İçeriğe geç

Kendine Güven!

Kendine Güven!


“Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden veya toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır.”


Kendine güven duygusunu; kişinin genel olarak kendi duygularına, düşüncelerine, fikirlerine inanması olarak tanımlamak mümkündür. Kendine güvenen kişi; deneyimlediği olayları doğru değerlendirebilir, karşılaştığı olaylara gerçekçi, olumlu bir şekilde bakabilir ve en önemlisi kendisi için doğru kararlar alabilir. Kendine güvenen bir kişi, sahip olduğu olumlu ve olumsuz özellerine dair bilgi sahibidir. Bu özellikleri kabul ederek, kişinin kendine saygı duyabilmesi kendine güven meselesinin temel yapı taşlarından biridir. Kişi ancak bu şekilde daha etkili, olumlu ve yaratıcı davranıp gelişme fırsatını yakalayabilir.


Bazı zamanlar özgüvenimizin olmadığını veya eskiye oranla düştüğünü, azaldığını hissedebiliriz ancak bu bizde özgüvenin olmadığı anlamına gelmez. Unutmayın, herkes bazen kendini yetersiz hissedebilir ve kendini başka insanlarla kıyaslayarak mutsuz edebilir. Burada yapmamız gereken şey, kendimizde bu duyguyu oluşturan şeyleri fark etmek, bunları tanımak ve ortadan kaldırmaya yönelik gerekli müdahaleleri yapmaktır. Bazen bunu tek başımıza yapabildiğimiz gibi bazen de nereden başlayacağımızı bilemeyebiliriz. İşte bu noktada bir uzmandan destek almak ve sorunu çözmek için adımlar atmak oldukça sağlıklı olacaktır.


“Kendine güven; içinde bulunduğumuz duruma, zamana veya çevremizdeki kişilere göre artabilir ya da azalabilir.”


Ailelerimizin çocukluk ve ergenlik döneminde bize karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar, kendine güvenin gelişimi açısından oldukça önemlidir. O yıllarda deneyimlediğimiz deneyimler ve olaylar bizim farkındalık geliştirmemizi, duygusal olgunluğa ulaşmamızı ve özgüvenimizin gelişmesi için gerekli ortamları hazırlarlar. Bazen çeşitli durumlardan ötürü ailelerimizden bu olumlu geri bildirimleri alamayabilir ve çocukluk yıllarımızda sağlıklı bir özgüven gelişimi gösteremeyebiliriz. Burada hatırlamamız gereken şey, özgüven gelişiminin yaşam boyu gelişebilen, canlı ve hareketli bir döngü olduğudur. Yani kendine güven, yetişkinlik yıllarında da oluşturulabilir ve geliştirilebilir.


Kendine Güvenen İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur?


Temel olarak, kim olduklarını ve nasıl biri olmayı istediklerini bilirler. Güçlü ve güçsüz yanlarını bilir ve güçsüz yanlarıyla yüzleşebilirler. Kendilerinde olumsuz tarafları görmekten çok olumlu taraflara odaklanabilir ve çoğunlukla kendilerini değerli hissederler. Kendilerine ve yeteneklerine güvenirler. En önemlisi kendilerine saygı duyarlar. Geleceğe dair gerçekçi beklentileri, hedefleri ve amaçları vardır. Eleştirilere açıktırlar ve bu eleştirileri geri bildirim olarak alırlar. Hataları ile yüzleşmekten kaçınmazlar ve hatalarından ders çıkarırlar. Sosyal ilişkilerinde kendi sınırlarını belirleyebilir ve karşısındaki kişinin sınırlarına saygı duyarlar. Yakın davranabilir ve sağlıklı bağlar kurabilirler. Zor durumlarla karşılaştıklarında etkili baş etme stratejileri kullanabilirler. Kendilerine ait özgün bir kimliğe sahip olduklarını hissederler ve bu kimlikle değer yargılarını oluştururlar.


Özetle, sağlam bir özgüven duygusu geliştirebilmek için öğrenmeye ve farkındalık kazanmaya açık olmamız gerekir. Olumlu ve olumsuz olan bütün duygu, davranış ve düşüncelerimizi keşfetmek ve bunları sahiplenerek kişisel bir bütünlük oluşturmak mümkün. Bazı durumlarda bunu tek başımıza gerçekleştirmek bizim için zorlayıcı bir süreç olabilir. Böyle olduğunda kendimizi keşfetmek ve sağlıklı bir kimlik oluşturmak için terapiye başlayarak kendimizi bir terapist eşliğinde tanımak oldukça yarar sağlayabilir.


Kendine Güvenmede Problem Yaşayan İnsanların Temel Özellikleri Nasıl Olur?


Aslına bakarsak kendine güvensizliğin çoğu zaman gerçekçi bir eksiklikle veya yetersizlikle bir ilgisi yoktur. Güvensizlik, genelde çocuklukta öğrendiğimiz yanlış bilgilerden, ailemizden ve toplumun yarattığı gerçekçi olmayan beklentiler ve standartlardan kaynaklanır. Kendine güveni düşük olan kişilerin bazı özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Başkalarının düşüncelerinden kendileri ile ilgili çıkarımlarda bulunurlar. Bu nedenle bazen aşırı hassas ve alıngan olabilirler. Duyguları inişli-çıkışlı yaşayabilirler. İlişkilere karşı memnuniyetsiz bir tutum sergileyebilirler ve kişilere karşı duyguları sıklıkla değişebilir. Eleştirilere açık olmazlar ve yapılan her eleştiriyi olumsuz değerlendirip, geri bildirim almazlar. Kendilerini kendi bakış açıları ile değil, başkalarının bakış açıları ile değerlendirirler. Kendilerini başka insanlarla aşırı kıyaslar ve çoğu zaman bu nedenle mutsuzluğa kapılırlar. Sosyal ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Kendilerine karşı iç sesleri olumsuz, eleştirici ve yargılayıcıdır. Bazen kızgın öfkeli ve yalnız hissederler. Kendilerini başarılı hissetmez ve çoğu zaman başarılarını küçümser veya gözardı ederler.



Kendimize Güveni Arttırmak İçin Neler Yapabiliriz?



Kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak veya toplumun kriterleriyle değil, kendi değer ölçütlerimiz ile değerlendirmemiz gerekir. Kendi değer ölçütlerinizi bulmakta güçlük çekiyorsanız, bir uzmandan bu konuda destek alabilirsiniz. Unutmayın, kendinizi ne kadar doğru bir şekilde yargılarsanız hem değiştirebileceğiniz yönlerinizi tanır, hem de güçlü ve olumlu yönlerinizi fark edebilirsiniz. Şunu kendinize her zaman hatırlatın, bir olay sonrasında yetersiz ya da başarısız hissedebilirsiniz ama bu sizi gerçekten de öyle biri yapmaz. Her insan kendi içinde hem olumlu hem de olumsuz özellikleri barındırır. Kendimize güvende en önemli temel ölçeklerden biri olumlu ve olumsuz taraflarımızı tamamen görmek ve kabul edebilmektir. Ne yapamadığınızdan çok neleri yaptığınıza ve yapabileceğinize odaklanın. Herkesin bir sınırı olduğunu ve kimsenin her şeyi yapabilecek, başarabilecek kadar mükemmel olmadığını unutmayın.


Yeni deneyimler yaşamaktan korkmayın veya çekinmeyin. Her yeni deneyimi kendinizle ilgili farkındalık geliştirmenizi sağlayacak bir fırsat olarak görmeye çalışın. Hata yapmaktan kaçmayın. Her şeyi mükemmel yapamayacağınızı, önemli olanın yapmaya çalışmak olduğunu ve elinizden gelenin en iyisini yapmak olduğunu kendinize sürekli olarak hatırlatın. Hayata dair kendi hedeflerinizi ve amaçlarınızı belirlemeye çalışın. Bu hedeflere ulaşmak için ufak ufak adımlar atmaya başlayın. Bu potansiyelinizi ortaya çıkaracak ve kendinize karşı güveninizi arttıracaktır.


Son olarak, kendinize her zaman şunu hatırlatın; kendine güvensizliğin bir nitelik ya da yetenek eksikliğiyle ilgisi yoktur. Kişinin kim olduğundan çok kendisini nasıl algıladığıyla ilgilidir.


Yayınlanma: 24.01.2022 14:36

Son Güncelleme: 18.08.2022 12:17

#özgüven #yetersizlik#değersizlik#özsaygı#terapi
Psikolog

Merve Ece

KAYHAN

Uzman Psikolog

72 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Çevresel-Toplumsal Sorunlar
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları

Toplumsal Travmanın Kökleri: Şiddet Döngüsünün Sistemik Yansımaları ve İyileşme Yolları

Bireylerin yaşadığı travmaları toplumsal yapılar, kültürel normlar ve kolektif geçmişle ilişkilendirerek inceleyecek olursak; kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk cinayetleri gibi korkunç olayların arkasında, sadece bireysel şiddet eylemleri değil, daha derin bir toplumsal travma ve sistemik ihmal olduğuna inanıyorum. Türkiye’de son dönemde yaşanan bu tür olaylar, sadece bireysel faillere değil, daha büyük bir toplumsal hastalığın dışavurumlarına işaret ediyor.Travmanın Kökleri ve YansımasıŞiddet eylemlerinin temelinde genellikle çok derinlerde yatan travmalar ve patolojiler vardır. Bir insanın bir başkasına zarar vermesi, onun kendi yaralı benliğinden ve yetersizlik hissinden kaynaklanır. Bu tür eylemler genellikle bireyin geçmişte yaşadığı duygusal ya da fiziksel istismarın, ihmalin veya reddedilmenin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Örneğin, birçok failin kendi geçmişlerinde ağır travmatik deneyimler yaşamış olduklarını görürüz. Bu travmalar, bireylerin kendi acılarını işlemekte başarısız olmalarına ve bunu başkalarına yöneltmelerine yol açar. Ancak bu, elbette ki suçu meşru kılmaz, yalnızca onun altında yatan karmaşık dinamikleri anlamamıza yardımcı olur.Toplumun Travma Birikimi ve Yargı Mekanizmalarının YetersizliğiToplumun bir bütün olarak bu tür şiddet olaylarına nasıl tepki verdiği, toplumun travmalarının derinliğini ve iyileşme kapasitesini gösterir. Türkiye'deki kadın cinayetleri ve tecavüz vakalarına yönelik yargılamaların eksikliği, yalnızca adalet sisteminin değil, daha geniş bir toplumsal dokunun yaralandığını gösterir. Hukukun adaleti sağlayamaması, insanların çaresizlik hissini besler ve bu hissiyat toplumu felç eder.Yargı mekanizmaları, faillerin cezalandırılması kadar koruyucu önlemlerin alınmasında da yetersiz kaldığında, toplumda yaygın bir güvensizlik ve çaresizlik hissi ortaya çıkar. İnsanlar kendilerini savunmasız hisseder, devletin ya da toplumun onların yanında olmadığı duygusuna kapılır. Bu da daha fazla öfkeye, daha fazla kopuşa ve toplumun kendisine yabancılaşmasına yol açar.Koruyucu Önlemler ve Toplumsal İyileşmeKoruyucu önlemler, toplumun kolektif iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar. Bir toplum, şiddet ve istismarı önlemek için önce bu eylemlerin kök nedenlerini ele almalıdır. Yani, sadece failleri cezalandırmak yeterli değildir; aynı zamanda bu tür şiddet olaylarını ortaya çıkaran sosyal ve psikolojik koşulları da ele almak gerekir. Eğitim sisteminde, aile yapılarında, cinsiyet rollerinde ve toplumsal normlarda radikal değişiklikler yapılmadığı sürece, bu şiddet sarmalının sonu gelmeyecektir.Çaresizlik Hissinin Altındaki Kolektif TravmaToplumun bu tür şiddet olaylarına verdiği tepkide çaresizlik hissi, insanların travmalarının derinliğini yansıtır. Çaresizlik, kontrol edilemeyen bir olaylar zincirine verilen bir tepkidir. Birçok insan, bireysel çabalarının toplumsal düzlemde anlam ifade etmediğini düşündüğünde, kendini pasifize olmuş ve yenilmiş hisseder. Bu durum, toplumsal bir travmanın belirtisidir. İnsanlar, bir yandan kişisel olarak bu tür olaylara karşı çıkmak istese de, toplumsal yapılar onları güçsüz bırakır.Bu güçsüzlük hissi, toplumdaki kutuplaşmayı ve ayrışmayı artırır. Bireyler, kendilerini yalnız ve güvensiz hissettiklerinde, topluma olan bağlılıkları zayıflar. Toplumsal düzeyde bu, bir tür kopukluğa yol açar; insanlar, birbirine güvenmedikçe daha fazla içe çekilirler ve bu da daha fazla şiddet üretir.Toplumun İyileşmesi İçin Duygusal Bağ KurmakToplumun iyileşebilmesi için, bireylerin kendi travmalarıyla yüzleşmeleri ve onları işleyebilmeleri gerekir. Bu yalnızca bireysel bir süreç değildir; toplumsal olarak travmaların kabul edilmesi ve üzerine konuşulması da iyileşme sürecinin bir parçasıdır. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk cinayetlerine karşı verilen toplumsal tepki, bir anlamda toplumun kendi travmasıyla yüzleşmesidir. Ancak bu yüzleşmenin tam olarak gerçekleşebilmesi için, koruyucu ve onarıcı adımların atılması, bireylerin bu sürece dahil edilmesi gerekir.Sonuç olarak, travmanın toplumsal yansımaları, bireysel düzeyde başlayan ama toplumsal düzeyde çözülmesi gereken meselelerdir. Şiddet olaylarına karşı yetersiz kalınan adalet sistemi, toplumun iyileşme sürecini engeller. Çaresizlik hissi, bu sürecin bir yan ürünüdür. Ancak toplum, travmaları kabul edip, onları sağlıklı yollarla işleyebilirse, bu kısır döngüden çıkabilir ve kolektif olarak iyileşebilir. Bu süreç, bireylerin duygusal olarak daha bağlantılı hale gelmesi ve sistemik adaletin yeniden tesis edilmesi ile mümkün olabilir.. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Çift ve Aile Terapisi

Çift ve Aile Terapisi

Hiçbir ilişkinin sorunsuz ve mükemmel bir şekilde ilerlemesi mümkün değildir. Her çift ilişki süreçleri boyunca dış etkenlerden dolayı birçok sorunla karşılaşır. Kimi zaman çiftler bu sorunları ilişki içerisinde birlikte çözebilirken bazen de bir uzmandan destek almaları gerekebilir. Çiftlerin bir çözüme ulaştıramadığı bu problemler, ilişkinin yıpranmasına ve tükenmesine neden olabilir. Bir süre sonra ilişki içerisinde, sık sık tekrarlanan ve şiddeti artan kavgalar ortaya çıkabilir. Bu kavgalar iki kişiyi de ruhsal açıdan olumsuz etkiler. Çift ve aile terapisi ilişkilerde olumlu değişimleri sağlayabilmeyi hedefler. Çiftler arası yaşanan problemler genellikle iletişim sorunları, problem çözme becerilerindeki eksiklikler, çiftler arası tartışmalar, duygusal yakınlıkla ilgili sorunlar ve cinsellikle ilgili sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bu sorunlar çiftler için ilk başlarda başa çıkılabilir sorunlar olarak gözükürken, zamanla çözemedikleri büyük sorunlara dönüşebilir.Çift ve aile terapisinde temel amaç; çiftlerin birbirleri hakkında daha derin bir anlayış kazanmaları ve ilişkilerinde yaşadıkları problemleri çözüme kavuşturmalarıdır. Burada çiftler arasında yaşanan bu zorlu süreçler ele alınarak, bir çözüm yolu bulunmaya çalışılır. Terapi sayesinde çiftler problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Etkili, yapıcı iletişim kurma ve sürdürme becerisini kazanırlar. Bu sayede terapi sürecinde problemlerini çözerken, aynı zamanda gelecekte yaşanabilecek problemleri de nasıl çözeceklerini öğrenmiş olurlar. Bu ilişkinin olumlu ve sağlıklı ilerlemesine yönelik oldukça yarar sağlar. Çünkü çoğu çift, terapi sürecinden sonra artık sorunları ve problemleri ile nasıl başa çıkacaklarını öğrenmiş olarak ayrılır.Terapi sırasında terapistin rolü kişilerin duygu ve düşüncelerini açık bir şekilde ifade etmelerini sağlamak, yaşadıkları problemin kaynağına inerek, bir çözüm arayışı bulmaktır. Terapi planı yapıldıktan sonra, çifte yeni bakış açıları kazandırılarak, yaşadıkları olaylara farklı bir pencereden bakmaları hedeflenir. Özetle, çiftin yaşadıkları problemlerde terapist bir aracı rol üstlenerek, kişilerin birbirlerini doğru bir şekilde anlamalarına yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre, çift ve aile terapileri etkili, kısa vadede sonuç aldıran ve ekonomik olan terapi çeşitlerinden biridir. Gittikçe tüm dünyada ve ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır.Ne zaman terapiye başvurmak gerekir?Çift ve aile terapisine genellikle çiftler artık problemlerini kendi başlarına çözemedikleri ve ilişkileri çıkmaz bir hale girdiği zamanlarda başvururlar. Ancak çift ve aile terapisine, sadece problemler veya sıkıntılar yaşandığı zaman başvurmak gerekmez. İlişkiyi geliştirmek, güçlendirmek ve ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemek için de çift danışmanlığı alınabilir. Bu sayede bireyler ileride karşılarına çıkabilecek sorunları birbirlerini yıpratmadan nasıl çözüme kavuşturacakları konusunda deneyim kazanırlar.Aile ve Çift Terapisi kimler için uygundur? Eşiyle veya partneriyle ilişki içerisinde problemler veya sorunlar yaşayan herkes aile ve çift terapisinden faydalanabilir.· Çiftler arası ikili ilişkilerde karşılaşılan problemlerde,· Evlilikte karşılaşılan problemlerde,· Boşanma sürecinde,· Duygusal istismar ve şiddet olaylarında,· İlişkiyi etkileyen önemli yaşam olaylarının varlığında,· İkinci bir evlilik sürecinde,· Partnerlerde kişilik bozukluğu söz konusu olduğunda.Partnerlerden biri terapiye gitmek istemezse ne yapılabilir?Çift ve aile terapisine partnerlerin ortak kararı ile başladığında çok daha etkili ve hızlı sonuç verir. Çünkü böyle bir başlangıçla problemin tam olarak neden kaynaklandığı ve çözümü bilinmesede bir sıkıntının var olduğu kabul edilmektedir. Bu da bize iki tarafında çözüm istediği ve değişime istekli olduğunu gösterir. Maalesef böyle bir başlangıç her zaman mümkün olmayabilir. Bireyler toplumsal önyargılar ve kişilik yapıları nedeniyle problemlerinin çözümü için yardım istemekte zorlanabilirler.Çoğu zaman partnerlerden biri yardım alma önerisini kavga esnasında veya problemin yaşandığı yoğun bir çatışma sırasında gündeme getirir. Bu durum partnerin terapiyi reddetmesine neden olabilir. Çünkü çatışma veya kavga esnasında danışmanlık almanın önerilmesi karşı tarafa bir eleştiri gibi gelebilir. Kişi problemlerin tamamen kendinden kaynaklandığını düşünebilir. Bu da terapiye karşı önyargıların oluşmasına neden olabilir. Partnerlerden biri terapiye gitmeyi kesinlikle kabul etmiyorsa, nedenlerini anlamaya çalışmak önemlidir. Partnere belki bir deneme seansına gitmeyi önermek burada işe yarayabilir.Eğer tüm çabalarınıza ve isteğinize rağmen partneriniz terapiye gelmeyi kabul etmezse, bu durumda kendi başınıza bir şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Bireyin tek başına ilişki sorunlarını düzeltmesi tabi ki zordur ancak en azından bir terapist ile konuşarak ilişki içerisindeki kendi rolünüzü görebilir, problemleri çözmede ve ilişkiyi geliştirmek için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Bazı durumlarda partnerlerden biri terapi almaya başladığı zaman ve kendini geliştirip, değiştirdiğinde partnerinin de ilişkiye ve terapiye karşı bakış açısı değişebilmektedir. Bu durumda partnerinizde kendi isteğiyle terapi sürecine başlamayı kabul edebilir.İlişkinizde sorunları artık konuşarak çözemediğinizi hissediyorsanız mutlaka yardım alın! Aile ve çift terapisine başlamak çoğu zaman bireyler için zordur. İlişki gibi özel bir yaşamı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan problemleri üçüncü bir kişiyle paylaşmak bireylere oldukça zor gelebilir. Çoğu zaman kişiler kendi başlarına bu problemleri çözmeye çalışırken başarısız oldukları bir süreçte oldukları için ve konuşmalar bir süre sonra sonu görülmeyen şiddetli kavgalara dönüştüklerden dolayı, çiftler bu durumu terapi sürecinde de yaşamaktan çekinebilirler veya korkabilirler. Ancak terapi sürecinde, problemler tartışılsa bile kavganın şiddetlenmesi mümkün olmaz çünkü terapist duruma müdahale ederek, olası problem karşısında çiftlere problem çözme becerilerini ve yapıcı iletişimin nasıl kurulacağı konusunda yol gösterir. Bu sayede çiftler etkili iletişim becerileri kullanarak, problemlerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler. Bunu terapi süreciyle öğrenen bireyler, zamanla gündelik yaşamlarında da uygulamaya başlayarak, eskiden partnerleri ile çözemedikleri problemleri artık tek başlarınada çözebilir hala gelirler.Unutmayın, sorun yaşadığımız ilişkiler bizim üzerimizde oldukça olumsuz etkiler bırakır. Acı, endişe, gerilim ve kaygı yaşarız. Eğer bu sorunlar çözümlenmeden devam ederse, ruhsal sağlığımızı olumsuz etkilediği gibi fiziksel sağlığımızı da olumsuz etkileyebilir. İkili ilişkimiz çıkmaza girdiğinde bir önlem almazsak, ilişkimiz bitme noktasına gelebilir. Bu nedenle problemler yıkıcı bir hale gelmeden çözümlemek oldukça önemlidir.
İnsan, İnsanı Tam Anlayamadı

İnsan, İnsanı Tam Anlayamadı

İnsan, İnsanı Tam AnlayamadıBazen insanlardan çok şey bekliyoruz. Bizi anlamalarını, hangi noktaya kızdığımızı bilmelerini, dahası konuyu onların açıp yanlışını fark etmelerini istiyoruz.Hâlbuki karşıdan hiç de öyle tatmin edici geri dönüşler alamıyoruz. Bu bizi daha da hayâl kırıklığına uğratıyor... “Hasbunallah ve ni’mel vekîl” hakikati öyle bir merhem oluyor ki bu marazımıza... Evet marazımız dedim. Çünkü yanlışı karşı taraf yapsa bile bu çatışmada zarar gören biz oluyoruz. Onun umurunda değil çoğunlukla, sen kendini yeyip bitiriyorsun. Beklenti içine giriyorsun, olmadıkça olmuyor... “Madem cismen fâniyim, bu fânilerden bana ne hayır gelebilir? Madem ben âcizim, bu âcizlerden ne bekleyebilirim? Benim derdime çare bulacak bir Bâki-i Sermedî, bir Kadîr-i Ezelî lâzım” diye Üstadım’ı dinleyip 29. Lem’a’yı açtım ve gördüm ki: “Beni halk eden ve adem zulmetinden çıkararak bana vücûd nurunu in’âm eden Zât bana yeter. Kezâ, sahibine her şeyi veren ve onun elini her şeye uzatan hayat ni’metini bana bağışlayarak beni hayat sahibi yapan Zât bana yeter...”Yani bu “Hasbunallah” bahsi bilmana diyor ki; “insanlardan bir beklenti içinde olma, onlar seni anlayamaz. Ama seni tanıyan bilen bir Zât var ve o sana yeter... Sana hayat nimetini veren Zât, hayattaki kırılmışlıklarını anlamada sana yeter, kimse beni anlamıyor deme daha fazla... Sana verilen iman itibarıyla seni mahlûkatın pek çoğundan üstün kılan Zât sana yeter, kimse beni el üstünde tutmuyor deme. Her bahar senin için hiçten, yoktan çiçekleri, meyveleri yaratan Zât sana yeter... kimse bana hediye almıyor deme. Bekleme insanlardan. Beklenti yorar, yoruyor... Fânilerin seni anlamasını bekleme... Şairin de dediği gibi; ‘İnsan insanı, ya tamamlayamadı, ya tam anlayamadı...’ Aynen öyle... Hiçbir zaman bir insan bir insanı tam anlayamadı ve tamamlayamadı. Seni ancak Rabb’in tam anlar ve tamamlar. O senin kalbindeki en ince hatırâtı dahi işitir cevap verir, seni hiç yalnız bırakmaz, her elini açıp ‘Yâ Erhamerrâhimîn’ dediğinde ‘Söyle kulum’ der, derdini dinler. Talep ettiğin her şey O’nun yanında, meftun olduğun her emel onun katında... Sadece istemeni istiyor. Daha ne olsun... Böyle bir Rabbimiz varken, insanlardan ne bekleriz?”Ey nefsim dedim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem...”İsteme artık; “Önce o konuşsun, hatasını anlasın, özür dilesin, hiç beni anlamıyor vs” sözlerini nefsim! İnsanlardan bir şey bekleme. Fânilerden kırılma, alınma. Ama kuru kuru da olaylar halledilmiyor. Ee ne olacak, hem beklemeyeceğim hem de mesele hallolacak öyle mi? Sen başlat konuşmayı gitsin. Sen evvel özür dile bitsin. Sen aç duygularını bilsin! Veya unut gitsin... Bırak gururu, bırak inadı. Hem bu hareketinden emin ol Allah da râzı olacak. O râzı olsa bütün dünya küsse bir ehemmiyeti var mı ki?Risale-i Nur’dan “Zekai’nin bir Manzûmesi” kısmı bu hislerime tam tercüman oldu:Ey güç yetmez dehşet veren hâletlerden ağlayan!Fânîlere aldanarak kırıldıkça bağırma.Ey zâilden, âcizlerden medet umup bağlanan!Gir bu Nurun âlemine, fânîleri çağırma.... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .