
Terapiye Dair
Terapi, çoğu zaman adını koymakta zorlandığımız bir yükle başlar. Bazen net bir sorunla, bazen yalnızca içimizi meşgul eden bir hisle… Konuşmak istediğiniz konu ne olursa olsun, terapi buna alan açar.
Bu süreçte en önemli şey; anlaşıldığınızı hissetmenizdir. Dikkatle dinlenmek, yargılanmadan kabul görmek ve güvenli bir ilişki içinde ilerlemek terapinin temelini oluşturur. Terapi kısa vadeli bir çözüm değil; zaman, emek ve süreklilik gerektiren bir yolculuktur. Kimi zaman bugüne kadar kimseyle paylaşamadıklarımızı dile getirmek, uzun süredir çözümsüz görünen sorunlara farklı bir yerden bakabilmeyi sağlar.
Her bireyin yaşam öyküsü kendine özgüdür ve her hikâye anlaşılmayı hak eder. Danışmanlık sürecinde yaşadığınız güçlüğü hayatınızın bütünü içinde ele alır; sizi yargılamadan, çözüm odaklı ve etik ilkeler çerçevesinde çalışırım.
Paylaşılan tüm bilgiler, gizlilik ilkesi gereği üçüncü kişilerle paylaşılmaz.
Seans Süreci
İlk görüşme; tanışmaya, sizi daha yakından tanımaya ve şu an sizi zorlayan konuları birlikte anlamaya ayrılır. Bu seans, sürecin doğası gereği zaman zaman 45 dakikanın üzerine çıkabilmektedir. İhtiyaç duyulan durumlarda, danışanın ruhsal durumunu daha iyi değerlendirebilmek amacıyla psikolojik test ve envanterler ücretsiz olarak uygulanabilmektedir.
Hazır hissettiğinizde, bu yolculuğa birlikte başlayabiliriz.
Düzce Üniversitesi - Lisans - Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
Afet Destek Programı - Ev Okulu Derneği - 8.3.2023
Çocuk Ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Eğitimi - B&s Psikoloji - 16.3.2022
Çocuk Merkezli Oyun Terapisi - Elif Macit Akademi - 1.5.2021
Objektif Testler - Brain Danışmanlık - 1.5.2022
Resim Analizi - Brain Danışmanlık - 1.5.2022
Attentioner Dikkatimi Topluyorum Programı - Apamer Aktüel Psikolojik Araştırmalar Merkezi - 8.10.2022
KENDİ HAYATININ BAŞROLÜNDEN ÇIRAKLIĞINA DÜŞMEK: "HAYIR" DİYEMEMEK VE SAĞLIKLI SINIRLARIN PSİKOLOJİSİModern insanın günlük yaşantısına uzaktan bir göz atalım: Sabah erkenden uyanıp işe yetişen, iş yerinde yöneticisinin ve iş arkadaşlarının tüm ricalarını —kendi iş yükü taşsa bile— tebessümle kabul eden, akşam arkadaş grubunun aslında hiç gitmek istemediği planına "Ayıp olmasın" diyerek katılan, hafta sonu ise ailesinin ondan beklediği tüm görevleri eksiksiz yerine getirmek için koşturan bir profil. Dışarıdan bakıldığında bu kişi; harika bir çalışan, mükemmel bir dost, fedakar bir evlat veya ebeveyndir. Herkes onun ne kadar "iyi niyetli" ve "uyumlu" olduğundan bahseder. Ancak bu parıltılı vitrinin arkasındaki mutfağa geçip o kişinin iç dünyasına baktığımızda karşılaştığımız manzara bambaşkadır: Derin bir zihinsel yorgunluk, geçmek bilmeyen bir kronik stres, içten içe büyüyen bir öfke ve en acısı da, "Ben kendi hayatımda neredeyim?" sorusunun yarattığı o büyük boşluk hissi.Eğer siz de hayatınızın merkezine başkalarının isteklerini koyup, kendi ihtiyaçlarınızı sürekli en arka sıraya itiyorsanız; "Hayır" demek istediğiniz anlarda boğazınız düğümleniyor ve yerini suçluluk duygusuna bırakıyorsa, çok temel bir psikolojik sınır ihlalinin kurbanı olabilirsiniz. Bizim gibi toplulukçu, onay odaklı ve bağ kurmanın "her şeye boyun eğmek" olarak algılandığı kültürlerde, sınır çizmek maalesef bir bencillik gibi etiketlenir. Oysa psikolojik gerçeklik bize tam tersini söyler: Sağlıklı sınırlar çizememek, bireyin kendi hayatının başrolünden çıkıp başkalarının hayatında bir çırağa dönüşmesine neden olur."Hayır" Demek Neden Bu Kadar Zor?Bir insana "Hayır" demek, teknik olarak sadece iki heceli basit bir kelimeyi telaffuz etmektir. Ancak iş eyleme dökmeye geldiğinde zihnimizde adeta devasa bir deprem yaşanır. Peki, neden bu kadar korkarız bu kelimeden? Bunun arkasında çocukluk yıllarımıza kadar uzanan derin kökler ve bazı temel psikolojik inançlar yatar:Sevilmeme ve Dışlanma Korkusu: Çocukluk döneminde sadece "söz dinlediğinde", "uyumlu olduğunda" veya "başkalarını memnun ettiğinde" sevgi ve onay görmüş bireyler, erken yaşta şu hatalı inancı geliştirirler: "Ben sadece başkalarının benden beklediğini yaparsam sevilmeye layık olurum. Kendi isteklerimi dayatırsam yalnız kalırım." Bu çocuksu onaylanma ihtiyacı (childish approval seeking), yetişkinlikte de peşimizi bırakmaz.Çatışmadan Kaçınma Refleksi: Pek çok insan için karşı tarafın hayal kırıklığına uğraması, öfkelenmesi veya surat asması katlanılamaz bir durumdur. İlişkideki en ufak bir gerginliği bir felaket gibi algılayan zihin, o anki huzuru korumak adına kendi sınırlarını feda eder. "Huzurumuz kaçmasın" diye söylenen her "Evet", kişinin kendi iç huzuruna indirdiği bir darbedir.Aşırı Sorumluluk Duygusu: "Hayır" diyemeyen kişiler genellikle başkalarının duygularından, mutluluğundan ve hatta başarısından kendilerini sorumlu hissederler. Arkadaşı üzgünse onu teselli etmek zorundadır, iş arkadaşı sıkıştıysa onun işini üstlenmelidir. Bu, taşınması imkansız bir psikolojik yüktür.Sınır Çizmemenin Ağır Faturası: Kronik Öfke ve TükenmişlikSınır çizemediğimizde, dış dünyaya karşı her zaman "iyi, kibar ve verici" görünürüz. Ancak halının altına süpürülen her bastırılmış duygu, içeride birikmeye devam eder. Kendinizden verdiğiniz her taviz, bir süre sonra karşı tarafa karşı gizli bir öfke (resentment) beslemenize neden olur. "Ben onun için her şeyi yapıyorum, neden o benim sınırlarımı görmüyor?" diye düşünürken bulursunuz kendinizi. Oysa acı gerçek şudur: Siz sınırlarınızı net bir şekilde çizmediğiniz sürece, insanların o sınırları çiğnemesinden dolayı onları suçlayamazsınız. İnsanlar, izin verdiğiniz sürece hayat alanınızı işgal ederler.Bu kısırdöngü zamanla kişiyi kronik yorgunluğa, depresif duygu durumuna ve nihayetinde psikolojik tükenmişliğe (burnout) sürükler. Kişi kendine, hobilerine, dinlenmeye vakit bulamaz hale gelir. Çünkü onun zamanı, enerjisi ve zihni zaten başkaları tarafından çoktan parsellenmiştir.Sağlıklı Sınır Nedir? (Ve Ne Değildir?)Sınır çizmek denildiğinde insanların aklına genellikle etrafına devasa, aşılmaz duvarlar örmek, insanları hayatından tamamen çıkarmak ya da kaba ve bencil biri olmak gelir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Sağlıklı bir sınır, bir duvar değil; evinizin kapısı gibidir. Kapının ne zaman açılacağına, içeriye kimin, ne kadar süreyle gireceğine ve hangi şartlarda kalacağına siz karar verirsiniz. Sınır çizmek; karşı tarafa düşman olmak değil, kendi varlığınızı koruma altına almaktır. Sınır çizdiğinizde karşınızdaki insana aslında şu mesajı verirsiniz: "Seni seviyorum, sana değer veriyorum ama kendimi de en az senin kadar seviyor ve kendime de değer veriyorum."Adım Adım Sınır Çizme SanatıGeçmişten gelen o güçlü "herkesi memnun etme" kalıbını bir günde yıkmak elbette kolay değildir. Ancak bu, kas gibidir; egzersiz yaptıkça güçlenir. İşte hayatınızda sınır çizmeye başlamak için kullanabileceğiniz bazı psikolojik pratikler:Zaman Kazanın (Hemen 'Evet' Demeyin): Birisi sizden bir ricada bulunduğunda zihniniz otomatik olarak "Tabii ki yaparım" demeye meyillidir. Bu otomatik pilotu devre dışı bırakın. "Şu an programımı tam hatırlamıyorum, bir kontrol edip sana döneyim" diyerek kendinize düşünme alanı yaratın. O alanda gerçekten bunu isteyip istemediğinizi sorgulayın.Suçluluk Duygusuna Yer Açın: "Hayır" dediğinizde içinizde yükselecek olan o suçluluk ve huzursuzluk hissi çok normaldir. Bu hissi yok etmeye çalışmayın. O suçluluk duygusunun varlığına izin verin, onunla birlikte kalın ama yine de kendi değerleriniz doğrultusunda sınırınızı korumaya kararlı olun. Unutmayın, suçlu hissetmeniz yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez; sadece eski ve sağlıksız bir alışkanlığı değiştirdiğiniz anlamına gelir.Gerekçesiz ve Net Olun: "Hayır" derken sayfalarca açıklama yapmak, mazeretler üretmek ya da yalan söylemek zorunda değilsiniz. Açıklama yaptıkça karşı tarafa sınırınızı esnetmesi için koz vermiş olursunuz. "Çok isterdim ama şu an buna ayıracak enerjim/zamanım yok" cümlesi son derece yeterli, net ve saygındır.Son Söz: Kendi Hayatınızın Direksiyonuna GeçmekHayat, başkalarının beklentilerini karşılayarak harcanamayacak kadar kısa ve kıymetlidir. Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışarak geçirdiğiniz bir yaşamın sonunda, elinizde kalan tek şey kocaman bir pişmanlık ve yaşanmamış bir kendilik hissi olacaktır.Eğer siz de sınırlarınızı çizmekte zorlanıyor, "Hayır" demenin yarattığı o yoğun kaygı ve suçluluk duygusuyla baş edemiyorsanız, bu düğümü tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Psikolojik danışmanlık süreci; kendi ihtiyaçlarınızla yeniden tanışacağınız, çocuklukta kazandığınız o onaylanma prangalarından özgürleşeceğiniz ve hayatınızın direksiyonunu yeniden kendi elinize alacağınız güvenli, yargısız bir alandır. Kendinize bir iyilik yapın ve bugün, başkalarına "Hayır" derken kendinize kocaman bir "Evet" demenin ilk adımını atın. Çünkü siz, sınırlarınızla ve tüm özgünlüğünüzle değerlisiniz.
İnsan ilişkileri, hayatın en karmaşık ama aynı zamanda en büyüleyici labirentlerinden biridir. Çoğumuz yetişkin birer birey olduğumuzda, kararlarımızı tamamen özgür irademizle, mantığımızla ve o anki isteklerimizle verdiğimizi düşünürüz. Hayatımıza alacağımız partneri seçerken kriterlerimiz bellidir: Saygı, sevgi, dürüstlük, ortak zevkler… Ancak süreç ilerledikçe, kendimizi hiç istemediğimiz halde tanıdık bir kısırdöngünün içinde buluveririz. "Neden hep benzer insanlar beni buluyor?", "Neden ilişkilerimde hep aynı noktada tıkanıyorum?" ya da "Neden en çok sevdiğim insanla en çok yaralandığım tartışmaları yaşıyorum?" gibi sorular, zihnimizde yankılanmaya başlar.Eğer siz de ilişkilerinizde adeta bir senaryonun sürekli yeniden vizyona girmesi gibi aynı duygusal çıkmazları yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Aslında yetişkinlikte kurduğumuz o yetişkin bağları, çocukluğumuzun görünmez ipleriyle yönetiliyor. Psikoloji literatüründe bu görünmez iplere, dünyayı ve ilişkileri algılama biçimimizi şekillendiren derin inanç kalıpları, yani "Şemalar" diyoruz.Şema Nedir ve Hayatımıza Nasıl Sızar?Şemalar, çocukluk ve ergenlik döneminde anne-baba, kardeşler veya bakım veren diğer önemli figürlerle kurduğumuz ilişkiler neticesinde oluşan zihinsel haritalardır. Bir çocuğun dünyayı anlamlandırabilmesi için temel bazı duygusal ihtiyaçları vardır: Güvenli bağlanma, özerklik, kendini ifade edebilme özgürlüğü, kendiliğindenlik ve gerçekçi sınırlar. Bu temel ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında, çocuk zihni hayatta kalabilmek ve bu duygusal boşluğu doldurabilmek için bazı kalıplar geliştirir.Çocukken geliştirilen bu kalıplar, o yaşlarda bizi duygusal acıdan koruyan birer kalkan işlevi görse de, yetişkinlik dünyasına adım attığımızda ayağımıza dolanan birer prangaya dönüşür. Çünkü şemalar, adeta gözümüze taktığımız renkli bir gözlük gibidir. Gözlüğümüz ne renkse, karşımızdaki insanın davranışlarını da o renge boyayarak algılarız. İşin daha da çarpıcı yanı, zihnimiz bu şemaları doğrulamak için bizi bilerek veya bilmeyerek çocukluğumuzdaki duygusal iklimi yeniden yaratacak partnerlere doğru sürükler. Psikolojide "Şema Kimyası" olarak adlandırılan bu durum, bize aslında acı veren ama bir o kadar da "tanıdık" gelen dinamiğe doğru çekilmemize neden olur.İlişkileri Perde Arkasından Yöneten En Yaygın 3 ŞemaYetişkinlik ilişkilerinde en sık karşılaştığımız ve partner seçimlerimizi doğrudan sabote eden üç temel şemayı yakından inceleyelim:1. Terk Edilme Şeması: "Herkes Bir Gün Gider"Çocukluğunda ebeveyn kaybı, boşanma, bir ebeveynin uzun süreli hastalığı ya da daha da önemlisi duygusal olarak tutarsız bir anne-baba figürüyle büyüyen bireylerde bu şema sıkça görülür. Çocuk, sevginin kalıcı bir şey olmadığını, her an yalnız bırakılabileceğini öğrenmiştir.Bu şemaya sahip bir yetişkin ilişkisinde sürekli tetiktedir. Partnerinin telefonunu geç açması, bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemesi ya da bir anlık sessizliği, zihinde hemen şu alarmları çaldırır: "Beni artık sevmiyor, benden sıkıldı, gidecek." Kişi bu yoğun kaygıyla baş edebilmek için ya aşırı kıskançlık, denetleme ve partnerini boğma eğilimi gösterir ya da "O beni bırakmadan ben onu bırakayım" diyerek ilişkiyi kendi elleriyle sabote eder. Sonuçta yaşanan ayrılık, zihindeki o yıkıcı inancı doğrular: "Gördün mü, yine haklı çıktım, herkes bir gün gider."2. Kusurluluk / Yetersizlik Şeması: "Gerçek Beni Görürse Sevmez"Eğer çocukken sürekli eleştirildiyseniz, başkalarıyla kıyaslandıysanız, başarılarınız görmezden gelinip sadece hatalarınız öne çıkarıldıysa iç dünyanızda "Ben derinlerde bir yerde kusurluyum ve sevilmeye layık değilim" inancı kök salar.Bu şemayı taşıyan bireyler, ilişkilerinde gerçek duygu ve düşüncelerini açıkça ortaya koymaktan korkarlar. Sürekli olarak maskeler takarlar çünkü partnerlerinin onların "gerçek" halini gördüğünde uzaklaşacağına inanırlar. Eleştiriye karşı aşırı hassastırlar; partnerin yapıcı bir geri bildirimi bile bu kişilerde çok büyük bir öfke patlamasına ya da derin bir kabuğuna çekilmeye yol açabilir. Çoğu zaman da şema kimyası gereği, kendilerini sürekli eleştiren, değersizleştiren ve aşağılayan narsistik partnerleri seçerek çocukluktaki o tanıdık yetersizlik hissini yetişkinliklerinde de beslemeye devam ederler.3. Fedakarlık Şeması: "Kendi İhtiyaçlarım Önemsiz"Bu şema genellikle çocuk yaşta ebeveyninin sorumluluğunu almak zorunda kalmış, anne ya da babasının duygusal dert ortağı olmuş, kendi çocukluğunu yaşayamadan "büyümüş de küçülmüş" kişilerin şemasıdır. Kişi, sevilmek ve kabul görmek için kendi isteklerini yok sayıp, sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini öğrenmiştir.İlişkilerde bu dinamik, partnerini sürekli kurtarmaya çalışan, onun tüm sorumluluklarını sırtlanan, kendi sınırlarını çizemeyen "aşırı verici" bir rol olarak karşımıza çıkar. Kişi partneri adına her şeyi düşünür, her fedakarlığı yapar ama bir süre sonra içten içe derin bir öfke ve kırgınlık biriktirmeye başlar. "Ben onun için her şeyi yapıyorum ama o benim için kılını bile kıpırdatmıyor" cümlesi bu şemanın en net dışavurumudur. İlginçtir ki, fedakarlık şeması olan bireyler genellikle bencil, talepkar ve çocuksu partnerleri hayatlarına çekerek bu döngüyü sürekli kılarlar.Kısırdöngüyü Kırmak: Yetişkin Özümüzle Tanışmakİlişkilerimizdeki bu gizli yönetmenleri fark etmek, hayatımızın kontrolünü yeniden elimize almanın ilk ve en önemli adımıdır. Peki, geçmişin bu görünmez bağlarından sıyrılıp sağlıklı, dengeli ve huzurlu ilişkiler inşa etmek nasıl mümkündür?Fark Etmek ve Kabul Etmek: Bir ilişkide tartışma anında verdiğiniz tepkinin büyüklüğüne bakın. Eğer partnerinizin küçük bir davranışı sizde 10 üzerinden 9 şiddetinde bir öfke veya hüzün yaratıyorsa, orada incinen kişi bugünkü yetişkin haliniz değil, geçmişteki o kırgın çocuktur. O an tetiklenen şemanızı tanıyın.İçinizdeki Çocuğun Elinden Tutmak: Terk edilmekten korktuğunuzda, yetersiz hissettiğinizde ya da sınır çizemediğinizde kendinize şefkatle yaklaşın. Geçmişte alamadığınız o güveni, onayı ve sevgiyi bugün kendi kendinize verebileceğinizi zihninize hatırlatın. Siz artık çaresiz bir çocuk değil, kendi ayakları üzerinde durabilen bir yetişkinsiniz.Yeni ve Sağlıklı Deneyimlere Alan Açmak: Şemalarımız bizi hep tanıdık acılara yönlendirse de, bilinçli bir farkındalıkla bu kalıbı kırabiliriz. Size zarar veren dinamiklerden uzak durmayı seçmek, ilişkide sınır çizmeyi denemek ve hak ettiğiniz değeri size sunan insanlara şans vermek zihindeki eski nöron yollarını değiştirmenin tek yoludur.Son Söz: Terapi Odası Bir Dönüşüm SahnesidirTüm bu döngüleri tek başına fark etmek ve değiştirmek her zaman kolay olmayabilir. Çünkü şemalarımız o kadar derine kök salmıştır ki, onları hayatın tek gerçeği sanabiliriz. İşte bu noktada psikolojik danışmanlık süreci, kişinin kendi geçmişine güvenli bir mesafeden bakmasını sağlayan, kör noktalarını aydınlatan bir ayna görevi görür.Terapi odası; ilişkilerinizde kendinizi tekrar tekrar cezalandırdığınız o eski senaryoları yırtıp atacağınız, içinizdeki o incinmiş çocukla barışarak kendi hayat hikayenizi yeniden ve çok daha sağlıklı bağlarla yazacağınız bir dönüşüm alanıdır. Unutmayın; geçmişiniz, gelecekteki ilişkilerinizin kaderi olmak zorunda değildir. İçinizdeki bağları çözmeye hazır olduğunuzda, gerçekten sevilmenin ve sevmenin hafifliğini de keşfedeceksiniz.
W53F+7X Düzce, Türkiye
