İçeriğe geç

Yeme Bozukluğu Nedir ?

Yemek yemek doğduğumuz andan itibaren yaptığımız en temel ve birincil davranıştır. Bu davranışı hayatta kalma iç güdüsüyle yaparız. Bebeklik ve çocuklukta yaşanılan beslenme problemleri büyüdükçe farklı boyutlara gelebilir ve kişiden kişiye değişerek hayatının büyük bir bölümünü ve kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığını etkileyebilir. Yeme bozukluklarının en ortak noktası duygusal problemler ve düşük benlik saygısı ile ilişkili olmasıdır. Birçok kişi bilinçsizce yeme davranışıyla duygusal problemlerini ve iç çatışmalarını çözmeye çalışır. Kişi günlük yaşamını yemek yeme davranışına göre şekillendirmeye başlarYeme bozuklukları yemek yeme dürtüsü ile ilgilidir. Kilo, vücut şekli gibi beden algısı bozukluklarıyla beraber bireylerin kendileriyle ilgili olumsuz düşünceler geliştirmesidir. DSM - 5 yeme bozukluklarını birçok farklı başlığa ayırmıştır. Bu yazımda sizlere en çok karşılaşılan yeme bozukluğu türlerinden bahsedeceğim.


Pika; besleyici değeri olmayan, besin olmayan maddeleri yeme dürtüsü olarak tanımlanmıştır. Kişiler toprak, kil, kum, plastik, boya, iplik gibi maddeleri tüketebilirler. Otizm, zeka geriliği gibi bazı gelişim anormalliği olan kişilerde görülebildiği gibi şizofreni gibi psikiyatrik hastalarda da görülebilir. Bunun dışında zaman zaman bazı vitamin ve mineral eksikliği olan kişilerde de görülebilir. Özellikle bu kişilere bakıldığında demir ve çinko eksikliği görülebilir. Pika sendromu tıbbi açıdan da oldukça tehlikeli bir bozukluktur. Besin olmayan maddeler tüketildiği için mideye veya vücuda zarar verebilir, bireyi zehirleyebilir. Bu sebeple besin olmayan maddeleri tüketen kişiler mutlaka tıbbi yardım almalıdır.

 

Anoreksia Nervosa; DSM - 5’e göre kilo almaktan ya da şişmanlamaktan çok korkma ya da belirgin biçimde düşük vücut ağırlığında olmasına karşın kilo almayı güçleştiren sürekli davranışlarda bulunma olarak tanımlanır. Kişinin vücut ağırlığını ya da biçimini nasıl algıladığıyla ilgili bir bozukluk vardır, kişi, kendini değerlendirirken vücut ağırlığı ve biçimine yersiz bir önem yükler ya da o sıradaki düşük vücut ağırlığının önemini hiçbir zaman kavrayamaz. Anoreksiyayı blumiadan ayıran en önemli özellik kişinin dış görünüşüdür. Boy kilo oranlandığında kişinin oldukça zayıf olması gerekir (örneğin 165 boyundaki bir kişinin 30 kilo olması). Kişi olması gerekenden çok daha az besin alır. Besin alımını kısıtlar. Kişinin beden algısı o kadar bozulmuştur ki ne kadar zayıf olursa olsun aynaya baktığında kendini hala kilolu görür. Besin alımını kısıtlamış olmasına rağmen çok fazla spor yapar. Kendini hasta olarak tanımlamaz bu sebeple de tedaviyi reddeder. Tüm bunlardan dolayı eğer tedavi edilmezse anoreksiya nervosanın ölüm riski vardır. Kişi bir zaman sonra kalp atışında yavaşlama, kemik yoğunluğunda azalma, deri kuruması, tırnakların kırılması, kansızlık, hormon bozuklukları ve kadınlarda adet düzensizliği hatta adet görmeme, ileri boyutlarında ise kemik erimesi, böbrek problemleri kalp rahatsızlıkları, organ yetmezliği gibi belirtiler yaşamaya başlar. Bunun dışında kişide davranışsal olarak sinirlilik, başkasının yanında yemek yememe, sürekli yiyecek düşünme, sürekli kalori hesaplama, sürekli tartılmak, zayıflığı gizlemek için aşırı bol giyinmek, başkaları için yemek hazırlama gibi belirtiler gösterebilir. Genelde kadınlarda görülür. 


Blumia Nervosa; DSM - 5 ‘e göre kişide aynı zaman diliminde ve benzer koşullarda çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği belirli bir zaman diliminde (örn. herhangi bir 2 saat içinde) yeme ve bu epizod sırasında yeme kontrolünün kalktığı duyumunun olması (yemeyi durduramayacağı ya da ne yediğini, ne kadar yediğini kontrol edememe duygusu) şeklinde tanımlanabilir. Kişi bu atakları yaşadıktan sonra kilo almaktan sakınmak için, kendisinin zorladığı kusma, hiç yemek yememe ya da aşırı egzersiz yapma müshil, kilo vermeye yardımcı çayların çok fazla miktarda kullanılması, çok fazla miktarda egzersiz yapma vs gibi uygunsuz dengeleyici davranışlarda tekrar tekrar bulunma gibi davranışlar gösterir. Kişi dış görünüş olarak zayıf olmayabilir hatta genelde hafif kiloludur. Bu davranışların blumia nervosa olarak tanımlanabilmesi için kişide en az üç ay boyunca en az haftada bir kez gözlenlenmiş olması gerekmektedir. Genelde geç ergenlik veya erken yetişkinlik dönemindeki kadınlarda görülür. 


Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu (Binge Eating); DSM - 5’e göre aşırı yemenin tıkanırcasına yeme nöbeti olarak değerlendirilebilmesi için yemeyi durduramama veya erteleyememe olarak tanımlanan 'kontrol kaybı' duygusunun olması gerekmektedir. Tıkanırcasına Yeme Bozukluğuna sahip kişiler nöbet sonrasında kendinden tiksinme, mutsuzluk ve suçluluk duygusu yaşarlar. Genelde bu durumdan utanç duyarlar ve bu yüzden yemek yerken yalnız olmayı yeğlerler. Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu olabilmesi için atak sırasında min 3000 kalori almaları gerekir. Kişi fiziksel olarak hafif ve üzeri kiloludur. Bireyler atak sonrası telafi etmek için kusma, egzersiz, müshil gibi davranışlar göstermez ancak kilosundan şikayetçidir. Kişiler fiziksel açlık göstermeden yeme davranışında bulunurlar. Tıkanırcasına yeme bozukluğu tanısı alınabilmesi için en az üç ay boyunca haftada en az bir kez bu davranışlar gözlemlenmelidir. 


Yeme bozukluğu tedavisinde terapi oldukça önemli bir yer kaplamaktadır. Bireylerde büyük ölçüde bir beden algısı bozukluğu gözlemlenir. Düşünceler de hatalıdır. Terapi yardımıyla bu beden algısı bozukluğu ve düşünce hatalarını düzeltilebilir. Bunun yanında yeme bozuklukları genelde yanında anksiyete ve depresyonu da getirir. Terapi bu komorbidite hastalıkların tedavisine yardımcı olur. Bazı bireylerde ilaç tedavisi de istenebilir. Bilişsel davranışçı terapi yeme bozukluklarına en çok yardımcı olan terapi yöntemlerinden birisidir. Yeme bozukluğunun sebep olduğu düşünce karmaşalarıyla ve stres ve duygusal durumlarla baş etme stratejilerini öğretir. Anoreksiya Nervosa veya pike sendromu fiziksel olarak kişiye zarar verdiği için genelde tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyulabilir. Ayrıca yeni yeme düzeni alışkanlıkları ve uygun yemek programı için bir beslenme uzmanında yardım alınması bireyler için çok yardımcı olacaktır. 


Yukarıda bahsettiğim belirtilerden bazılarını gösteriyorsanız mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından yardım almalısınız. Yeme bozuklukları hayat standartlarınızı düşürecektir. Tüm bunlarla tek başınıza baş etmek sizi oldukça zorlayacaktır. Unutmayın, hiçbir ruh sağlığı uzmanı sizi düşünceleriniz, davranışlarınız veya duygularınızdan dolayı yargılamaz. Kendinize verebileceğiniz en büyük hediye olan bu yardımı almaya ihtiyacınız varsa mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

Psikolojik Danışman

Belciz Keski

Yayınlanma: 20.07.2023 21:22

Son Güncelleme: 20.07.2023 21:22

#yeme bozukluğu#anoreksiya#blumia#tıkanırcasına yeme#yeme bozukluğu nedir#binge eating#anksiyete#kilo #depresyon
Psikolog

Belciz

KESKİ

Psikolojik Danışman

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
 Görünmez Düşman: Depresyonun Derinliklerine Bir Bakış

Görünmez Düşman: Depresyonun Derinliklerine Bir Bakış

Depresyon, modern yaşamın stresi ve zorlukları altında giderek artan bir zihinsel sağlık sorunudur. Her yaştan insanı etkileyebilen bu durum, kişinin ruh halini, düşüncelerini ve davranışlarını derinden etkileyebilir. Bu yazıda, depresyonun ne olduğunu, belirtilerini, nedenlerini, türlerini, yaygınlığını, etkilerini, tedavi seçeneklerini ve başa çıkma stratejilerini ayrıntılı bir şekilde ele alacağız.Depresyonun Tanımı ve Kapsamı:Depresyon, sürekli bir hüzün, umutsuzluk ve ilgi kaybı durumudur. Bu durum, kişinin günlük işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırabilir ve yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Depresyon, klinik olarak tanımlanmış bir hastalık olarak kabul edilir ve DSM-5 (Duygudurum Bozuklukları Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) tarafından belirlenen kriterlere göre teşhis edilir.Belirtiler ve Sınıflandırma:Depresyonun belirtileri genellikle şunları içerir: sürekli üzüntü, ilgi kaybı, enerji kaybı, uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, konsantrasyon güçlüğü, değersizlik hissi, suçluluk duyguları ve ölüm veya intihar düşünceleri. Depresyon farklı tiplerde olabilir, bunlar arasında majör depresif bozukluk, distimi, bipolar bozukluk ve mevsimsel duygudurum bozukluğu bulunur.Nedenler ve Risk Faktörleri:Depresyonun nedenleri karmaşıktır ve tam olarak belirlenmemiştir. Genetik yatkınlık, biyolojik faktörler, kimyasal dengesizlikler, çevresel stresörler, travmatik yaşam olayları, ilişki sorunları, maddi zorluklar ve sosyal izolasyon gibi faktörler depresyon riskini artırabilir.Yaygınlık ve Etkiler:Depresyon, dünya genelinde yaygın bir sorundur ve her yaşta insanı etkileyebilir. Depresyon, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler, işlevsellik kaybına neden olabilir, ilişkileri olumsuz etkileyebilir ve intihar riskini artırabilir. Ayrıca, depresyonun ekonomik maliyeti de oldukça yüksektir.Tedavi Seçenekleri:Depresyon tedavisi, bireye özgü bir yaklaşım gerektirir. İlaç tedavisi (antidepresanlar), psikoterapi (kognitif davranışçı terapi, konuşma terapisi), destek grupları, egzersiz, beslenme düzeni değişiklikleri ve alternatif tedavi yöntemleri depresyonun tedavisinde kullanılır. Tedaviye erken başlamak ve düzenli olarak devam etmek önemlidir.Başa Çıkma Stratejileri:Depresyonla başa çıkmak için birçok strateji vardır. Bunlar arasında sosyal destek almak, stres yönetimi tekniklerini uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları geliştirmek, hobilerle uğraşmak, pozitif düşünme becerilerini geliştirmek ve profesyonel yardım almak yer alır.Sonuç:Depresyon, karmaşık bir zihinsel sağlık sorunudur ve ciddiye alınması ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Her ne kadar depresyonla yaşamak zorlu bir deneyim olsa da, doğru destek ve tedavi ile birlikte, depresyonla başa çıkmak mümkündür. Unutmayın, depresyon tedavisi mümkündür ve herkes sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.TEDAVİSİİlaç Tedavisi:İlaç tedavisi, depresyonun semptomlarını hafifletmek için sıklıkla kullanılan bir tedavi yöntemidir. Antidepresan ilaçlar, beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzeltmeye yardımcı olabilir ve depresyon belirtilerini azaltabilir. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar), serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI'lar) ve trisiklik antidepresanlar gibi farklı ilaç sınıfları depresyon tedavisinde kullanılabilir.Psikoterapi:Psikoterapi, depresyonun nedenlerini anlamak, duyguları yönetmek ve olumlu davranışları teşvik etmek için kullanılan bir terapi türüdür. Kognitif davranışçı terapi (KDT), duygudurum terapisi, psikanaliz ve davranış terapisi gibi farklı terapi yöntemleri depresyon tedavisinde etkili olabilir. Psikoterapi, bireyin zihinsel sağlığını güçlendirmeye ve olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye yardımcı olabilir.Egzersiz:Egzersiz, depresyonun semptomlarını hafifletmek ve ruh halini iyileştirmek için etkili bir destekleyici tedavi yöntemidir. Düzenli egzersiz yapmak, endorfin seviyelerini artırabilir, stresi azaltabilir, uyku kalitesini iyileştirebilir ve genel ruh halini yükseltebilir. Aerobik egzersiz, yürüyüş, koşu, yüzme ve yoga gibi aktiviteler depresyonla mücadelede faydalı olabilir.Beslenme Düzeni Değişiklikleri:Beslenme düzeninde yapılan değişiklikler, depresyonun semptomlarını hafifletmeye ve zihinsel sağlığı desteklemeye yardımcı olabilir. Daha dengeli bir diyet benimsemek, omega-3 yağ asitleri, folik asit, magnezyum ve B vitaminleri gibi besin maddelerini içeren gıdaları tüketmek, depresyon belirtilerini azaltabilir. Ayrıca, alkol ve kafein gibi uyarıcı maddelerin tüketimini sınırlamak da önemlidir.Alternatif Tedavi Yöntemleri:Alternatif tedavi yöntemleri, depresyonun semptomlarını hafifletmek için kullanılabilecek çeşitli doğal ve tamamlayıcı yaklaşımları içerir. Meditasyon, akupunktur, masaj terapisi, aromaterapi, bitkisel takviyeler ve sanat terapisi gibi yöntemler, depresyonla mücadelede destekleyici olabilir. Ancak, bu tür tedavilerin etkinliği ve güvenliği konusunda daha fazla araştırma gereklidir.Sonuç:Depresyon, karmaşık bir zihinsel sağlık sorunudur ve tedavi edilmesi önemlidir. İlaç tedavisi, psikoterapi, egzersiz, beslenme düzeni değişiklikleri ve alternatif tedavi yöntemleri gibi farklı yaklaşımların kombinasyonu, depresyonun semptomlarını hafifletmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için etkili olabilir. Ancak, her bireyin tedaviye yanıtı farklıdır ve en uygun tedavi seçeneklerini belirlemek için bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.Bu yazı, depresyonun tedavisi hakkında kapsamlı bir bilgi sunmayı amaçlamaktadır. Ancak, bu yazı yalnızca bilgilendirme amacı taşır ve profesyonel tıbbi tavsiye yerine geçmez. Depresyon belirtileri yaşayan herkesin bir sağlık uzmanına danışması önemlidir.KİTAP ÖNERİLERİ"The Noonday Demon: An Atlas of Depression" - Andrew Solomon: Bu kitap, yazarın kendi depresyon deneyiminden yola çıkarak depresyonun tarihsel, kültürel ve kişisel yönlerini inceliyor. Ayrıca, depresyonun etkileri, tedavisi ve toplumsal algısı üzerine derinlemesine bir analiz sunuyor."Feeling Good: The New Mood Therapy" - David D. Burns: Dr. David D. Burns, kognitif davranışçı terapiyi temel alan bu kitapta, depresyonla mücadelede etkili yöntemler sunuyor. Okuyuculara, olumsuz düşünce kalıplarını tanıma, değiştirme ve yaşam kalitesini artırma konularında pratik bilgiler ve egzersizler sağlıyor."The Mindful Way Through Depression: Freeing Yourself from Chronic Unhappiness" - Mark Williams, John Teasdale, Zindel Segal, Jon Kabat-Zinn: Bu kitap, mindfulness (bilinçli farkındalık) pratiklerini kullanarak depresyonla başa çıkma üzerine odaklanıyor. Yazarlar, okuyuculara mindfulness tekniklerini kullanarak duygusal dengeyi sağlama ve yaşamda daha fazla memnuniyet ve huzur bulma konusunda rehberlik ediyor."Lost Connections: Uncovering the Real Causes of Depression – and the Unexpected Solutions" - Johann Hari: Bu kitap, depresyonun arkasındaki gerçek nedenleri ve etkenleri ortaya koymak için kapsamlı bir araştırmaya dayanıyor. Yazar, modern yaşamın depresyon üzerindeki etkilerini ve toplumsal çözümleri tartışıyor."Reasons to Stay Alive" - Matt Haig: Matt Haig, kendi depresyon deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı bu kitapta, depresyonla mücadele sürecinde yaşadığı zorlukları ve umudu anlatıyor. İçten ve samimi bir dille yazılmış olan kitap, depresyonla mücadele eden herkes için ilham verici bir kaynak olabilir.Bu kitaplar, depresyonla ilgili farklı perspektiflerden bakmayı sağlayacak ve okuyuculara hem bilgi hem de ilham verecektir.
Eray ARSLAN 18.04.2024
Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Her yıl 30 Mart, dünya genelinde Bipolar Bozukluk Farkındalık Günü olarak anılır. Bu özel günün tarihi, yalnızca bipolar bozukluğa dikkat çekmek için değil, aynı zamanda bu hastalıkla yaşamış ve sanat dünyasında çığır açmış bir isme ithafen seçilmiştir: Vincent van Gogh. 19. yüzyılın en önemli ressamlarından biri olan Van Gogh, yaşadığı duygu durum dalgalanmalarına rağmen (veya belki de bu dalgalanmalar sayesinde) ardında yüzlerce eser bırakmış, renkleriyle, çizgileriyle ve tutkusu ile adeta ruhunun iç dünyasını tuvale aktarmıştır.Peki, böylesine yaratıcı bir dehanın da etkisi altında kaldığı bipolar bozukluk nedir? Gelin, bu psikolojik rahatsızlığı daha yakından tanıyalım.Bipolar Bozukluk Nedir?Bipolar bozukluk, bir duygu durum bozukluğudur. Eski adıyla “manik depresif hastalık” olarak da bilinen bu durum, bireyin ruh halinin normalden çok daha fazla dalgalanmasına neden olur. Yani kişi yalnızca üzgün ya da mutlu hissetmekle kalmaz; zaman zaman taşkın bir neşeyle (manik dönem), zaman zaman ise derin bir karamsarlıkla (depresif dönem) mücadele eder.Bu ataklar bazen aylarca sürebileceği gibi, bazı bireylerde bir gün içinde bile değişkenlik gösterebilir. Atakların ne zaman geleceği ya da ne kadar süreceği kişiden kişiye farklılık gösterir, bu da hastalığın öngörülemez ve zorlayıcı yönlerinden biridir.Manik Dönem: Enerjinin TaşmasıBipolar bozukluğun en çarpıcı belirtileri, çoğu zaman manik dönemde ortaya çıkar. Bu dönem, bireyin normalden çok daha enerjik, coşkulu ve hatta taşkın bir hale bürünmesiyle karakterizedir.Manik dönemde görülebilecek belirtiler şunlardır:Aşırı neşe, özgüven ve taşkınlıkUyku ihtiyacının azalması (örneğin 2-3 saat uyuyarak yetinme)Hızlı ve durmaksızın konuşmaDüşüncelerin hızla akması (zihinsel taşkınlık)Riskli davranışlar (düşünmeden para harcama, hızlı araba kullanma, dürtüsel ilişkiler)Kolay öfkelenme ve tahammülsüzlükGerçeklikten kopma (ağır vakalarda psikotik belirtiler)Bu dönem bazı kişiler için yaratıcılığın doruk noktası olabilir. Van Gogh gibi birçok sanatçının, edebiyatçının ve bilim insanının bu tür ataklar sırasında önemli eserler verdiği düşünülmektedir. Ancak bu taşkınlık hali sürekli değildir; çoğu zaman bu yüksek enerjili dönem, yerini derin bir çöküşe bırakır.Depresyon Dönemi: Sessiz Bir ÇöküşManik dönemin ardından ya da bazen bağımsız olarak gelen depresif dönem, bireyin enerjisinin tükenmiş, umutlarının sönmüş ve hayatla bağlarının zayıflamış olduğu bir evredir.Depresif dönemde görülebilecek belirtiler:Sürekli üzgün, umutsuz ya da boşlukta hissetmeGünlük aktivitelerden zevk alamamaUykusuzluk ya da aşırı uyumaYorgunluk, halsizlik, motivasyon kaybıDeğersizlik, suçluluk ve kendine yönelik eleştirilerİntihar düşünceleri ya da girişimleriBu dönem, kişinin hem kendi hayatını hem de çevresindeki ilişkilerini ciddi şekilde etkileyebilir. İş kaybı, sosyal izolasyon ve aile içi çatışmalar gibi ikincil sorunlar da depresyonun etkisiyle daha da derinleşebilir.Bipolar Bozuklukla Yaşamak Mümkün mü?Evet, bipolar bozukluk ömür boyu süren bir hastalık olabilir. Ancak bu durum kişinin sağlıklı, üretken ve tatmin edici bir yaşam süremeyeceği anlamına gelmez. Doğru tanı, etkili bir tedavi planı, düzenli takip ve bireyin kendini tanıması ile atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.Tedavi yaklaşımları:İlaç tedavisi: Duygu durum düzenleyiciler, antidepresanlar ya da antipsikotikler gibi ilaçlarPsikoterapi: Bireysel terapi, aile terapisi ya da grup terapileriYaşam tarzı düzenlemeleri: Uyku düzeni, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, alkol ve madde kullanımından kaçınmaSosyal destek: Aile, arkadaşlar ve destek gruplarıyla kurulan güçlü bağlarAyrıca bireyin, hastalığını kabullenmesi, tetikleyici durumları tanıması ve atak belirtilerini erkenden fark edebilmesi, bu süreçte oldukça önemlidir.Toplumsal Etiketleme ve DamgalanmaNe yazık ki bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıklar, toplumda hâlâ önyargı ve damgalanma ile karşılaşabiliyor. Oysa psikolojik rahatsızlıklar, tıpkı diyabet ya da tansiyon gibi tedavi edilebilir ve yönetilebilir sağlık sorunlarıdır.Bireyler, sadece bu hastalığa sahip oldukları için dışlanmamalı, küçümsenmemeli ya da işe alınmaktan mahrum bırakılmamalıdır. Toplumsal farkındalık arttıkça, hem hastaların yaşam kalitesi artacak hem de toplum daha şefkatli ve kapsayıcı hale gelecektir.Son Söz: Anlamak ve Yanında DurmakUnutmayalım ki, hiç kimse bir ruhsal rahatsızlıkla doğmayı ya da yaşamayı seçmez. Ancak bazı insanlar, hayat yolculuklarında bipolar bozukluk gibi karmaşık bir duygu durum hastalığı ile mücadele etmek zorunda kalabilirler. Onların bu mücadelesi, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir; kimi zaman zihinsel bir fırtınayla, kimi zaman içsel bir sessizlikle, kimi zaman da her ikisinin arasında savruldukları bir belirsizlikle geçer.Bipolar bozukluk, sadece kişinin psikolojik sağlığını değil; ilişkilerini, iş yaşamını, sosyal çevresini ve hayata dair umutlarını da etkileyebilir. Ancak bu, o kişilerin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bu hastalıkla yaşamaya devam eden bireyler çoğu zaman inanılmaz bir içsel güç ve direnç geliştirirler. Yaşadıkları her iniş ve çıkış, duygularının derinliği kadar yaşama tutunma çabalarının da bir göstergesidir.Bizler, bu insanlara yardımcı olabilmek için illa ki psikolog ya da doktor olmak zorunda değiliz. Empati kurmak, yargılamamak, onları oldukları gibi kabul etmek bile başlı başına iyileştirici bir adımdır. "Yanındayım" demek bazen ilaçtan daha etkili bir destek olabilir. Onların yaşadığı her duygu geçişini anlamak zorunda değiliz, ama saygı göstermek bizim elimizdedir.Toplum olarak yapmamız gereken en önemli şeylerden biri de, ruhsal hastalıkları damgalamaktan vazgeçmek ve bu bireylerin yalnız olmadığını hissettirmektir. Çünkü her birey sevgiye, anlayışa ve desteğe layıktır — ruhsal durumu ne olursa olsun. Ayrıca unutmayalım ki; bipolar bozukluğa sahip insanlar sadece “hasta” değil, aynı zamanda sanatçı, öğretmen, mühendis, ebeveyn, dost ya da komşudur. Onlar da hayatın tam içindedir ve üretmeye, sevmeye, katkı sunmaya devam ederler.Vincent van Gogh gibi insanlar bize sadece renkleri, ışığı ve sanatı öğretmekle kalmaz; aynı zamanda insan zihninin ne kadar karmaşık ama bir o kadar da etkileyici bir yapı olduğunu da gösterir. Belki de onun fırçasından dökülen o eşsiz resimlerin ardında, sadece sanat değil, bir çığlık, bir içsel yolculuk, bir anlam arayışı vardır.Bugün, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle, sadece bir hastalığı tanımakla kalmayalım — aynı zamanda bu hastalıkla yaşayan insanların yanında durmayı da kendimize sorumluluk bilelim. Anlamaya çalışalım, kabullenelim ve en önemlisi: unutmayalım, yalnız değiller.Çünkü gerçek iyileşme, bazen bir teşhisle değil, bir “Ben seni görüyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum” cümlesiyle başlar.🎗️ 30 Mart Dünya Bipolar Günü'nde, gelin hep birlikte daha fazla bilinçlenelim, anlayalım ve destek olalım.
Nuray ER 09.10.2025
Panik Atağın Etkileri

Panik Atağın Etkileri

Panik atak vücutta şiddetli fiziksel belirtiler oluşturmasına rağmen -hızlı kalp atışları gibi- fiziksel bir soruna neden olduğuna dair bir bilgiye literatürde rastlanmamaktadır. Panik nöbet nedeniyle ölmüş ya da panik bozukluk stresi nedeniyle intihar etmiş bir kişiye dair de hiçbir kayıt yoktur. Panik ataklı bireyler sağlık endişesine sahip olurlar ve çoğu zaman bu endişe insanları fiziksel olarak oldukça sağlıklı yapabilen durumdur. Ayrıca birçok panik ataklı birey; panik nöbet geçirme korkusuyla sigarayı, alkolü, tuzu, şekeri kestiğinden ve sık sık sağlık kontrolleri yaptırdıklarından oldukça sağlıklı, uzun bir ömür yaşama şansına sahip olabilirler. Ancak panik atağın psiko sosyal zararı büyüktür.Panik bozukluk, kişinin psikolojik kurgusuna yerleşmeye başladığı andan itibaren birçok davranış ve tutumu etkiler. Birçok kişi panik atak geçirdikten sonra kendini eskisi kadar iradeli ve güçlü hissetmediğini söyler. Bu kişilerde, artan korkular ve öfkeye karşı zayıflık nedeniyle çabuk kaçınma, hızlı tepki gösterme sonra da kendini suçlama ya da pişmanlık gibi davranış ve düşünce dizinleri ortaya çıkabilir. Bu değişiklikler kişilerin özellikle yakınları ile ilişkisine olumsuz yansır. Kaçınmalar gelişmeye başladığı zaman ise kişinin hayat alanı daralır, genel işlevselliği bozulur ve kendine güveni azalır. Gelişen fobileri nedeniyle -örneğin: taşıt fobisi, topluluk önünde konuşma fobisi, uçak fobisi gibi- kişinin iş performansı olumsuz etkilenmeye başlar. Panik atak kalıcılaştıkça kişinin iradesini ve güvenini zedeleyici etkisi belirginleşir; farklılaşmışlık duyguları, yalnızlık duyguları kuvvetlenebilir ve depresyona sürüklenme ihtimali artabilir. Birçok kişi kalıcı panik atağı nedeniyle potansiyelinin altındaki hedefleri kabul etme, kendinden daha yetersiz insanlardan yardım alma ya da etkisi altına girme gibi dramatik durumlara düşebilir. Panik bozukluk uzun süre yaşandıkça kişinin hayatını kendi rengine boyamaya başlayabilir.