Aranmakta olan Mut-lu-luk

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…

Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.

Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)


Herkese merhabalar…

Umarım herşey yolundadır, değilse de yoluna girmesini ümit ediyorum.

Mutluluk ve mutlu olmak hakkında paylaşmak istediklerim var.

Biz insanoğlunun peşinden koştuğu belli başlı şeyler var bunlardan biride, mutluluk.

Son senelerde kişilerin yaptıkları işlerden, kurdukları aileden, çalıştığı yerden, arkadaş çevresinden, eğlence hayatından dahi mutlu olamadıkları ya da olmadıkları hep karşımda…

Kendi hayatının zirvesinde olanda, dipte olanda mutluluktan bir haber.

Mutluluk şunlara sahipseniz sizindir demek çok basma kalıplık olur. Ama mutluluk için ihtiyacınız olanlar işte onlar önemli:)

İlk mutluluktan bahsedelim sonrasında mutluluk için ihtiyacımız olanlara değinelim.

Mutluluk, bir durum ya da kişiye karşı duyunlar histir. Mutluluk çoğunlukla zihnimizdeki mutluluk resmi ile eşleşiyorsa hissedebildiğimizdir. Bu da nedemek? Kişi yaşamının her karesine dair zihninde bir resim oluşturmuştur. Başarıya, güvene, sevgiye, aşka, ve tabi mutluluğa dair. Zihnimizdeki resme uymayan her bir başlık eşleşmediğinde ne mutluyuz ne de başarılıyızdır. Çünkü sana gelen mutluluk zihnindeki resimle eşleşmemiştir.


Neden bu kadar mutlu olmaya odaklıyız? Neden yaşamın her karesinde çok mutlu olmayı dilemekteyiz? Var olan mutluluklarımızla neden yetinmeyip dahasını istemekteyiz? Geçmişteki mutluluğumuzu gelecekte de aramak neden? Başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmak niye bu kadar zor? Sanal dünyanın gerçek olmayan mutlulukları bizi niye bu kadar zorda bırakmakta? Ünlü, ünsüz, fenomenlerin mutluluklarına neden bu kadar özenmekteyiz? Hayat sürekli başrol dizi ya da film oyuncusu olmaktan mı ibarettir? Yan karakter olmak görülmez olmak demek midir? Ya da mutluluklarımız gösteriş mi olmak zorundadır? Sessiz yaşanan mutluluklar yeterli değil midir?

Ve dahası sorular bizlerin kendi mutluluğumuza dair engellerimizdir.

Mutluluk seninle olsun istiyorsan;


1- Kanaat et!

Sahip oldukların ve olacaklarına kaanat et. 1 kalbin varsa 2.sini isteme, sahip olduğunla mutluluğu ara, yetin.

Bir kabiliyetin varsa onun üzerinde yoğunlaş, şu kişi bunuda yapıyor bende yapayım deme, aç gözlülük etme.

Bir ailen varsa varlığına kanaat et, zenginliğini sahip olduklarınla hisset, sahip olamadıklarına hırslanıp hasetlenme, onların için çaba etmen yeterli.


2-Şükret/İyiki de! Bu şükür yaratıcıya duyulan minneti dile getirmek olabilir. Yanındakinin varlığına dair şükür olabilir. Hayatın defterinde mutlaka iyikilerin yazılıdır, onları gözden geçirmeyi dene. Unuttuğun iyikilerin seni yürüdüğün yolda yaptıkların ve yapacaklarına dair inancını güçlendirecektir.


3-Ne geçmişte takılı kal! Ne de geleceği yasla karşıla! Geçmişte yaşadıklarımızı, geleceğimizde biçtiğimiz hasatımızdır. ‘Ne ekersen onu biçersin tamda buraya uygun bir cümle diyebiliriz. Acılarımızın kaynağı, öncelikle kendi içimizde hapsolmuşluğumuzdan kendimizi nasıl kurtaracağımızı söyleyen cümlelerimiz, daha da kendimize hapsolmuş hissetmemize neden olur. Seçimlerimizi sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunun içinde olacaktır. Şimdide ektiğin sağlıklı tohumun geleceğinin sağlıklı hasatıdır. Geçmişle barışmak, geçmişe öfkelenip göndermek, yeni bir geçmiş oluşturmak senin elinde. Çıkamıyorsan bu kısır döngüden psikolojik destek al ve kendini şifalandır.


4-Hayatındaki kalabalıktan kurtul! Hayatındaki kişileri, mekanları, işleri, planları, yediklerini, içtiklerini, izlediklerini, tercihlerini ve seçimlerini un eleğinden ele zamanın geldi. Zaman varki bunlar arasında kendini kaybettiğin, bulamadığın kalabalıktan kendini dinleyemediğin ya da zorunlu bırakıldıklarını düşün yapmak zorunda oldukların, maruz kalmak zorunda oldukların. Hayat eleğini kullan ve yığın arasında çık. Seni hakikaten mutlu eden arkadaşın ile beraber ol, zorunda bırakıldığın sen olmadığını hissettiğin o topluluktan sıyrıl. Ait hissettiğine yönel. Seni iyiliğe teşvik eden, pozitif zihnin yaşam sürdüğü yere yönel. Bırak senelik planlar yapmayı, 12 ay 365 günün olduğunu düşün.


5- Keşke demeyi bırak! ‘Keşke bende, keşke sende’ başlayan cümlelerini azalt, hatta bırak. Tercihlerinin iyi yanlarınıda gör, olumsuz yanlarının seni geliştirmesine izin ver. Bırak gözünün üzerindeki kaşa söylenmeyi… Bir kerede izin ver noktalama ve yazım hataları yapmana… Keşke dedikten sonra pişman olmayı bırak. ‘Keşke’nin hayatını demoralize etmesine izin verme. Olumsuza odaklanıp, olumluyu görmezden gelme.

Bunlardan biri veya birden çoğu seni anlatıyor olabilir. Hiç biride değil demek sürece direnmek demektir. Görmezden gelmek, yüzleşmek istememektir. Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini aranması gerekmez. O kendisidir.

Çok uzatmadan sonuna geldiyseniz yazının, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Daha çok yazılar yazabilmem için desteklerinizi beklerim. Sizlerin desteği benim yazma cesaretim…

Sevgiler…

Yayınlanma: 21.09.2020 07:23

Son Güncelleme: 21.09.2020 07:23

#çift terapisi#aile terapisi#ebeveynlik#mutlu olmak#mutluluk#depresyon#kişisel gelişim#mutlu musun?#evlilik#ilişkiler#terapi
Psikolog

Tuğba

ÖZYÜREK

Psikoterapist

( )( )( )( )( )
0 Yorum
Fobiler
Travma ve İlişkili Bozukluklar
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Toksik İlişkiler: Tanımı, Nedenleri, Etkileri ve Kurtulma Yolları

Girişİnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır. Yaşamının büyük bir bölümünü başkalarıyla kurduğu ilişkiler üzerinden şekillendirir. Aile, arkadaşlık, romantik partnerlik ya da iş ilişkileri gibi farklı sosyal bağlar, bireyin kimlik gelişiminde ve psikolojik sağlığında önemli rol oynar. Sağlıklı ilişkiler bireyin kendini güvende, değerli ve anlaşılmış hissetmesini sağlarken; sağlıksız, dengesiz ya da zarar verici ilişkiler bireyin ruh sağlığını tehdit edebilir. Bu bağlamda son yıllarda psikoloji ve sosyal bilim literatüründe sıkça karşılaşılan bir kavram olan "toksik ilişki", bireylerin ilişkisel düzlemde yaşadığı sorunların daha net anlaşılmasını sağlamaktadır.Toksik ilişkiler, her bireyin yaşamının bir döneminde karşılaşabileceği ya da içinde bulunabileceği karmaşık yapılar barındırır. Bu ilişkiler, yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı olmayıp aile içi bağlardan arkadaşlıklara, hatta profesyonel ilişkilere kadar birçok alanda görülebilir. Bu makalede, toksik ilişkilerin tanımı, temel özellikleri, oluşum nedenleri, birey üzerindeki psikolojik etkileri ve bu tür ilişkilerden nasıl çıkılabileceğine dair kapsamlı bir inceleme sunulacaktır.1. Toksik İlişki Nedir?Toksik ilişki, taraflardan birinin ya da her ikisinin, ilişkide süreklilik arz eden olumsuz duygu, düşünce ve davranışlara maruz kaldığı; ilişkiden psikolojik ya da duygusal olarak zarar gördüğü ilişki biçimidir. Bu ilişkilerde birey, kendini sürekli yetersiz, değersiz, baskı altında ya da suçlu hisseder. Zamanla bireyin özsaygısı azalır, benlik algısı zedelenir ve ilişkiden kopma kapasitesi düşer.Toksik ilişkiler bazen dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan ya da "normal" görünebilir. Çünkü bu ilişkiler genellikle duygusal manipülasyon, gizli baskı ve psikolojik oyunlarla sürdürülür. Taraflardan biri, genellikle diğerini kontrol etmeye, yönlendirmeye ve kendi duygusal ihtiyaçlarını merkeze almaya çalışır.Toksik İlişkilerin Temel Özellikleri:Güvensizlik ve kontrol: Taraflardan biri sürekli diğerinin hareketlerini kontrol etmeye çalışır; kıskançlık, takip etme ya da özel alan ihlalleri sıkça görülür.Sürekli eleştiri ve aşağılama: Bireyin kişiliği, değerleri ya da fiziksel özellikleri sürekli küçümsenir; yapıcı eleştiriden ziyade yıkıcı, aşağılayıcı bir dil kullanılır.Duygusal manipülasyon: Karşı tarafı suçlu hissettirme, “Ben senin için her şeyi yaptım!” gibi kurban rolü oynama, bağışlama karşılığında fedakarlık beklentisi yaratma gibi davranışlar görülür.Empati eksikliği: Toksik ilişkilerde karşılıklı anlayış zayıftır. Birey, duygularını ifade ettiğinde küçümsenebilir ya da dikkate alınmaz.Öfke patlamaları ve duygusal dengesizlik: Taraflardan biri kontrolsüz öfke sergileyebilir; ardından pişmanlık gösterip “bir daha olmayacak” diyerek döngüyü sürdürür.Sınırların ihlali: Bireyin kişisel alanına, kararlarına ya da hayat tarzına saygı gösterilmez.Bu tür ilişki dinamikleri, bireyin ruhsal bütünlüğünü bozar. Kimi zaman birey bu ilişkiyi terk etme gücünü kendinde bulamaz; çünkü manipülasyon, suçluluk duygusu ve değersizlik algısı, bireyin ilişkiyi sürdürme eğilimini artırır.2. Toksik İlişkilerin NedenleriToksik ilişkilerin ortaya çıkmasının tek bir sebebi yoktur. Bu ilişkiler genellikle hem bireysel geçmişle hem de ilişkinin iç dinamikleriyle yakından ilişkilidir. Toksik bir ilişki, çoğu zaman iki bireyin kişisel geçmişlerinden, psikolojik yapılarından ve iletişim becerilerinden doğan bir etkileşim sonucunda oluşur.Başlıca Nedenler:Çocukluk travmaları: Erken yaşta maruz kalınan ihmal, istismar, duygusal yoksunluk ya da ebeveyn ilgisizliği, bireyin ileride sağlıksız ilişki örüntülerine yönelmesine neden olabilir. Örneğin, sevgi için mücadele etmeyi öğrenmiş bir çocuk, yetişkinlikte de sevgiyi hak etmek için acı çekmesi gerektiğine inanabilir.Düşük benlik saygısı: Kendine değer vermeyen bireyler, toksik ilişkilerdeki zararlı davranışları tolere edebilir ve bu davranışları “hak ettiğini” düşünebilir. Bu da ilişkiyi sürdürme isteğini artırır.Bağlanma sorunları: Güvensiz bağlanma stilleri, bireyin karşısındaki kişiye aşırı bağımlı olmasına ya da ayrılığı tehdit olarak görmesine neden olabilir. Bu durum, bireyin zarar görse bile ilişkide kalmasına neden olur.Kültürel normlar ve toplumsal kalıplar: Özellikle ataerkil toplum yapılarında, erkeğin kadını kontrol etmesi, kıskanması veya sınır koyması “sevgi göstergesi” olarak yorumlanabilir. Bu tür kalıplar, toksik davranışları meşrulaştırabilir.Olumsuz iletişim tarzları: Sürekli suçlama, pasif-agresif davranışlar, kaçınmacı tutumlar ya da duygusal kapanma gibi iletişim şekilleri, ilişkiyi sağlıksız hale getirir.3. Toksik İlişkilerin Birey Üzerindeki EtkileriToksik ilişkiler, birey üzerinde yalnızca geçici üzüntü ya da huzursuzluk yaratmakla kalmaz; uzun vadede ciddi psikolojik, duygusal ve hatta fiziksel sonuçlara neden olabilir.Psikolojik Etkiler:Anksiyete ve depresyon: Sürekli stres, endişe ve değersizlik duyguları depresif semptomlara yol açabilir.Stres ve uyku bozuklukları: Toksik ilişki içindeki bireylerde, uyku düzeni bozulabilir; kronik yorgunluk, kabuslar ya da gece uyanmaları sık görülür.Özsaygı kaybı: Sürekli eleştirilmek ya da küçümsenmek, bireyin özsaygısını zedeler. Zamanla kişi kendini yetersiz ve sevgiyi hak etmeyen biri olarak görmeye başlar.Sosyal izolasyon: Toksik partner, bireyin sosyal çevresinden uzaklaşmasına neden olabilir. Aileden, arkadaşlardan kopmak, yalnızlık hissini artırır.Karar verme güçlüğü: Manipülatif ilişkiler, bireyin kendi kararlarına güven duymasını engeller. Bu da bağımlı bir ilişki yapısı yaratır.Fiziksel Etkiler:Baş ağrısı, mide problemleri gibi psikosomatik belirtilerTansiyon sorunları, bağışıklık sisteminin zayıflamasıKronik ağrılar ve enerji kaybıBu etkiler, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Uzun vadede profesyonel yardım alınmadığında, travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi rahatsızlıklar gelişebilir.4. Toksik Bir İlişkiden Kurtulma YollarıToksik bir ilişkiden kurtulmak her zaman kolay değildir. Bireyin, ilişkinin zararlı yapısını fark etmesi, bunu kabullenmesi ve çözüm için adım atması zaman alabilir. Ancak doğru destek ve bilinçle bu süreç mümkündür.Aşamalar:Farkındalık kazanmak: İlk adım, ilişkinin bireyi nasıl etkilediğini dürüstçe değerlendirmektir. “Ben bu ilişkide ne hissediyorum?” sorusu sık sık sorulmalıdır.Sınır koymak: Bireyin kişisel sınırlarını belirlemesi ve ihlallere karşı net bir tutum alması önemlidir. “Hayır” demeyi öğrenmek, toksik yapıya karşı önemli bir adımdır.İletişimi yeniden yapılandırmak: Eğer ilişki düzeltilebilecek durumdaysa, açık, doğrudan ve saygılı iletişim yolları denenmelidir. Ancak değişim tek taraflı yürüyemez; iki taraf da çaba göstermelidir.Profesyonel destek almak: Psikoterapi, bireyin yaşadığı ilişkiyi daha objektif görmesine ve sağlıklı kararlar almasına yardımcı olur. Gerekirse çift terapisi de önerilebilir.İlişkiyi sonlandırmak: Bazı durumlarda, ilişkiyi sonlandırmak en sağlıklı çözümdür. Bu karar zor olsa da bireyin ruhsal iyiliği açısından gereklidir.SonuçToksik ilişkiler, bireyin kendilik algısını, özsaygısını ve ruhsal sağlığını ciddi şekilde tehdit eden ilişki biçimleridir. Bu tür ilişkilerden çıkmak, bireyin kendine olan inancını yeniden inşa etmesi ve duygusal gücünü toparlamasıyla mümkündür. Toksik döngülerin kırılması, bireyin daha sağlıklı, saygı ve sevgi temelli ilişkiler kurmasının önünü açar. Unutulmamalıdır ki; her birey, sağlıklı ilişkileri hak eder. Toksik bir ilişkide kalmak zorunluluk değil, çoğu zaman farkındalık eksikliğinin bir sonucudur. Bu farkındalık sağlandığında, birey hem ruhsal hem de fiziksel açıdan daha dengeli, huzurlu ve tatmin edici bir yaşam kurabilir.
Nuray ER 09.10.2025

Bipolar Bozukluk: Duyguların İki Ucunda Yaşamak

Her yıl 30 Mart, dünya genelinde Bipolar Bozukluk Farkındalık Günü olarak anılır. Bu özel günün tarihi, yalnızca bipolar bozukluğa dikkat çekmek için değil, aynı zamanda bu hastalıkla yaşamış ve sanat dünyasında çığır açmış bir isme ithafen seçilmiştir: Vincent van Gogh. 19. yüzyılın en önemli ressamlarından biri olan Van Gogh, yaşadığı duygu durum dalgalanmalarına rağmen (veya belki de bu dalgalanmalar sayesinde) ardında yüzlerce eser bırakmış, renkleriyle, çizgileriyle ve tutkusu ile adeta ruhunun iç dünyasını tuvale aktarmıştır.Peki, böylesine yaratıcı bir dehanın da etkisi altında kaldığı bipolar bozukluk nedir? Gelin, bu psikolojik rahatsızlığı daha yakından tanıyalım.Bipolar Bozukluk Nedir?Bipolar bozukluk, bir duygu durum bozukluğudur. Eski adıyla “manik depresif hastalık” olarak da bilinen bu durum, bireyin ruh halinin normalden çok daha fazla dalgalanmasına neden olur. Yani kişi yalnızca üzgün ya da mutlu hissetmekle kalmaz; zaman zaman taşkın bir neşeyle (manik dönem), zaman zaman ise derin bir karamsarlıkla (depresif dönem) mücadele eder.Bu ataklar bazen aylarca sürebileceği gibi, bazı bireylerde bir gün içinde bile değişkenlik gösterebilir. Atakların ne zaman geleceği ya da ne kadar süreceği kişiden kişiye farklılık gösterir, bu da hastalığın öngörülemez ve zorlayıcı yönlerinden biridir.Manik Dönem: Enerjinin TaşmasıBipolar bozukluğun en çarpıcı belirtileri, çoğu zaman manik dönemde ortaya çıkar. Bu dönem, bireyin normalden çok daha enerjik, coşkulu ve hatta taşkın bir hale bürünmesiyle karakterizedir.Manik dönemde görülebilecek belirtiler şunlardır:Aşırı neşe, özgüven ve taşkınlıkUyku ihtiyacının azalması (örneğin 2-3 saat uyuyarak yetinme)Hızlı ve durmaksızın konuşmaDüşüncelerin hızla akması (zihinsel taşkınlık)Riskli davranışlar (düşünmeden para harcama, hızlı araba kullanma, dürtüsel ilişkiler)Kolay öfkelenme ve tahammülsüzlükGerçeklikten kopma (ağır vakalarda psikotik belirtiler)Bu dönem bazı kişiler için yaratıcılığın doruk noktası olabilir. Van Gogh gibi birçok sanatçının, edebiyatçının ve bilim insanının bu tür ataklar sırasında önemli eserler verdiği düşünülmektedir. Ancak bu taşkınlık hali sürekli değildir; çoğu zaman bu yüksek enerjili dönem, yerini derin bir çöküşe bırakır.Depresyon Dönemi: Sessiz Bir ÇöküşManik dönemin ardından ya da bazen bağımsız olarak gelen depresif dönem, bireyin enerjisinin tükenmiş, umutlarının sönmüş ve hayatla bağlarının zayıflamış olduğu bir evredir.Depresif dönemde görülebilecek belirtiler:Sürekli üzgün, umutsuz ya da boşlukta hissetmeGünlük aktivitelerden zevk alamamaUykusuzluk ya da aşırı uyumaYorgunluk, halsizlik, motivasyon kaybıDeğersizlik, suçluluk ve kendine yönelik eleştirilerİntihar düşünceleri ya da girişimleriBu dönem, kişinin hem kendi hayatını hem de çevresindeki ilişkilerini ciddi şekilde etkileyebilir. İş kaybı, sosyal izolasyon ve aile içi çatışmalar gibi ikincil sorunlar da depresyonun etkisiyle daha da derinleşebilir.Bipolar Bozuklukla Yaşamak Mümkün mü?Evet, bipolar bozukluk ömür boyu süren bir hastalık olabilir. Ancak bu durum kişinin sağlıklı, üretken ve tatmin edici bir yaşam süremeyeceği anlamına gelmez. Doğru tanı, etkili bir tedavi planı, düzenli takip ve bireyin kendini tanıması ile atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir.Tedavi yaklaşımları:İlaç tedavisi: Duygu durum düzenleyiciler, antidepresanlar ya da antipsikotikler gibi ilaçlarPsikoterapi: Bireysel terapi, aile terapisi ya da grup terapileriYaşam tarzı düzenlemeleri: Uyku düzeni, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, alkol ve madde kullanımından kaçınmaSosyal destek: Aile, arkadaşlar ve destek gruplarıyla kurulan güçlü bağlarAyrıca bireyin, hastalığını kabullenmesi, tetikleyici durumları tanıması ve atak belirtilerini erkenden fark edebilmesi, bu süreçte oldukça önemlidir.Toplumsal Etiketleme ve DamgalanmaNe yazık ki bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıklar, toplumda hâlâ önyargı ve damgalanma ile karşılaşabiliyor. Oysa psikolojik rahatsızlıklar, tıpkı diyabet ya da tansiyon gibi tedavi edilebilir ve yönetilebilir sağlık sorunlarıdır.Bireyler, sadece bu hastalığa sahip oldukları için dışlanmamalı, küçümsenmemeli ya da işe alınmaktan mahrum bırakılmamalıdır. Toplumsal farkındalık arttıkça, hem hastaların yaşam kalitesi artacak hem de toplum daha şefkatli ve kapsayıcı hale gelecektir.Son Söz: Anlamak ve Yanında DurmakUnutmayalım ki, hiç kimse bir ruhsal rahatsızlıkla doğmayı ya da yaşamayı seçmez. Ancak bazı insanlar, hayat yolculuklarında bipolar bozukluk gibi karmaşık bir duygu durum hastalığı ile mücadele etmek zorunda kalabilirler. Onların bu mücadelesi, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir; kimi zaman zihinsel bir fırtınayla, kimi zaman içsel bir sessizlikle, kimi zaman da her ikisinin arasında savruldukları bir belirsizlikle geçer.Bipolar bozukluk, sadece kişinin psikolojik sağlığını değil; ilişkilerini, iş yaşamını, sosyal çevresini ve hayata dair umutlarını da etkileyebilir. Ancak bu, o kişilerin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, bu hastalıkla yaşamaya devam eden bireyler çoğu zaman inanılmaz bir içsel güç ve direnç geliştirirler. Yaşadıkları her iniş ve çıkış, duygularının derinliği kadar yaşama tutunma çabalarının da bir göstergesidir.Bizler, bu insanlara yardımcı olabilmek için illa ki psikolog ya da doktor olmak zorunda değiliz. Empati kurmak, yargılamamak, onları oldukları gibi kabul etmek bile başlı başına iyileştirici bir adımdır. "Yanındayım" demek bazen ilaçtan daha etkili bir destek olabilir. Onların yaşadığı her duygu geçişini anlamak zorunda değiliz, ama saygı göstermek bizim elimizdedir.Toplum olarak yapmamız gereken en önemli şeylerden biri de, ruhsal hastalıkları damgalamaktan vazgeçmek ve bu bireylerin yalnız olmadığını hissettirmektir. Çünkü her birey sevgiye, anlayışa ve desteğe layıktır — ruhsal durumu ne olursa olsun. Ayrıca unutmayalım ki; bipolar bozukluğa sahip insanlar sadece “hasta” değil, aynı zamanda sanatçı, öğretmen, mühendis, ebeveyn, dost ya da komşudur. Onlar da hayatın tam içindedir ve üretmeye, sevmeye, katkı sunmaya devam ederler.Vincent van Gogh gibi insanlar bize sadece renkleri, ışığı ve sanatı öğretmekle kalmaz; aynı zamanda insan zihninin ne kadar karmaşık ama bir o kadar da etkileyici bir yapı olduğunu da gösterir. Belki de onun fırçasından dökülen o eşsiz resimlerin ardında, sadece sanat değil, bir çığlık, bir içsel yolculuk, bir anlam arayışı vardır.Bugün, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle, sadece bir hastalığı tanımakla kalmayalım — aynı zamanda bu hastalıkla yaşayan insanların yanında durmayı da kendimize sorumluluk bilelim. Anlamaya çalışalım, kabullenelim ve en önemlisi: unutmayalım, yalnız değiller.Çünkü gerçek iyileşme, bazen bir teşhisle değil, bir “Ben seni görüyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum” cümlesiyle başlar.🎗️ 30 Mart Dünya Bipolar Günü'nde, gelin hep birlikte daha fazla bilinçlenelim, anlayalım ve destek olalım.
Nuray ER 09.10.2025

YENİ DÜZEN DÜZENİMİ BOZDU: EVE HAPSOLAN BEDENLERİMİZ Mİ YOKSA HAYALLERİMİZ Mİ?

Pandemi süreci herkesin hayatını etkiledi ve kısıtladı. Üniversiteye başlayanlar, üniversitesinin son yılı için bir sürü planı olanlar, iş yerini büyütmek isteyenler, yeni mezunlar, sağlık çalışanları, yeni iş yeri açanlar, düğün yapmayı düşünenler, gezme planları yapanlar, bütün ideallerim tepetaklak oldu diyenler… Her insansın önceliği, önem verdiği konular farklıdır. Yukarıda yazdığım bazı şeyler kimine önemsiz gelirken kimisi için en büyük problem olabilir kimisi de benim problemimin farkında bile değiller diyebilir. Pandemi süreci herkesi yeni bir normale sürükledi ve şu an herkes bir bocalamanın içinde. Nasıl bir düzen oturtacağını, nasıl bir gelecek planlayacağını bilemez durumda. Bu durum kimini çaresizliğe sürüklerken kimi içinse yalnız kalıp asıl isteklerini keşfettiği bir süreç oldu. Peki kendini çaresiz hissedeneler ne yapmalı? Mutsuzum, sıkıldım, bunaldım, körelip kalacağım, hiçbir işe yaramıyorum, kendimi geliştireceğim hiçbir şey yok, elim kolum bağlandı diyerek umutsuzluk havuzunda boğulmalı mı? Yoksa bu havuzdan çıkmanın bir yolunu mu bulmalı?“Peki nasıl çıkacağım buradan?” diye sorarsanız eğer, size üzerinde düşünmenizi istediğim birkaç soru sormak istiyorum: “Sürekli evdeyim, her günüm bir diğerinin aynı” mı diyorsunuz? Peki gerçekten öyle mi? Sizi tatmin edecek kadar büyük bir şey olmasa da günlerinizde farklı hiçbir şey yok mu? Gerçekten hiçbir şey yapmıyor musunuz? (herhangi bir ev işi, kitap okumak, müzik dinlemek, bulmaca çözmek, televizyon seyretmek vs.) “Yapabileceğim, kendimi geliştireceğim hiçbir şey yok ki!” mi diyorsunuz? Herhangi bir eğitim, bir seminer, bir kurs… Artık her şey online’a döndü, hadi mazeret bulmayı bırakalım ve son olarak şu soru üzerine düşünelim:Bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra günlük yaşantınıza geri döndünüz, gece oldu ve uyumak için yatağınıza yöneldiniz. Tüm ev sessiz kaldığında ve siz huzurla uyuyorken gece bir mucize gerçekleşiyor. Probleminiz tamamen ortadan kalkıyor ama siz uyurken bu mucize gerçekleştiği için mucizenin gerçekleştiğini bilmiyorsunuz. Peki o halde soruyorum; ertesi sabah uyandığınızda gece mucizenin gerçekleştiğini nereden anlarsınız? Mucizenin gerçekleştiği gecenin sabahında gününüz nasıl geçer? Neler yaparsınız?Terapi bir lüks değil bir ihtiyaçtır. Terapi esnasında bu soruları ve cevaplarınızı inceleyerek bu hususlar üzerine konuşabilmek için bir psikologla iletişime geçin.Eğer ki bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız ve harekete geçmeye niyetlenmişseniz asla geç değildir, yeter ki harekete geçmek ve değiştirmek isteyin. İçinde bulunduğunuz bu süreçte yalnız değilsiniz, tüm dünya aynı süreçten geçiyor ve bu süreç bir gün sona erecek.