İçeriğe geç
  1. Uzmanlar
  2. Beliz UNUTMAZLAR
  3. Blog Yazıları
  4. Terapiye Nasıl Başlanır? İlk Adımı Atmanın Psikolojisi ve Bilimsel Temelleri

Terapiye Nasıl Başlanır? İlk Adımı Atmanın Psikolojisi ve Bilimsel Temelleri

Terapiye başlama düşüncesi çoğu insan için hem umut hem de belirsizlik barındırır. “Nereden başlamalıyım?”, “Doğru terapisti nasıl bulacağım?” veya “Ya konuşacak bir şey bulamazsam?” gibi sorular ilk adımın önündeki görünmez duvarları oluşturur. Oysa psikolojide kabul edilen en önemli ilkelerden biri şudur: Yardım arayışının kendisi, değişimin başlangıcıdır. Carl Rogers’ın (1961) ifadesiyle, “Değişim, kişinin kendini olduğu gibi kabul etmeye başladığı noktada başlar.” Terapiye başlamak tam olarak böyle bir kabulün somutlaşmış hâlidir.

Terapiye Başlama İhtiyacı Nasıl Fark Edilir?

Çoğu insan terapi ihtiyacını büyük bir krizle fark ettiğini düşünse de, süreç genellikle daha sessiz başlar. Uykusuzluk, iştah değişimleri, sürekli stres, motivasyon kaybı, sosyal geri çekilme, unutkanlık, öfke patlamaları veya duygusal dalgalanmalar… Bunlar zihnin “Yalnız değilsin, destek alabilirsin” diyen işaretleridir.

American Psychological Association (2022) verilerine göre terapiye başvuran kişilerin büyük kısmını kaygı, ilişki problemleri, tükenmişlik, dikkat sorunları ve kronik stres yaşamış bireyler oluşturuyor. Baumeister & Leary’nin (1995) “aidiyet ve anlaşılma ihtiyacının temel bir insan motivasyonu olduğu” bulgusu da terapi arayışını güçlendiren psikolojik altyapıyı açıklar.

Yani terapiye başlamak için “daha kötü” olmayı beklemek gerekmez. Aksine erken başvuru, duygusal yükü hafifletir ve sürecin etkinliğini artırır.

Doğru Terapisti Seçmek: Yöntemden Daha Önemli Bir Faktör

Terapide iyileşmenin temel itici gücü kullanılan teknikler değil, terapist ile kurulan bağdır. Bordin (1979), terapötik ittifakı şöyle tanımlar:

“İyileştirici olan yöntem değil, o yöntemi taşıyan ilişkidir.”

Bu nedenle terapiye başlamadan önce birkaç kritik soruyu sormak önemlidir:

  • Bu terapistin yanında kendimi güvende hissediyor muyum?
  • Yargılanmadan konuşabileceğime inanıyor muyum?
  • Terapötik yaklaşımı (BDT, şema terapi, EMDR vb.) bana uygun mu?
  • Duygusal hızımı gözetebilecek bir uzman mı?

Smith & Glass’ın (1977) geniş kapsamlı meta-analizinde, terapinin olumlu sonuçlarının %30’unun terapötik ilişkiye bağlı olduğunun bulunması, bu durumun önemini bilimsel olarak da doğrular.

İlk Seans: Ne Söylenir, Ne Olur?

Birçok danışan ilk seansa girerken “Ne anlatacağım?” endişesi duyar. Oysa ilk görüşmenin amacı, kişinin hayat hikâyesini mükemmel bir sırayla aktarması değildir; güvenli bir zemin oluşturmaktır.

Terapist genellikle şu alanlarda sorular sorar:

  • Terapiye başlama sebebi
  • Güncel belirtiler
  • Aile yapısı
  • Kişinin ilişki ve bağlanma örüntüleri
  • Günlük yaşam döngüsü
  • Terapi hedefleri

Linehan’ın (1993) bu konudaki klasik cümlesi şudur:

“Danışanın duyulmuş hissetmesi, terapötik çalışmanın kapısını açar.”

Bu yüzden ilk seans bir “tanışma ve güven inşası seansı”dır.

Terapiye Hazırlık: Öncesi ve Sonrası

Terapiye başlamadan önce kişinin kendini birkaç soru ile yoklaması süreci kolaylaştırır:

  1. Bu süreçten ne bekliyorum?
  2. Hayatımın hangi alanında değişim istiyorum?
  3. Şu an en çok zorlayan duygu ne?
  4. Daha önce hangi yöntemleri denedim?

Seans sonrası ise şu sorular farkındalığı güçlendirir:

  • Bugün beni en çok ne etkiledi?
  • Ne hissettim?
  • İçimde yeni bir farkındalık oluştu mu?

Bu mikro değerlendirmeler, terapinin verimliliğini artırır.

Terapiye Başlamayı Zorlaştıran Engeller

1. Damgalanma Kaygısı

Bazı kişiler terapiyi “zayıflık göstergesi” olarak görür, oysa bilim bunun tam tersini söyler. Neff (2003), “kendine şefkat geliştiren bireylerin daha sağlıklı psikolojik iyilik hâline sahip olduğunu” belirtir.

2. Kontrol Kaybetme Korkusu

Bazı bireyler duygularını açtığında “kontrolü kaybedeceğini” düşünür. Rogers (1961), terapinin güvenli bir alan yarattığını ve duyguları düzenlediğini vurgular.

3. Değişim Endişesi

Freud’un “tanıdık acı” kavramı, kişinin bildiği acıyı değiştirmekten daha kolay bulduğunu açıklar. Bu nedenle yeni bir sürece adım atmak zorlayıcı gelebilir.

Bilimsel Araştırmalar: Terapi Neden İşe Yarar?

  • Duygu düzenleme gelişir.
  • Gross & Thompson (2007), terapi ile duygu düzenleme becerilerinin belirgin şekilde arttığını gösterir.
  • Bilişsel çarpıtmalar azalır.
  • Beck (1979), kişinin kendi düşünce kalıplarını fark etmesinin duygusal iyileşmeyi tetiklediğini belirtir.
  • Sosyal destek hissi güçlenir.
  • Baumeister & Leary (1995), terapötik ilişkiyi “güvenli bir bağ” olarak tanımlar.
  • Beyin yapısı değişir.
  • Goldapple (2004), bilişsel davranışçı terapinin prefrontal korteks aktivitesini artırdığını göstermiştir.

Terapiye Başlamak: Kendine Açılan Yeni Bir Kapı

Terapiye başlamak aynı zamanda kişinin kendine şefkat göstermeyi öğrenmesidir. Yıllarca güçlü görünmeye çalışıp duygularını bastıran birçok kişi, terapide bu duyguların yumuşak bir yüzeye çıkmasına izin verir. Kişi kırılganlığını artık bir tehdit değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak görmeye başlar. Bu farkındalık bile başlı başına iyileştirici bir deneyimdir.

Değişim Aşamaları: İçsel Direncin Bilimi

Terapiye başlamak, yalnızca bir karar değil; aynı zamanda bir süreçtir. Prochaska & DiClemente’nin (1983) “Değişim Aşamaları Modeli”ne göre bireyler önce farkındalık geliştirir, ardından hazırlık yapar, eyleme geçer ve değişimi sürdürür.

Bu modele göre terapiye başlama kararı hem cesaret hem de içsel direncin doğal bir bileşimidir.

Kişi bir yandan değişmek isterken, diğer yandan alıştığı davranış kalıplarını bırakmakta zorlanabilir. Terapide bu direnç yargılanmaz; aksine değişimin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Birey kendi hızına saygı duydukça sürdürülebilir bir iyileşme sürecine adım atar.

Sonuç: Terapiye Başlamak Bir Cesaret Hikâyesidir

Terapiye başlamak bir zayıflık değil, kişinin kendine verdiği en büyük değerdir.

Bir terapistle kurulan güvenli ilişki sayesinde kişi zihinsel yüklerini paylaşır, duygularını düzenlemeyi öğrenir ve yaşamının kontrolünü yeniden eline alır.

Her yolculuk bir adımla başlar.

O adımın mükemmel olması gerekmez — önemli olan atılmasıdır.

Kaynakça

  • APA (2022). Mental Health Statistics Report.
  • Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong. Psychological Bulletin.
  • Beck, A. T. (1979). Cognitive Therapy of Depression.
  • Bordin, E. (1979). The generalizability of the working alliance. Psychotherapy.
  • Goldapple, K. et al. (2004). Modulation of emotion circuits in depression by CBT. Archives of General Psychiatry.
  • Linehan, M. (1993). Skills Training Manual for Treating Borderline Personality Disorder.
  • Neff, K. (2003). Self-compassion. Self and Identity.
  • Rogers, C. (1961). On Becoming a Person.
  • Smith, M. L., & Glass, G. V. (1977). Meta-analysis of psychotherapy outcome studies. American Psychologist.

Yayınlanma: 26.11.2025 11:04

Son Güncelleme: 26.11.2025 11:09

#terapi#ilişki terapisi#terapiye nasıl başlanır#terapiye ne zaman başlanır #psikolog
Psikolog

Beliz

UNUTMAZLAR

Uzman Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)1 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Yeme Bozuklukları
Güven Kaybı / Aldatma / Aldatılma
+7
Uzmanınla dilediğin yerden görüş:
Psikolog Merkezi: Online Seans

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...
(Love Bombing)- Sen Seç, Sevgi mi yoksa Bombardıman mı?

(Love Bombing)- Sen Seç, Sevgi mi yoksa Bombardıman mı?

Love bombing, Türkçe karşılığı ile sevgi bombardımanı ya da sevgi bombalaması anlamına gelmektedir. Love bombing bir tür duygusal manipülasyon olarak kabul edilir.İstismarcı, istismar edilen tarafın hayatına aşırı düzeyde müdahale ederek istismar edilen tarafın bağımsız bir birey olma potansiyelini elinden almaya çalışır ve kendisine bağımlı olan bir bireye dönüşmesini ister.Bu terim psikoloji açısından ele alındığında narsist bir bireyin karşı bireyi kontrol edebilmek adına gösterdiği istismarcı ve aşırı düzeydeki ilgi gösterme davranışı olarak kabul edilir.Burada söz edilen ilgi sağlıklı değildir, istismarcı aşırı ilgi altında istismar edilen tarafın hayatına karşı kısıtlamalar koymaya başlar. Gideceği yer, yiyeceği yemek, giyeceği kıyafet, buluşma saati, buluşulacak mekân ve görüşülecek insanlara kadar her şeyi istismarcı kendi belirliyor ve yönetiyor olmak ister. Bunu partnerini çok sevdiği ve ilişkisine çok değer verdiği için yapıyor gibi görünse de zamanla kişiye karar verme hakkı tanımamaya başlar.Love bombing yaşanan ilişkilerde istismara uğrayan taraf ilk zamanlarda gösterilen aşırı ilgi ve övgüleri cazip görmekte, çok mutlu hissetmekte, sevildiği ve önemsendiğini düşünmektedir. Ancak zamanla kişi ilişki içinde kendisini güvende hissetmek yerine manipüle edilmiş ve kontrol altında kalmış hissetmeye başlayabilir. Çok ilgi dolu gözüken bir istismarcı partnerin esas amacı genellikle kontrol ve güç elde etmektir. İstismarcı, kurulan bu yoğun ve hızlı ilişkiyi kullanarak istismar edilen tarafın duygusal bağımlılığını artırmaya çalışır. İstismar edilen taraf, istismarcının yoğun ilgisi nedeniyle mantıksız bir şekilde bağlanabilir, istismarcının gösterdiğini düşündüğü ilgi ve sevgiyi kaybetmemek için istismarcının istediği şekilde davranan bir birey haline gelir. Zamanla bağımsızlığını ve sınırlarını iyiden iyiye kaybeden istismar edilen taraf tümüyle istismarcısına farkında olmadan gücü ve kontrolü verir.Kısaca özetlemek gerekirse, love bombing, aşırı sevgi gösterme taktiği ile başlayan, sağlıklı bir ilişki biçimi olmaktan çok uzak bir istismar ve manipülasyon biçimidir. Bu manipülasyona uzun süre maruz kalan partner duygusal ve psikolojik sağlığında bozulmalar yaşayacağı için bu ilişki döngüsünden tek başına çıkabilmesi güçtür. Bu süreçte ruh sağlığını korumak için bir uzmandan destek alması önerilir.Love Bombing (Sevgi Bombardımanı ) Belirtileri Nelerdir?Aşırı İlgili Davranışlar: İstismarcı durmadan gece-gündüz mesaj atma, telefonla arama, buluşma teklif etme ve her detaya hâkim olma gibi davranışları ilişkinin başındayken de sıkça tekrarlayabilir. Açılmayan telefonların hesabını sorma, ihmal edildiğine yönelik algı oluşturma, her dakika hesap verilmesini talep etme vb. davranışlar istismarcının bazı davranışlarına örnek olarak düşünülebilir.Sürekli Övgüler: İstismarcı, istismar edilen tarafı sürekli övebilir. Kendisini küçülten, istismar edilen tarafı büyüten sözlerin altında istismar edilen tarafı kendisine bağlama gerçeği bulunmaktadır. Sağlıklı ilişkilerin dinamiği içerisinde de partnerlerin birbirine güzel sözler söylemesi kıymetlidir ancak burada istismarcı taraf süreci fazla ileriye götürmekte her an her dakika istismar edilen tarafı olumlu mesajlar ile uyararak sürece karşı şartlanma oluşturmaktadır.Diğer İnsanlara Karşı Değişlik Talepleri: İstismarcı, istismar edilen tarafın çevresindeki insanlar ile iletişimini kesmesini veya diğer ilişkilerini azaltmasını isteyebilir. Bu sebeple istismar edilen taraf sosyal destekten yoksun kalarak istismarcıya daha çok bağımlı hale gelmektedir. İstismarcı, birbirlerine daha çok vakit ayırabilmeleri ve ilişkilerinin iyiliği için bunu yaptığını belirtse de burada sınır koyabilmek oldukça önemlidir. İstismarcıdan sık sık sorun biz değiliz çevredeki insanlar bu sebeple onlardan uzaklaşmalısın/ uzaklaşmalıyız gibi ifadelerini duyabilirsiniz. İstismar edilen tarafın zamanla çevresinden soyutlanması ruh sağlığı için tehdit niteliğinde olabileceği için bu talepler konusunda çok dikkatli olmak gerekir.Sıkça Hediyeler Alma ve Jestler Gerçekleştirme: İstismarcı, ilişkinin henüz çok başlarında iken de sık sık ve pahalı hediyeler veriyor, romantik jestler yapıyor olabilir. Bu şekilde istismar edilen tarafı kendine bağlamaya çalıştığı unutulmamalıdır. Hediyeleşmek güzeldir ancak orada kıymetli olan düşünülmektir. Pahalı ve kişiye zor duruma sokacak hediyeler istismarcı bir partnere işaret edebilir.Çatışma ve Olumsuzlukları Reddetme: İlişkinin başlangıcında yaşanan veya yaşanabilecek olumsuzlukları, çatışmaları kabul etmemek, bu tür konuları yok saymak ya da hızlıca geçmek, istismarcının sık kullandığı bir davranış biçimidir. Örneğin: Şimdi ne gerek var bu konuları konuşmaya, biz anı yaşayalım, şimdi hiç tadımızı kaçırmayalım, sonra konuşuruz şimdi acelesi yok, bir aradayken zamanımızı bunlar ile geçirmeyelim’’ gibi örnek cümlelere sık sık rastlamak mümkündür. İlişkilerde hiçbir konunun halı altına süpürülmediğinden emin olmak ilişkinin sağlığı için önemli bir kriterdir.Love Bombing bir İlişkinin İçinde Neler Yapılmalıdır? Öncelikle love bombing sadece yakın-romantik ilişkiler ile sınırlı olmadığını tüm yaşamımızda kurduğumuz ilişki dinamiklerimiz için genellenebildiğini unutmamamız gerekir. Aile, arkadaş ve iş ortamında da love bombing ile karşı karşıya kalabilmek mümkündür. Peki, love bombing ile karşı karşıya kalındığında neler yapılmalıdır?-İlişkilerinizde sınırlarınızı belirlemek ve bunu karşınızdaki kişiye açık bir şekilde belirtmek ilk yapılması gereken davranıştır. Bunun için insanlara gerekli durumlar karşısında ‘’hayır‘’ diyebiliyor, sınır koyma noktasında bir çekince yaşamıyor olmanız gerektiğini hatırlatırım. Eğer sınır koyma ile ilgili bir yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana başvurabilirsiniz.-Hoşunuza gitmeyen ve sizi rahatsız eden tüm davranışları açık bir şekilde dillendirmelisiniz. Örneğin; kıyafetinize karışması, sosyal medya hesaplarınızı yönetmek istemesi gibi sizin kişisel alanınıza müdahale etmeye çalıştığı her noktada istismarcıya ‘’dur’’ diyebilmeli ve bu durumun sizde oluşturduğu hissi paylaşabilmelisiniz.-Ailenizin ve çevrenizdeki insanların ilişki içinde olduğunuz kişi hakkındaki yorumlarını dinleyin ve değerlendirin.Unutmayın ki, love bombing istismarcının isteği doğrultusunda hareket eder ve genellikle istismarcının kontrolünü artırmaya hizmet etmektedir. Bu tür davranışlara karşı dikkatli olmak ve sağlıklı sınırlar belirlemek önemlidir. Yaşadığınız bu travmatik ilişki zamanla yaşam kalitenizi ciddi düzeyde etkileyerek psikolojinize zarar verir. Sevgi bombardımanına maruz kaldığınızı fark ettiğiniz zaman psikolojik destek almayı ihmal etmeyin.Seans randevu almak isterseniz randevu takvimimden bana ulaşabilir ya da sorunuz var ise her zaman sorunuzu sorabilirsiniz.Sevgi ve sağlıcakla,Uzm. Psk. & Aile Danışmanı Fatma İzel ŞAHİNKaynakça: https://www.psikoterapi.pro/makaleler/sevgi-bombardimanihttp://www.izmirpsikolojimerkezi.com/news/70/ask-mi-ask-bombardimani-mi/https://saripsikoloji.com/blog/love-bombing-nedir
Romantik İlişkiler

Romantik İlişkiler

Prens Edward ile Wallis Simpson AşkıTarihin en duygusal ve en anlamlı aşklarından biri Edward ileWallis Simpson’ın aşkıdır. İlk evliliğini bir deniz subayı ile yapan Wallis, eşinin alkol bağımlısı olması sebebiyle evliliğini hemen sonlandırdı. Wallis, daha sonra ikinci bir evlilik yaptıve bu evliliği sırasındaİngiltere'de veliaht olan Prens Edward ile tanıştı. PrensVIII. Edward, o dönemde zekâsı ve karizmasıyla bütün kadınların hayranolduğu bir erkekti. Prens Edward, çok güzel bir bayan olmamasına rağmen Wallis’i görür görmez ona vuruldu. Wallis’in zarafeti ve kültürü Prens Edward’ı fazlasıyla etkiledi. Ve zamanla aralarında tarihe adını yazacak bir aşk doğdu. Wallis,1936 yılında eşinden boşandığındaaynı yıl Prens Edward da babasını kaybettive VIII. Edward adıyla tahta çıktı.Birbirlerine delicesine âşık olan bu çiftin, ne yazık kiömür boyunca beraber olmalarının önünde çok büyük engel vardı. İngilizKraliyetailesi Wallis’in hem ABD’li olmasından hem de iki evlilik yapmasındandolayı bu evliliğe onay vermedi. Kral VIII. Edward, durumu anladıve bir karar alması gerektiğinin farkına vardı. 1936 yılının Aralık ayında Kral Edward radyodan bir açıklama yapmaya karar verdi. Oldukça heyecanlı ve son derece kararlı bir ifadeyle deli gibi aşık olduğu Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini, görevini de kardeşine devrettiğini açıkladı. Sadece 325 gün krallık yapan Edward, ülkedeki bütün herkesi şoke etti.Bundan tam 6 ay sonra 3 Haziran 1937'de Edward ve WallisFransa'da Conde Şatosu'nda oldukça romantik bir düğünle dünya evine girdi. Edward bu evlilikle birlikte tacını kaybederekWindsor Dükü ünvanını aldı. Tüm dünyada yankı uyandıran bu aşk monarşinin kurbanı olmadıve sınır tanımamış bir sevginin sembollü oldu.Prens Edward ile Wallis Simpson Aşkı. Tarihi Olaylar. (n.d.). https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/prens-edward-ile-wallis-simpson-aski-889.Romantik İlişkiler Neden Önemli? Aşk, insanoğlunun bildiği en derin duygulardan biridir. Aşkın birçok çeşidi vardır ancak birçok insan uyumlu bir partner ile romantik bir ilişki olarak aşkı tanımlar. Bu bireyler için romantik ilişkiler, hayatın en anlamlı yönlerinden birini oluşturur ve derin bir tatmin kaynağıdır. Bağlılığa duyulan ihtiyaç doğuştan geliyor gibi görünürken, sağlıklı, sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği öğrenilir. Bazı kanıtlar, istikrarlı bir ilişki kurma yeteneğinin, yiyecek, bakım, sıcaklık, koruma, teşvik ve sosyal temas ihtiyaçlarını güvenilir bir şekilde karşılayan bir anne ile ilk deneyimlerinde, bebeklik döneminde oluşmaya başladığını göstermektedir. Yani insanoğlunun bağlanma ihtiyacı doğuştan gelirken, nasıl bağlılık kuracağını yaşayarak öğrenir. Bu öğrenme sürecinde ilk aşama anne ile olan temas sonucu sağlanır. Daha sonra kişi, sosyal çevre, deneyim, kişilik yapısı ve olası diğer faktörlerden etkilenerek ilişki kurma ve bağlılık şeklini oluşturur. Eğer kişi sağlıklı ilişki kurma yetisini oluşturamadıysa bağlılık ihtiyacını karşılayamaz veya sağlıksız bağlanmalar yaşar. Bu durum kişinin psikolojik/ruhsal sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Bu yüzden sağlıklı bağlanma kişinin kendini iyi hissetmesinde büyük yer kaplar. Sağlıklı Romantik ilişkiler Nasıl Olmalı? Güçlü bir ilişki sürdürmek, sürekli özveri ve iletişim gerektirir ve belirli özelliklerin sağlıklı ilişkileri geliştirmek için özellikle önemli olduğu gösterilmiştir. Başlangıç ​​olarak her birey, partnerine zaman ayırmaya ve ilgi göstermeye istekli olduğundan emin olmalıdır. Her ikisi de, zamanla değişseler bile, farklılıklarına uyum sağlamaya kararlı olmalıdır. Özellikle ilişkilerin ilk yıllarından sonra kişilerin ilk baştaki yoğun tutkusu azabilir ve ondan sonra yerini sevgi, saygı ve güvene bırakacaktır. Fakat tutku azaldığında kişilerin birbirlerinin hatalarına karşı olan töleransları da azalabilir. Bu noktada kişiler dengeyi sağlamada çok dikkatli olmalıdır. Karşı tarafı kırmadan ve onu değiştirmeye çalışmadan hataları ile ilgili doğru geri bildirimi verebilmelidir. Geri bildirim verirken suçlama ve yargılamadan kaçınmalı, sadece davranışın ona ne hissettirdiğinden bahsetmelidir. Bu durumda karşı taraf davranışlarının sonucunun farkına varacak, empati kuracak ve partnerini kırdığını, üzdüğünü veya öfkelendirdiğini anlayacaktır. Sonrasında ise o davranışı sergilememeye özen gösterecektir. Kişiler ilişkinin ilerleyen aşamalarında bu duruma oldukça dikkat etmeli ve bu tarz değişimleri sakinlikle karşılamalıdır. Yoksa küçük tartışmalar kaosa dönüşebilir, kişiler kırılabilir ve bağlar kopmaya başlayabilir. Ek olarak ilişkide en önemli noktalardan diğeri ise eşlerin birbirine zaman ayırması ama aynı zamanda bireysel alanlarının da olmasıdır. Kişiler birbirlerinin ilgi alanlarına saygı duymalı ama aynı zamanda paylaştıkları zevkler, aktiviteler de olmalıdır. Burada da dengeyi kurabilmek oldukça önemlidir.İlişki için doğru kişiyi nasıl bulacağız? Bir hayatı paylaşacak kişiyi bulmak çok güzel ama aynı zamanda çoğu zaman zor bir süreçtir. İster online ister yüz yüze gerçekleştirilsin, arama muhtemelen kişiyi alışılmadık ortamlara itecektir. Sonuca ulaşmak istiyorsa kişi konfor alanının dışına çıkmalıdır. Konfor alanının dışına çıkmak, kişinin alışık olduğu ortamdan uzaklaşabilmesi ve yeniliklere açılabilmesidir. Çünkü her yeni kişi hayatımıza katacağımız yeni zevkler, renkler ve yerler demektir. Bu noktada kişi uyum sağlamaya hazır olmalıdır. Karşı tarafın da uyum sağlamaya hazır olması, partnerini bütünüyle kabul etmesi, onu o yapan şeyleri yargılamaması, ve onun isteklerine, zevklerine saygı duyması kişinin doğru kişi olabileceğinin göstergelerinden bazılarıdır. Tabi sadece bunlara bakarak bir kişiyi ''doğru kişi'' diye etiketleyemeyiz. Sağlıklı romantik ilişkiler kurmak ve bunu olabilecek en uyumlu partner ile gerçekleştirmek sandığımızdan çok daha karmaşık bir durum olabilir. Bahsettiğimiz mantık dolu kıstasların yanında işin içine bir de duygular girer. Duygular eğer kişi için ''doğru kişi değil'' diyor ise, mantık tamamen devre dışı kalabilir. Bu noktada kişinin hem mantığından hem de duygularından onay alması gerekir. Bu da çoğu kişi için oldukça zorlu bir süreçtir. Fakat bir kere gerçekleştiğinde kişinin yaşadığı zorluklara değecektir.Psk. Dan. Bilgi İnan
Bilgi İNAN 26.04.2021