İçeriğe geç

Romantik İlişkiler

Romantik İlişkiler


Prens Edward ile Wallis Simpson Aşkı


Tarihin en duygusal ve en anlamlı aşklarından biri Edward ile Wallis Simpson’ın aşkıdır. İlk evliliğini bir deniz subayı ile yapan Wallis, eşinin alkol bağımlısı olması sebebiyle evliliğini hemen sonlandırdı. Wallis, daha sonra ikinci bir evlilik yaptı ve bu evliliği sırasında İngiltere'de veliaht olan Prens Edward ile tanıştı. Prens VIII. Edward, o dönemde zekâsı ve karizmasıyla bütün kadınların hayran olduğu bir erkekti. Prens Edward, çok güzel bir bayan olmamasına rağmen Wallis’i görür görmez ona vuruldu. Wallis’in zarafeti ve kültürü Prens Edward’ı fazlasıyla etkiledi. Ve zamanla aralarında tarihe adını yazacak bir aşk doğdu. Wallis, 1936 yılında eşinden boşandığında aynı yıl Prens Edward da babasını kaybetti ve VIII. Edward adıyla tahta çıktı. 

Birbirlerine delicesine âşık olan bu çiftin, ne yazık ki ömür boyunca beraber olmalarının önünde çok büyük engel vardı. İngiliz Kraliyet ailesi Wallis’in hem ABD’li olmasından hem de iki evlilik yapmasından dolayı bu evliliğe onay vermedi. Kral VIII. Edward, durumu anladı ve bir karar alması gerektiğinin farkına vardı. 1936 yılının Aralık ayında Kral Edward radyodan bir açıklama yapmaya karar verdi. Oldukça heyecanlı ve son derece kararlı bir ifadeyle deli gibi aşık olduğu Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini, görevini de kardeşine devrettiğini açıkladı. Sadece 325 gün krallık yapan Edward, ülkedeki bütün herkesi şoke etti.

Bundan tam 6 ay sonra 3 Haziran 1937'de Edward ve Wallis Fransa'da Conde Şatosu'nda oldukça romantik bir düğünle dünya evine girdi. Edward bu evlilikle birlikte tacını kaybederek Windsor Dükü ünvanını aldı. Tüm dünyada yankı uyandıran bu aşk monarşinin kurbanı olmadı ve sınır tanımamış bir sevginin sembollü oldu. 


Prens Edward ile Wallis Simpson Aşkı. Tarihi Olaylar. (n.d.). https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/prens-edward-ile-wallis-simpson-aski-889. 


Romantik İlişkiler Neden Önemli?

Aşk, insanoğlunun bildiği en derin duygulardan biridir. Aşkın birçok çeşidi vardır ancak birçok insan uyumlu bir partner ile romantik bir ilişki olarak aşkı tanımlar. Bu bireyler için romantik ilişkiler, hayatın en anlamlı yönlerinden birini oluşturur ve derin bir tatmin kaynağıdır. Bağlılığa duyulan ihtiyaç doğuştan geliyor gibi görünürken, sağlıklı, sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği öğrenilir. Bazı kanıtlar, istikrarlı bir ilişki kurma yeteneğinin, yiyecek, bakım, sıcaklık, koruma, teşvik ve sosyal temas ihtiyaçlarını güvenilir bir şekilde karşılayan bir anne ile ilk deneyimlerinde, bebeklik döneminde oluşmaya başladığını göstermektedir. Yani insanoğlunun bağlanma ihtiyacı doğuştan gelirken, nasıl bağlılık kuracağını yaşayarak öğrenir. Bu öğrenme sürecinde ilk aşama anne ile olan temas sonucu sağlanır. Daha sonra kişi, sosyal çevre, deneyim, kişilik yapısı ve olası diğer faktörlerden etkilenerek ilişki kurma ve bağlılık şeklini oluşturur. Eğer kişi sağlıklı ilişki kurma yetisini oluşturamadıysa bağlılık ihtiyacını karşılayamaz veya sağlıksız bağlanmalar yaşar. Bu durum kişinin psikolojik/ruhsal sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Bu yüzden sağlıklı bağlanma kişinin kendini iyi hissetmesinde büyük yer kaplar.


Sağlıklı Romantik ilişkiler Nasıl Olmalı?


Güçlü bir ilişki sürdürmek, sürekli özveri ve iletişim gerektirir ve belirli özelliklerin sağlıklı ilişkileri geliştirmek için özellikle önemli olduğu gösterilmiştir. Başlangıç ​​olarak her birey, partnerine zaman ayırmaya ve ilgi göstermeye istekli olduğundan emin olmalıdır. Her ikisi de, zamanla değişseler bile, farklılıklarına uyum sağlamaya kararlı olmalıdır. Özellikle ilişkilerin ilk yıllarından sonra kişilerin ilk baştaki yoğun tutkusu azabilir ve ondan sonra yerini sevgi, saygı ve güvene bırakacaktır. Fakat tutku azaldığında kişilerin birbirlerinin hatalarına karşı olan töleransları da azalabilir. Bu noktada kişiler dengeyi sağlamada çok dikkatli olmalıdır. Karşı tarafı kırmadan ve onu değiştirmeye çalışmadan hataları ile ilgili doğru geri bildirimi verebilmelidir. Geri bildirim verirken suçlama ve yargılamadan kaçınmalı, sadece davranışın ona ne hissettirdiğinden bahsetmelidir. Bu durumda karşı taraf davranışlarının sonucunun farkına varacak, empati kuracak ve partnerini kırdığını, üzdüğünü veya öfkelendirdiğini anlayacaktır. Sonrasında ise o davranışı sergilememeye özen gösterecektir. Kişiler ilişkinin ilerleyen aşamalarında bu duruma oldukça dikkat etmeli ve bu tarz değişimleri sakinlikle karşılamalıdır. Yoksa küçük tartışmalar kaosa dönüşebilir, kişiler kırılabilir ve bağlar kopmaya başlayabilir. Ek olarak ilişkide en önemli noktalardan diğeri ise eşlerin birbirine zaman ayırması ama aynı zamanda bireysel alanlarının da olmasıdır. Kişiler birbirlerinin ilgi alanlarına saygı duymalı ama aynı zamanda paylaştıkları zevkler, aktiviteler de olmalıdır. Burada da dengeyi kurabilmek oldukça önemlidir.


İlişki için doğru kişiyi nasıl bulacağız?


Bir hayatı paylaşacak kişiyi bulmak çok güzel ama aynı zamanda çoğu zaman zor bir süreçtir. İster online ister yüz yüze gerçekleştirilsin, arama muhtemelen kişiyi alışılmadık ortamlara itecektir. Sonuca ulaşmak istiyorsa kişi konfor alanının dışına çıkmalıdır. Konfor alanının dışına çıkmak, kişinin alışık olduğu ortamdan uzaklaşabilmesi ve yeniliklere açılabilmesidir. Çünkü her yeni kişi hayatımıza katacağımız yeni zevkler, renkler ve yerler demektir. Bu noktada kişi uyum sağlamaya hazır olmalıdır. Karşı tarafın da uyum sağlamaya hazır olması, partnerini bütünüyle kabul etmesi, onu o yapan şeyleri yargılamaması, ve onun isteklerine, zevklerine saygı duyması kişinin doğru kişi olabileceğinin göstergelerinden bazılarıdır. Tabi sadece bunlara bakarak bir kişiyi ''doğru kişi'' diye etiketleyemeyiz. Sağlıklı romantik ilişkiler kurmak ve bunu olabilecek en uyumlu partner ile gerçekleştirmek sandığımızdan çok daha karmaşık bir durum olabilir. Bahsettiğimiz mantık dolu kıstasların yanında işin içine bir de duygular girer. Duygular eğer kişi için ''doğru kişi değil'' diyor ise, mantık tamamen devre dışı kalabilir. Bu noktada kişinin hem mantığından hem de duygularından onay alması gerekir. Bu da çoğu kişi için oldukça zorlu bir süreçtir. Fakat bir kere gerçekleştiğinde kişinin yaşadığı zorluklara değecektir.


Psk. Dan. Bilgi İnan

Yayınlanma: 26.04.2021 10:32

Son Güncelleme: 30.11.2021 10:16

#psikoloji#psikolojik danışmanlık#pdr#romantik ilişkiler#evlilik#aşk#tutku#ilişki#sevgili#psikolog#psikolojik danışman#danışmanlık
Psikolog

Bilgi

İNAN

Psikolojik Danışman

Travma ve İlişkili Bozukluklar
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Menta AI: 7/24 psikologmerkezi

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Terapiye Nasıl Başlanır? İlk Adımı Atmanın Psikolojisi ve Bilimsel Temelleri

Terapiye başlama düşüncesi çoğu insan için hem umut hem de belirsizlik barındırır. “Nereden başlamalıyım?”, “Doğru terapisti nasıl bulacağım?” veya “Ya konuşacak bir şey bulamazsam?” gibi sorular ilk adımın önündeki görünmez duvarları oluşturur. Oysa psikolojide kabul edilen en önemli ilkelerden biri şudur: Yardım arayışının kendisi, değişimin başlangıcıdır. Carl Rogers’ın (1961) ifadesiyle, “Değişim, kişinin kendini olduğu gibi kabul etmeye başladığı noktada başlar.” Terapiye başlamak tam olarak böyle bir kabulün somutlaşmış hâlidir.Terapiye Başlama İhtiyacı Nasıl Fark Edilir?Çoğu insan terapi ihtiyacını büyük bir krizle fark ettiğini düşünse de, süreç genellikle daha sessiz başlar. Uykusuzluk, iştah değişimleri, sürekli stres, motivasyon kaybı, sosyal geri çekilme, unutkanlık, öfke patlamaları veya duygusal dalgalanmalar… Bunlar zihnin “Yalnız değilsin, destek alabilirsin” diyen işaretleridir.American Psychological Association (2022) verilerine göre terapiye başvuran kişilerin büyük kısmını kaygı, ilişki problemleri, tükenmişlik, dikkat sorunları ve kronik stres yaşamış bireyler oluşturuyor. Baumeister & Leary’nin (1995) “aidiyet ve anlaşılma ihtiyacının temel bir insan motivasyonu olduğu” bulgusu da terapi arayışını güçlendiren psikolojik altyapıyı açıklar.Yani terapiye başlamak için “daha kötü” olmayı beklemek gerekmez. Aksine erken başvuru, duygusal yükü hafifletir ve sürecin etkinliğini artırır.Doğru Terapisti Seçmek: Yöntemden Daha Önemli Bir FaktörTerapide iyileşmenin temel itici gücü kullanılan teknikler değil, terapist ile kurulan bağdır. Bordin (1979), terapötik ittifakı şöyle tanımlar:“İyileştirici olan yöntem değil, o yöntemi taşıyan ilişkidir.”Bu nedenle terapiye başlamadan önce birkaç kritik soruyu sormak önemlidir:Bu terapistin yanında kendimi güvende hissediyor muyum?Yargılanmadan konuşabileceğime inanıyor muyum?Terapötik yaklaşımı (BDT, şema terapi, EMDR vb.) bana uygun mu?Duygusal hızımı gözetebilecek bir uzman mı?Smith & Glass’ın (1977) geniş kapsamlı meta-analizinde, terapinin olumlu sonuçlarının %30’unun terapötik ilişkiye bağlı olduğunun bulunması, bu durumun önemini bilimsel olarak da doğrular.İlk Seans: Ne Söylenir, Ne Olur?Birçok danışan ilk seansa girerken “Ne anlatacağım?” endişesi duyar. Oysa ilk görüşmenin amacı, kişinin hayat hikâyesini mükemmel bir sırayla aktarması değildir; güvenli bir zemin oluşturmaktır.Terapist genellikle şu alanlarda sorular sorar:Terapiye başlama sebebiGüncel belirtilerAile yapısıKişinin ilişki ve bağlanma örüntüleriGünlük yaşam döngüsüTerapi hedefleriLinehan’ın (1993) bu konudaki klasik cümlesi şudur:“Danışanın duyulmuş hissetmesi, terapötik çalışmanın kapısını açar.”Bu yüzden ilk seans bir “tanışma ve güven inşası seansı”dır.Terapiye Hazırlık: Öncesi ve SonrasıTerapiye başlamadan önce kişinin kendini birkaç soru ile yoklaması süreci kolaylaştırır:Bu süreçten ne bekliyorum?Hayatımın hangi alanında değişim istiyorum?Şu an en çok zorlayan duygu ne?Daha önce hangi yöntemleri denedim?Seans sonrası ise şu sorular farkındalığı güçlendirir:Bugün beni en çok ne etkiledi?Ne hissettim?İçimde yeni bir farkındalık oluştu mu?Bu mikro değerlendirmeler, terapinin verimliliğini artırır.Terapiye Başlamayı Zorlaştıran Engeller1. Damgalanma KaygısıBazı kişiler terapiyi “zayıflık göstergesi” olarak görür, oysa bilim bunun tam tersini söyler. Neff (2003), “kendine şefkat geliştiren bireylerin daha sağlıklı psikolojik iyilik hâline sahip olduğunu” belirtir.2. Kontrol Kaybetme KorkusuBazı bireyler duygularını açtığında “kontrolü kaybedeceğini” düşünür. Rogers (1961), terapinin güvenli bir alan yarattığını ve duyguları düzenlediğini vurgular.3. Değişim EndişesiFreud’un “tanıdık acı” kavramı, kişinin bildiği acıyı değiştirmekten daha kolay bulduğunu açıklar. Bu nedenle yeni bir sürece adım atmak zorlayıcı gelebilir.Bilimsel Araştırmalar: Terapi Neden İşe Yarar?Duygu düzenleme gelişir.Gross & Thompson (2007), terapi ile duygu düzenleme becerilerinin belirgin şekilde arttığını gösterir.Bilişsel çarpıtmalar azalır.Beck (1979), kişinin kendi düşünce kalıplarını fark etmesinin duygusal iyileşmeyi tetiklediğini belirtir.Sosyal destek hissi güçlenir.Baumeister & Leary (1995), terapötik ilişkiyi “güvenli bir bağ” olarak tanımlar.Beyin yapısı değişir.Goldapple (2004), bilişsel davranışçı terapinin prefrontal korteks aktivitesini artırdığını göstermiştir.Terapiye Başlamak: Kendine Açılan Yeni Bir KapıTerapiye başlamak aynı zamanda kişinin kendine şefkat göstermeyi öğrenmesidir. Yıllarca güçlü görünmeye çalışıp duygularını bastıran birçok kişi, terapide bu duyguların yumuşak bir yüzeye çıkmasına izin verir. Kişi kırılganlığını artık bir tehdit değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak görmeye başlar. Bu farkındalık bile başlı başına iyileştirici bir deneyimdir.Değişim Aşamaları: İçsel Direncin BilimiTerapiye başlamak, yalnızca bir karar değil; aynı zamanda bir süreçtir. Prochaska & DiClemente’nin (1983) “Değişim Aşamaları Modeli”ne göre bireyler önce farkındalık geliştirir, ardından hazırlık yapar, eyleme geçer ve değişimi sürdürür.Bu modele göre terapiye başlama kararı hem cesaret hem de içsel direncin doğal bir bileşimidir.Kişi bir yandan değişmek isterken, diğer yandan alıştığı davranış kalıplarını bırakmakta zorlanabilir. Terapide bu direnç yargılanmaz; aksine değişimin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Birey kendi hızına saygı duydukça sürdürülebilir bir iyileşme sürecine adım atar.Sonuç: Terapiye Başlamak Bir Cesaret HikâyesidirTerapiye başlamak bir zayıflık değil, kişinin kendine verdiği en büyük değerdir.Bir terapistle kurulan güvenli ilişki sayesinde kişi zihinsel yüklerini paylaşır, duygularını düzenlemeyi öğrenir ve yaşamının kontrolünü yeniden eline alır.Her yolculuk bir adımla başlar.O adımın mükemmel olması gerekmez — önemli olan atılmasıdır.KaynakçaAPA (2022). Mental Health Statistics Report.Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong. Psychological Bulletin.Beck, A. T. (1979). Cognitive Therapy of Depression.Bordin, E. (1979). The generalizability of the working alliance. Psychotherapy.Goldapple, K. et al. (2004). Modulation of emotion circuits in depression by CBT. Archives of General Psychiatry.Linehan, M. (1993). Skills Training Manual for Treating Borderline Personality Disorder.Neff, K. (2003). Self-compassion. Self and Identity.Rogers, C. (1961). On Becoming a Person.Smith, M. L., & Glass, G. V. (1977). Meta-analysis of psychotherapy outcome studies. American Psychologist.
Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil

Söylesem tesiri yok, Sussam gönül razı değil

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil|Şeyda Sultan ZENGİNOrtaokula başlayan kızına güzel bir öğüt vermek isteyen anne, kızını karşısına alır ve der:“Kelimelerini başkalarının canını yakmak, küçük düşürmek, iftira etmek ve yaralamak için kullanma fırsatın olacak. Aynı zamanda kelimelerini başkalarını iyileştirmek, yüreklendirmek, ilham vermek ve sevmek için de kullanma şansın olacak. Bazen yanlış seçim yapacaksın… Kelimelerini özenle kullan Breonna. Diğerleri kelimelerini yanlış kullandıklarında sen sözlerini koru. Her sabah, ağzından hayat veren kelimelerin çıkacağı sözü ver kendine… Nezaketi ve şefkatiyle bilinen biri ol. Hayatını, buna aşırı ihtiyaç duyan bir dünyaya hayat vermek için kullan. İyiliği seçtiğin için asla, ama asla pişmanlık duymayacaksın.”Ne güzel bir öğüt... Kelimeler ki, kimi zaman göklere çıkartır seni, kimi zaman yerle yeksân eder. Atalarımızın dediği gibi; “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı!”İşte bu yüzden kime karşı olursa olsun kullandığımız kelimeler bizim seviyemizi belirler. Kimi zaman da suskunluklarımız seviyemizi belirler. İnsan sadece bilmediğinden susmaz, bildiğinden de susar. Edep bilir susar, saygı bilir susar, hak bilir susar, sevgi bilir susar, hatır bilir susar... Bazen de konuşsa bile birşeyin değişmeyeceğini bilir susar... Ve onların yerine melekler konuşur cevap verir.Rivayet edilir ki; Peygamber Efendimiz (asm) birkaç sahabesi ile birlikte sohbet etmekteydi. Arsız bir adam geldi ve Hazret-i Ebu Bekir’in yüzüne karşı lâf atmaya ve hakaret etmeye başladı. Hazret-i Ebu Bekir başlangıçta çok sabretti, cevap vermedi. Fakat adam susmak bilmeyince Hazret-i Peygamber’in de (asm) yanında bu kadar arsızlığı Hazret-i Ebu Bekir’i kızdırdı. Nihayet sabredemedi ve adamın lâflarını iade etmeye ve adama karşılık vermeye başladı. Peygamber Efendimiz de (asm) kalkıp yürüdü ve onları terk etti.Yanlış yaptığını anlayan Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Peygamberin (asm) ardı sıra koştu ve Peygamber Efendimiz’den (asm) özür diledi.Peygamber Efendimiz (asm): “Sen sabrettiğin sürece bir melek sana duâ ediyor, adama cevap veriyordu. Sen cevap vermeye başlayınca melek gitti şeytan geldi. Ben şeytanın bulunduğu mecliste bulunmam.” buyurdu.Buradaki ölçüt, şu âyetin ölçütüyle aynı olsa gerek: “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan Sûresi, 72.)Konuşmak ise, uygun muhatabına ve yerli yerinde yapılmalı.. İşte imtihan da burada. İnsan nefsine söz geçirebilse zaten uygun yerde susacak, uygun yerde konuşacak. Peki hangisi daha çok pişmanlık getiriyor, susman gereken yerde konuşman mı, konuşman gereken yerde susman mı?Bazı güzel sözlere bakalım:• Lâ Edri - Sustuğun hiçbir cümleden, konuştuğun kadar pişman olmazsın.• Mehmet Âkif - Konuşmak bir mana ise, susmak binbir mana. Herkes konuşmasına konuşur, lâkin sükût yürekli olana!.”• Lokman - Söz gümüş ise sükût altındır.• Calvin Coleridge - Söylemediğim şeylerin hiçbiri, bana zarar vermedi.• Confucius - Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.• Confucius - Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan ise çok sık pişman olunur.• Mevlânâ - Kargalar ötmeye başlayınca, bülbüller susar.• Goethe - Konuşmak ihtiyaç olabilir, ama susmak bir sanat’tır.• Hz. Ömer - Esenlik ve huzur on kısımsa, dokuzu susmaktır.• Özdemir Asaf - Konuşmak küçülür, küçülürse adı değişir susmak olur. Ağlamak büyür, büyürse adı değişir susmak olur...• Fuzuli - Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.Evet söylenince tesir olmayacaksa, nefse inat susmak gerekir. Maharet de burada işte. Gönül ehli olmak kolay değil. Bırakın kalp kırmak konuşanlara münhasır olsun, biz gönül ehli olalım...
Romantizmin Sonu mu? Uzun Süreli İlişkilerde Heyecanı Korumak İçin 7 Kritik Adım!

Romantizmin Sonu mu? Uzun Süreli İlişkilerde Heyecanı Korumak İçin 7 Kritik Adım!

Bir zamanlar tutkulu başlayan bir ilişkinin zamanla monotonlaştığını hissetmek birçok çiftin yaşadığı ortak bir deneyimdir. Peki, aşkın ilk günlerindeki heyecan gerçekten kaybolmak zorunda mı, yoksa onu yeniden canlandırmak mümkün mü? Uzun süreli ilişkilerde romantizmi canlı tutmanın yollarını keşfetmek için işte 7 kritik adım ve güncel diziler ile çeşitlendirilmiş örnekleri !1. Yenilikçi Olun ve Rutinleri Kırın : İlişkilerde monotonluk en büyük heyecan öldürücülerden biridir. Günlük rutinler, sürekli aynı aktiviteleri yapmak ve tahmin edilebilirlik, ilişkide duygusal bir durgunluğa yol açabilir. Bunun önüne geçmek için ilişki içerisinde yeni deneyimler keşfetmeye uygun bir alan oluşturmak kıymetlidir. Hiç gitmediğiniz bir yere seyahat edin, birlikte yeni lezzetler deneyin, farklı hobiler edinin veya sıradan bir akşamı beklenmedik bir sürprizle özel hale getirin. Yeni ve heyecan verici aktiviteler çiftler arasındaki bağı güçlendirmektedir. Örneğin, Emily in Paris dizisinde Emily ve Gabriel'in rutinlerinden sıyrılarak Paris'te spontane keşifler yapmaları, ilişkilerinde heyecanı artıran bir faktör olarak gösterilebilir.2. Fiziksel Teması İhmal Etmeyin : Romantizmin azalmasının en önemli nedenlerinden biri de ilişki içerisinde fiziksel temasın azalması durumudur. El ele tutuşmak, sarılmak,küçük dokunuşlar ve göz teması, partnerinizle olan bağınızı güçlendirir. Oksitosin hormonu fiziksel temas ile salgılandığı için yakın ilişkilerin heyecanını kaybetmemesi için fiziksel temas önemli bir kriterdir. Örneğin, Bridgerton dizisinde Daphne ve Simon'un dokunsal yakınlığı, aralarındaki tutkunun ve romantizmin güçlenmesine katkı sağlar.3. Kaliteli Zaman Geçirin :Birlikte geçirilen zamanın kalitesi, miktarından daha önemlidir. Telefonlarınızı bir kenara bırakın, televizyonu kapatın ve gerçekten birbirinize odaklanın, çünkü romantizmin azalma nedenlerinden biri ise geçirline zamanın kalitesini kaybetmesidir. Fiziksel olan aynı alanda olsak bile ruhsal olarak birbirimizden kopuk olduğumuz anlar ilişkilerin en büyük katilidir. John Gottman’ın çalışmalarına göre, çiftlerin düzenli olarak derinlemesine sohbetler yapması, birbiriyle zaman geçirmesi asıl olarak birbirlerini hayatlarına dahil etmesi uzun vadede ilişkileri güçlendirmektedir. This Is Us dizisinde de Jack ve Rebecca'nın birlikte kaliteli zaman geçirmeye verdiği önemle ilişkilerindeki derinliği korumalarına yardımcı olduğu görülmektedir.4. Duygusal Bağınızı Güçlendirin :Romantizmin kaybolmasının temel sebeplerinden biri, çiftlerin birbirlerine duygusal olarak uzaklaşmasıdır. Partnerinizin hislerine ve düşüncelerine gerçekten ilgi gösteriyor musunuz, onu gerçekten samimi şekilde dinliyor musunuz yoksa alışkanlık haline gelmiş bir ilişki içinde mi yaşıyorsunuz gibi mi hissediyorsunuz ?Modern Love dizisinde farklı bölümlerde işlenen derin duygusal bağlar, romantik ilişkilerin temel taşlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Derin duygusal bağın oluşması için partnerlerin birbirini aktif şekilde dinlemesi, bir önceki madde de bahsettiğim gibi hayatlarına dahil etmesi gerekmektedir.5. Küçük Jestlerle Büyük Etkiler Yaratın :Romantizmi canlı tutmanın en güzel yollarından biri, küçük ama anlamlı jestler yapmaktır. Sevgi gösterisi için pahalı, uzun uğraşlar sonucu oluşturulan, fazlasıyla planlı davranışlar kadar sabah kahvesini/çayını hazırlamak, küçük notlar bırakmak, beklenmedik bir şekilde sevdiğiniz bir şeyi paylaşmak gibi basit ama etkili davranışlar da ilişkinize sevgi ve şefkat katacak ve mutluluğunuzu arttıracaktır. Örneğin, How I Met Your Mother dizisinde Marshall'ın Lily'ye sürekli küçük jestlerle sevgisini göstermesi, ilişkilerinde romantizmin korunmasına yardımcı olur.6. Birbirinizin Bireysel Alanına Saygı Gösterin : Her ilişki iki bireyin birlikteliği üzerine kurulur. Ancak bazı çiftler zamanla birbirine fazla bağımlı hale gelebilir ve bu durum ilişkiyi boğucu bir hale getirebilir. Partnerinizin bireysel alanına ve ilgi alanlarına saygı göstermek, onun kişisel gelişimine destek olmak ilişkinizi daha sağlıklı bir seviyeye taşıyacaktır. Sağlıklı şekilde biz olmayı başarabilmek için öncelikle sağlıklı bir bene sahip olmamız gerektiği unutulmamalıdır.Yine bir dizi üzerinden örneklendirmek gerekirseThe Marvelous Mrs. Maisel dizisinde Midge'in kendi kariyerine odaklanması, kişisel alanın bir ilişkide nasıl önemli olduğunu gösteren güzel bir örnektir.7. Ortak Hedefler Belirleyin :İlişkilerde heyecanın kaybolmasının bir diğer sebebi, çiftlerin zamanla ortak bir amaç etrafında birleşememesidir. Gelecek planlarınız var mı? Beraber bir hedefe yönelmek, sizi bir ekip olarak daha güçlü kılar. Uzun vadeli ortak hedefler belirleyen çiftlerin, ilişkilerinde daha fazla tatmin yaşadığı araştırmalarla kanıtlanmıştır. Örneğin, Parks and Recreation dizisinde Leslie ve Ben’in ortak projeler ve hedefler doğrultusunda birlikte çalışmaları, ilişkilerini güçlü tutmalarına yardımcı olur.Sonuç: Romantizm Yeniden Canlandırılabilir mi?Evet, romantizm kaybolmak zorunda değil! Ancak onu canlı tutmak için çaba göstermek gerekiyor. Uzun süreli bir ilişkiyi yürütmek, tıpkı bir bahçeye bakmak gibidir. Sulamazsanız, ilgilenmezseniz solmaya başlar. Ancak doğru adımları atarak, heyecanı ve sevgiyi her zaman canlı tutabilirsiniz.Partnerinizle ilişkinize dışarıdan bir gözle bakarak, bu 7 adımı uygulamaya başlamak için bugün güzel bir fırsat olabilir. Unutmayın, romantizm sadece büyük jestlerden değil, günlük hayatta gösterilen küçük ama anlamlı çabalardan beslenir!Sizler de ilişkinizi canlı tutmakla ilgili zorlandığınızı ya da ilişkinizin monotonlaşmaya başladığını düşünüyor ve bu konuda profesyonel bir destek almayı düşünüyorsanız bana ulaşabilirsiniz. Randevu takviminden istediğiniz zaman seans alabilir ya da soru sorabilirsiniz.Sevgilerle,UZMAN PSİKOLOG VE AİLE DANIŞMANI FATMA İZEL ŞAHİN KAYAKaynakça:Aron, A., Norman, C. C., Aron, E. N., & McKenna, C. (2000). "Couples' shared participation in novel and arousing activities and experienced relationship quality." Journal of Personality and Social Psychology.Feldman, R., et al. (2014). "The Role of Oxytocin in Romantic Relationships." Journal of Social Neuroscience.Gottman, J. (1999). "The Seven Principles for Making Marriage Work." Harmony Books.Reis, H. T., & Aron, A. (2008). "Love and intimacy: Their role in close relationships." Handbook of Relationship Science.Bu yazıda yapay zeka desteği kullanılmıştır.