun randevu saatleri planlanabilir.Terapi sürecinin devamlılığı: Taşınma, seyahat veya iş nedeniyle şehir değiştirme gibi durumlarda aynı psikologla görüşmeleri sürdürmek kolaylaşabilir.Kendi ortamınızda bulunma: Bazı kişiler kendilerini alışık oldukları bir ortamda daha rahat ifade edebilir. Özellikle terapiye başlamak konusunda çekinceleri olan kişiler açısından bu durum kolaylaştırıcı olabilir.Ulaşılabilirlik: Bulunduğu bölgede psikolojik destek seçenekleri sınırlı olan kişiler için online terapi önemli bir erişim olanağı sağlayabilir.Yurt dışında yaşayan ve kendi dilinde psikolojik destek almak isteyen kişiler için de online görüşmeler bir seçenek olabilir. Bu durumda ilgili ülkelerin mesleki ve hukuki düzenlemelerinin uygunluğu değerlendirilmelidir.Online Terapide ACT, Mindfulness ve Özşefkat Çalışmaları Yapılabilir mi?Evet. Online görüşmelerde yüz yüze terapide kullandığımız birçok psikolojik yaklaşım ve uygulamadan yararlanabiliyoruz.Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) çalışmalarında düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı, zorlayıcı duygulara alan açmayı ve değerlerimiz doğrultusunda davranmayı ele alıyoruz.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesini kesin bir gerçek olarak kabul etmek yerine, zihnimizin ürettiği bir düşünce olarak fark etmeyi çalışabiliyoruz.Mindfulness çalışmalarında dikkatimizi şimdiki ana yönlendirmeyi, bedenimizdeki duyumları fark etmeyi ve yaşadığımız duyguları hemen değiştirmeye çalışmadan gözlemlemeyi öğreniyoruz.Topraklama egzersizleri, nefes farkındalığı ve duygu isimlendirme uygulamalarını online görüşmelerde birlikte gerçekleştirebiliyoruz.Özşefkat çalışmalarında ise kendimize yönelttiğimiz eleştirel dili, hata yaptığımızda kendimize nasıl davrandığımızı ve zorlandığımız anlarda daha destekleyici bir yaklaşım geliştirmeyi ele alıyoruz.Ayrıca görüşmeler arasında günlük yaşamda deneyebileceğiniz farkındalık çalışmaları, davranışsal uygulamalar ve kişisel değerlendirme egzersizleri planlayabiliyoruz.Önemli olan, çalışmaların hangi odada yapıldığı değil, ihtiyaçlarınıza uygun biçimde yürütülmesidir.Online Terapiye Katılmak İçin Nelere İhtiyacım Var?Online terapiye katılmak için internet bağlantısı, kameralı bir telefon, tablet veya bilgisayar yeterli olabilir.Görüşmelerinizi kendinizi rahat hissedebileceğiniz, başkalarının sizi duymayacağı ve dikkatinizin mümkün olduğunca bölünmeyeceği özel bir ortamda gerçekleştirmeniz önemlidir.Gizlilik, kişisel verilerin korunması ve mesleki etik ilkeler online terapide de geçerlidir.Bazı ağır kriz durumlarında, acil müdahale gerektiren koşullarda veya yeterli mahremiyet sağlanamadığında yüz yüze değerlendirme ya da farklı sağlık hizmetlerine yönlendirme gerekebilir.Sonuç: Değişen Görüşme Ortamı, Devam Eden Terapi SüreciOnline terapi ile yüz yüze terapi arasında bazı uygulama farklılıkları bulunsa da her iki yöntemde de temel amaç, kişinin yaşadığı güçlükleri anlamak ve psikolojik iyilik halini desteklemektir.Online terapide de duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve ilişkilerimizi ele alıyoruz. Kaygıyla, belirsizlikle, zorlayıcı yaşam olaylarıyla ve kendimize yönelik eleştirel düşüncelerle nasıl ilişki kurduğumuzu birlikte değerlendiriyoruz.Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, online terapi uygun koşullarda yüz yüze terapi kadar etkili olabilir.Online terapide değişen, psikoloğunuzla buluştuğunuz ortamdır. Birlikte yürüttüğümüz psikolojik çalışmalar, profesyonel yaklaşım ve değişim hedefleri ise devam eder.Psikolojik destek almak için yaşadığınız güçlüklerin daha da artmasını beklemek zorunda değilsiniz.Uzman Psikolog Hasan ÇelikErgen, yetişkin ve çiftlerle online psikolojik görüşmeler.
Hasan ÇELIK 30.10.2026

Kaygı ve Panik Atak İçin 7 Günlük Uygulama Rehberi

ACT, Mindfulness ve Özşefkat ile 7 Günlük Uygulama RehberiKaygıyla baş etmek için çoğu zaman onu azaltmaya, kontrol etmeye veya zihnimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Ancak kaygıdan kurtulmak için gösterdiğimiz yoğun çaba, bazen kaygıyla daha fazla meşgul olmamıza neden olabilir.Peki, kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla ilişkimizi değiştirmeyi denesek?Aşağıdaki egzersizler, günlük yaşamda farkındalık geliştirmek, düşüncelerle aramıza mesafe koymak, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve kaygıya rağmen harekete geçebilmek amacıyla hazırlanmıştır.Buradaki hedef her zaman iyi hissetmek değil, zorlayıcı duygularla birlikte de yaşayabilmeyi öğrenmektir.1. Ayaklarını Yere Bas: Topraklama EgzersiziSüre: 1–2 dakikaKaygılandığınızda dikkatiniz gelecekteki olasılıklara kayabilir. Bu egzersiz, bulunduğunuz anla yeniden temas kurmanıza yardımcı olur.İki ayağınızı yere yerleştirin. Ayak tabanlarınızın zemine temasını, oturduğunuz sandalyeyi ve bedeninizin ağırlığını hissedin.Çevrenizdeki sesleri fark edin.Kendinize şöyle söyleyin:“Şu anda kaygı hissediyorum. Kaygım burada ve ben de buradayım.”Amacınız kaygıyı uzaklaştırmak değil, kaygı varken de çevrenizle bağlantı kurabilmektir.2. Zihnim Bana Ne Söylüyor?Süre: 1 dakikaZihnimiz bazen düşünceleri kesin gerçeklermiş gibi sunar.“Kesin başarısız olacağım.”“Beni kimse sevmiyor.”“Mutlaka kötü bir şey olacak.”Bu düşüncelerin başına şu ifadeyi ekleyin:“Şu anda zihnim bana ... söylüyor.”Örneğin: “Zihnim bana başarısız olacağımı söylüyor.”Ardından kendinize sorun:“Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım, yoksa onun varlığını fark ederek ilerleyebilir miyim?”Bu uygulama ACT yaklaşımındaki bilişsel ayrışma becerisini destekler.3. Duyguma Bir İsim VeriyorumSüre: 1 dakikaGün içerisinde durup kendinize sorun:“Şu anda ne hissediyorum?”Kaygı mı? Korku mu? Utanç mı? Belirsizlik karşısında huzursuzluk mu?Duygunuzu mümkün olduğunca açık biçimde isimlendirin.“Şu anda kaygı hissediyorum ve göğsümde sıkışma fark ediyorum.”Duyguyu tanımlamak, onunla daha bilinçli ilişki kurmanıza yardımcı olabilir.Her duyguyu hemen değiştirmek zorunda değilsiniz.4. Beş Duyuyla Şimdiki Ana DönmekSüre: 2–3 dakikaBulunduğunuz ortamda:Görebildiğiniz 5 şeyi belirleyin.Dokunabildiğiniz 4 şeyi fark edin.Duyabildiğiniz 3 sesi dinleyin.Fark edebildiğiniz 2 kokuyu belirleyin.1 tadı fark edin.Bu uygulamayı evde, işte veya günlük yaşamın farklı anlarında yapabilirsiniz.Amaç zihnimizi zorla susturmak değil, dikkatimizi mevcut çevreye yönlendirmektir.5. Nefesimi Kontrol Etmeden İzliyorumSüre: 2 dakikaRahat bir pozisyonda oturun.Nefesinizi değiştirmeden girişini ve çıkışını gözlemleyin.Zihniniz başka düşüncelere gittiğinde bunu fark edin.Kendinize kızmadan dikkatinizi yeniden nefesinize yönlendirin.Burada başarılı olmak, hiç düşünmemek değildir. Dikkatinizin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmektir.Nefese odaklanmak rahatsızlık veriyorsa çevrenizdeki seslere odaklanabilirsiniz.6. Kaygı Günlüğü TutuyorumSüre: 3–5 dakikaGün içerisinde kaygılandığınız bir olayı seçin.Şu soruları yazılı olarak yanıtlayın:“Ne oldu?”“Zihnim bana ne söyledi?”“Bedenimde ne hissettim?”“Kaygı karşısında nasıl davrandım?”“Bu davranış uzun vadede bana yardımcı oluyor mu?”Burada önemli olan kendinizi eleştirmek değil, otomatik davranışlarınızı tanımaktır.Özellikle kaçınma, erteleme ve sürekli kontrol etme alışkanlıklarını fark etmeye çalışın.7. Dur, Fark Et, SeçSüre: 1 dakikaKaygı yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir duraklama oluşturun.Önce durun.Ardından zihninizden geçenleri ve bedeninizdeki duyumları fark edin.Son olarak kendinize sorun:“Şu anda kaygımın söylediğini mi yapıyorum, yoksa benim için önemli olan davranışı mı seçiyorum?”Bu küçük duraklama, otomatik tepkiler yerine daha bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabilir.8. Düşüncelerimi Bulutlar Gibi İzliyorumSüre: 2 dakikaZihninizden geçen düşünceleri gökyüzündeki bulutlar gibi hayal edin.Her düşünceye bir isim verin:“Gelecekle ilgili endişe.”“Yetersizlik düşüncesi.”“Kontrol etme isteği.”Bulutları dağıtmaya veya durdurmaya çalışmayın.Düşüncelerin gelip geçmesine izin verirken dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirin.Unutmayın: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.9. Kaygıma Rağmen Küçük Bir AdımSüre: 5–10 dakikaKaygı nedeniyle ertelediğiniz bir davranışı belirleyin.Bir telefon görüşmesi, sosyal etkinlik veya uzun süredir bekleyen bir iş olabilir.Kendinize sorun:“Kaygım tamamen geçmese bile bugün hangi küçük adımı atabilirim?”Yapılabilir ve güvenli bir adım seçin.Bazen değişim, kendimizi hazır hissetmeyi beklemek yerine küçük bir davranışla başlar.10. Yakın Arkadaşıma Ne Söylerdim?Süre: 2 dakikaKendinizi eleştirdiğiniz bir anı düşünün.Aynı durumu sevdiğiniz bir arkadaşınız yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdınız?“Bunu nasıl yapamazsın?” mı derdiniz, yoksa zorlandığını anlamaya mı çalışırdınız?Şimdi aynı cümleleri kendinize söylemeyi deneyin.Özşefkat, kendimizi haklı çıkarmak değil; zorlandığımız anlarda kendimize destek olabilmektir.11. Üç Adımlı Özşefkat MolasıSüre: 1–2 dakikaZorlandığınız bir anda üç cümleyi hatırlayın:Farkındalık: “Şu anda zorlanıyorum.”Ortak insanlık deneyimi: “Zorlanmak insan olmanın bir parçası.”Kendine nezaket: “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?”Bu cümleleri kendinize uygun sözcüklerle değiştirebilirsiniz.Amaç duyguyu bastırmak değil, zorlanırken kendinize daha destekleyici yaklaşmaktır.12. Gün Sonu Psikolojik Esneklik DeğerlendirmesiSüre: 3 dakikaGünün sonunda kendinize şu soruları sorun:“Bugün hangi durumlarda kaygı yaşadım?”“Kaygım beni hangi davranışlardan uzaklaştırmaya çalıştı?”“Kaygıma rağmen benim için önemli olan ne yaptım?”“Yarın kendime daha şefkatli nasıl yaklaşabilirim?”Gününüzü yalnızca ne kadar kaygılandığınıza göre değerlendirmeyin. Kaygı varken hangi davranışları seçebildiğinizi de fark edin.7 Günlük Uygulama PlanıPazartesi: Topraklama ve nefes farkındalığı.Salı: Zihnim bana ne söylüyor ve kaygı günlüğü.Çarşamba: Beş duyu egzersizi ve duyguları isimlendirme.Perşembe: Dur, fark et, seç uygulaması.Cuma: Bulut metaforu ve değerler doğrultusunda küçük adım.Cumartesi: Yakın arkadaşıma ne söylerdim ve özşefkat molası.Pazar: Gün sonu değerlendirmesi ve haftalık gözden geçirme.Son OlarakBu egzersizleri kusursuz uygulamak zorunda değilsiniz. Bazen dikkatiniz dağılabilir, bazen kaygınız artabilir veya uygulama sırasında hiçbir değişiklik hissetmeyebilirsiniz.Bunlar başarısız olduğunuz anlamına gelmez.Egzersizleri yalnızca kriz anlarında değil, günlük yaşamın sıradan zamanlarında da deneyebilirsiniz. Böylece farkındalık, kabul ve psikolojik esneklik becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirsiniz.Önemli olan kaygının tamamen ortadan kalkması değil, kaygı varken de hayatımızda önem verdiğimiz şeylere yer açabilmektir.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026
KAYGIYI ANLAMAK

KAYGIYI ANLAMAK

KAYGIYLA SAVAŞMAK YERİNE ONUNLA İLİŞKİMİZİ DEĞİŞTİRMEKKaygı nedir, neden ortaya çıkar ve onunla ilişkimizi nasıl değiştirebiliriz?Kaygı, insanın olası tehlikelere hazırlanmasına yardımcı olan doğal bir duygudur. Gelecekte yaşanabilecek güçlükleri öngörmemizi, önlem almamızı ve harekete geçmemizi sağlayabilir. Dolayısıyla kaygı başlı başına bir sorun değildir. Sorun, kaygının kararlarımızı yönetmeye başlaması ve bizi önem verdiğimiz yaşamdan uzaklaştırmasıdır.Örneğin önemli bir sınav öncesinde kaygılanmak doğaldır. Ancak başarısızlık ihtimalini sürekli düşünmek, ders çalışmayı ertelemek veya sınava girmekten kaçınmak hayatımızı sınırlandırabilir. Burada temel soru yalnızca “Kaygı hissediyor muyum?” değildir. Asıl soru şudur: “Kaygı hissettiğimde nasıl davranıyorum?”Kaygının belirtileri nelerdir?Kaygı yalnızca zihnimizde yaşanmaz; bedenimizde ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Bedensel belirtiler arasında çarpıntı, hızlı nefes alma, kas gerginliği, terleme, mide rahatsızlıkları, baş dönmesi ve uyku sorunları bulunabilir. Zihinsel belirtiler arasında kötü senaryolar üretme, felaketleştirme, belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma ve aşırı düşünme yer alır. Davranışsal belirtiler ise kaçınma, erteleme, sürekli güvence arama ve tekrar tekrar kontrol etme şeklinde görülebilir.Bu belirtilerin hepsi herkeste görülmez. Üstelik bedensel yakınmaların her zaman kaygıya bağlanmaması, gerektiğinde tıbbi değerlendirme yapılması önemlidir.Kaygı neden devam eder?Kaygıyı sürdürebilen önemli mekanizmalardan biri kaçınma döngüsüdür. Örneğin sosyal ortamlarda yargılanacağından korkan biri, davetlere katılmamaya başlayabilir. Evde kaldığında kısa süreli rahatlama hisseder. Fakat zamanla zihni, “Gitmediğim için güvendeyim” sonucuna varabilir. Böylece kaçınma güçlenir ve kişinin kendisine yeni deneyimler kazandırma fırsatı azalır.Benzer biçimde sürekli güvence istemek veya her ayrıntıyı kontrol etmek de anlık rahatlama sağlarken uzun vadede belirsizlikle baş etme becerisini sınırlayabilir. Bu nedenle terapide yalnızca kaygının şiddetini değil, kaygı karşısında geliştirilen alışkanlıkları da inceleriz.ACT: Kaygıyla mücadele etmek yerine ona alan açmakKabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaktan çok, onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmeye odaklanır. Çünkü hayatın bütün belirsizliklerini kontrol etmek mümkün değildir.Danışanlar bazen şöyle söyler: “Hocam, belirsizliği hiç sevmiyorum. Her şey net olsun. Bir şey ya vardır ya yoktur.” Oysa hayat yalnızca siyah ve beyazlardan oluşmaz; arada griler de vardır. Psikolojik esneklik, bu grilerle karşılaştığımızda da yaşamımızı sürdürebilmektir.Örneğin “Ya başarısız olursam?” düşüncesi geldiğinde onun doğru olduğunu kabul etmek zorunda değiliz. Bunun yerine “Şu anda zihnim bana başarısız olabileceğimi söylüyor” diyebiliriz. Bu yaklaşım, düşünceyle aramıza mesafe koymamızı sağlar. Buna bilişsel ayrışma denir. Düşüncelerimizi fark edebilir, fakat onların her talimatını uygulamak zorunda olmadığımızı öğrenebiliriz.ACT ayrıca değerlerimize odaklanır. Kendimize “Kaygım olmasaydı ne yapardım?” sorusunun yanında “Kaygım benimle gelirken bugün hangi küçük adımı atabilirim?” sorusunu da sorabiliriz. Cesaret, bazen korkunun yokluğu değil, korkuyla birlikte ilerlemektir.Mindfulness: Zihnin geleceğinden şimdiki ana dönmekKaygılandığımızda zihin çoğunlukla gelecekte dolaşır: “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya kontrolü kaybedersem?”, “Ya aynı şey yeniden yaşanırsa?” Mindfulness, dikkatimizi bilinçli ve yargılamadan şimdiki ana yönlendirme becerisidir.Kısa bir uygulama için ayaklarımızın yere temasını hissedebilir, nefesimizin doğal ritmini izleyebilir ve bedendeki duyumları değiştirmeden fark edebiliriz. Ardından kendimize “Şu anda ne hissediyorum, zihnim bana ne söylüyor?” diye sorabiliriz. Son adımda dikkatimizi çevremize ve yapmak istediğimiz davranışa yönlendirebiliriz.Buradaki amaç kendimizi zorla sakinleştirmek değildir. Mindfulness, kaygıyı susturmak yerine, kaygı varken de yaşadığımız anla temas kurmamıza yardımcı olur. Uygulama sırasında rahatsızlık artarsa çalışmayı kişiye göre uyarlamak mümkündür.Özşefkat: Kaygılandığımız için kendimizi yargılamamakKaygı yaşayan biri bazen duygusunun üzerine bir de kendisini eleştirmeyi ekler: “Neden bu kadar kaygılıyım?”, “Başkaları yapabiliyor, ben neden yapamıyorum?”, “Güçsüz olmamalıyım.” Böylece kaygıya yetersizlik ve utanç eşlik edebilir.Özşefkat, zorlandığımız anlarda kendimize anlayışlı, destekleyici ve gerçekçi yaklaşabilmektir. Kendimize şu soruyu yöneltebiliriz: “Aynı zorluğu sevdiğim bir arkadaşım yaşasaydı ona nasıl konuşurdum?” Muhtemelen onu suçlamak yerine anlamaya çalışırdık. Aynı yaklaşımı kendimize göstermek de mümkündür.Özşefkat, sorumluluklarımızdan kaçmak veya her davranışımızı onaylamak değildir. Hatalarımızı görebilir, değişim için çabalayabilir ve bunu kendimizi aşağılamadan yapabiliriz.Kaygıyla yaşarken küçük adımlar atmakKaygıyla çalışırken önemli bir başka nokta da duygularımızı düşman gibi görmemektir. Bazen kişi, “Kaygım geçsin, sonra işe başlayacağım” der. Böylece yaşam, önce rahatlama koşuluna bağlanır. Oysa kaygının azalmasını beklemek, kimi zaman ertelemeyi uzatır. Bunun yerine küçük ve uygulanabilir davranışlar belirlemek daha işlevsel olabilir. Örneğin zorlandığımız bir görüşmeyi tamamen iptal etmek yerine önce kısa bir hazırlık yapabilir, ardından görüşmeye katılmayı deneyebiliriz. Sonrasında yalnızca ne kadar kaygılandığımızı değil, bizim için önemli olan neyi yaptığımızı da değerlendirebiliriz. Böylece başarıyı sadece rahatlık düzeyiyle ölçmeyiz. Kaygı yükseldiğinde kendimize “Şimdi neyi kontrol edebilirim?” ve “Hangi davranış beni değerlerime yaklaştırır?” sorularını sorabiliriz.Peki terapide kaygıyla nasıl çalışıyoruz?Terapi sürecinde kaygının hangi durumlarda ortaya çıktığını, kişinin hangi düşüncelere kapıldığını, bedensel tepkilerini ve kaçınma davranışlarını birlikte anlamaya çalışıyoruz. Kontrol ihtiyacını, güvence arama alışkanlığını, belirsizlikle ilişkiyi ve sert iç konuşmayı ele alıyoruz.ACT ile düşüncelerden ayrışmayı ve değerlere uygun davranmayı; mindfulness ile dikkati şimdiye getirmeyi; özşefkat ile zor anlarda destekleyici bir iç ses geliştirmeyi çalışıyoruz. Gerektiğinde kaçınılan durumlarla planlı, güvenli ve kademeli biçimde yüzleşmeyi de sürece dahil ediyoruz.Hedefimiz, kişinin kaygısı tamamen geçtikten sonra yaşamaya başlaması değildir. Kaygı varken de ilişkilerine, hedeflerine ve değerlerine yer açabilmesini desteklemektir. Çünkü kaygısız bir hayat her zaman mümkün olmayabilir; ancak kaygının bütün kararlarımızı yönetmesi kaçınılmaz değildir.Değişim bazen kaygının yok olmasıyla değil, onunla mücadeleye harcadığımız enerjiyi yaşamımıza yöneltmemizle başlar.Uzman Psikolog Hasan Çelik
Hasan ÇELIK 30.10.2026